Türk Cumhuriyetleri eden Trump’in ‘Bariş Konseyi’nde?

Ankara açısından bu platform yalnızca ABD ile ilişkileri yeniden tanımlama aracı değil, aynı zamanda Türk dünyasını küresel siyasette kolektif bir aktör haline getirme fırsatı olarak da görülebilir. Azerbaycan ve Kazakistan ise enerji kaynakları sayesinde finansal katkı kapasitesi yüksek ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Özbekistan’ın son yıllarda izlediği açılım politikası, Taşkent’in küresel platformlarda daha görünür olma arzusunu güçlendirmektedir. Kırgızistan ve Türkmenistan ise ekonomik ve siyasi sınırlılıkları nedeniyle daha temkinli bir tutum benimseme eğilimindedir.
Trump’ın küresel siyasete yeniden yön verme iddiasıyla ortaya koyduğu “Barış Konseyi” (Board of Peace) girişimi, klasik uluslararası örgütlerin ötesinde bir mânâ taşıyor. Bu yapı Birleşmiş Milletler’in alternatifi olabilecek, finansal katkıya dayalı, ABD liderliğinde, orta güçleri Washington’a bağlayan yeni bir küresel düzen tasarımı olarak algılanıyor.
Davos’taki tanıtımda bile konseyin logosunda Amerika haritasının yer alması, yapının ABD merkezli yeni bir güç merkezi planlaması olduğunu gösteriyor. Masanın başına ABD Başkanı’nı oturup, ülke liderlerine imza attırılması sadece Trump’ın klinik narsizmi ile açıklanamaz. Bu proje, yükselen Çin hegemonyası karşısında yeni bir güç bloğu inşası olarak kabul ediliyor. Peki, böyle bir yapıya Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan ve Kazakistan gibi Türk cumhuriyetlerinin katılması ne mânâya geliyor?
Dört Türk Cumhuriyeti ‘Barış Konseyi’nde
İlk bakışta Gazze’deki çatışmaların çözümüne yönelik diplomatik bir platform olarak sunulan bu yapı, Macaristan dışında büyük Avrupa liderlerinin boykotu ile ilginç bir hâl aldı. Güney Amerika’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar büyük bir coğrafyadan katılımların olduğu bu konseye Orta Asya’dan Kazakistan ve Özbekistan, Kafkasya’dan ise Azerbaycan ve Ermenistan katıldı. Özellikle Türk Cumhuriyetlerinin bu girişime yönelik ilgisi, yalnızca dış politika tercihi olarak değil, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında birlikte hareket etme şeklinde de değerlendirilebilir.
Reklam
Büyük güçler arasında manevra imkânı
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ve Azerbaycan, uzun süre Rusya’nın tarîhî nüfuzunun gölgesinde bağımsızlıklarını koruyup uluslararası güçlerle denge politikası kurmaya çalıştılar. Ancak
- Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın askeri ve ekonomik kapasitesinin zayıflaması,
- Çin’in Kuşak-Yol projesi üzerinden bölgede artan nüfuzu ve
- ABD’nin yeniden Orta Asya’ya dönme stratejisi, bu ülkeleri yeni bir jeopolitik tercih yapmaya zorluyor.
Bir taraftan Avrupa Birliği ile siyâsî ve ekonomik alanda stratejik işbirliği geliştiren bu ülkeler, diğer yandan Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD ile çok daha kapsamlı bir ortaklık ilişkisi kurmaya başladılar. Trump’ın “Barış Konseyi” bu bağlamda Türk Cumhuriyetleri için yalnızca bir uluslararası platform değil, büyük güçler arasında manevra alanını genişletebilecek potansiyel bir araç olarak görülüyor.
Fırsatlar ve riskler bir arada
“Barış Konseyi”nin en dikkat çekici yönü, finansal katkıyı siyasi etkiyle doğrudan ilişkilendiren yapısıdır. Daimi üyelik için öngörülen yüksek mâli katkı, bu platformun klasik çok taraflı örgütlerden farklı olarak ekonomik kapasiteye dayalı bir güç hiyerarşisi kurmayı hedeflediğini göstermektedir. Bu durum, ABD’nin küresel düzeni ideolojik değerler üzerinden değil, pragmatik güç ve finans ilişkileri üzerinden yeniden kurgulama eğiliminin somut bir göstergesidir. Türk Cumhuriyetleri açısından bu model, hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Çünkü konseyde yer almak, ABD ile daha doğrudan ve kurumsal bir ilişki anlamına gelirken, aynı zamanda Rusya ve Çin ile ilişkilerde hassas bir dengeyi zorunlu kılmaktadır.
Ankara rol belirleyici konumda
Türkiye’nin bu süreçteki rolü diğer Türk Cumhuriyetlerinden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Türkiye, NATO üyeliği ve küresel diplomatik ağı sayesinde “Barış Konseyi” içinde doğal lider konumuna yerleşme potansiyeline sahiptir. Ankara açısından bu platform yalnızca ABD ile ilişkileri yeniden tanımlama aracı değil, aynı zamanda Türk dünyasını küresel siyasette kolektif bir aktör haline getirme fırsatı olarak da görülebilir.
Reklam
Azerbaycan ve Kazakistan ise enerji kaynakları sayesinde finansal katkı kapasitesi yüksek ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Özbekistan’ın son yıllarda izlediği açılım politikası, Taşkent’in küresel platformlarda daha görünür olma arzusunu güçlendirmektedir. Kırgızistan ve Türkmenistan ise ekonomik ve siyasi sınırlılıkları nedeniyle daha temkinli bir tutum benimseme eğilimindedir.
Türk Dünyası blok Halinde ABD’nin yanında
Türk Cumhuriyetlerinin “Barış Konseyi”ne muhtemel katkıları yalnızca mâlî boyutuyla değil, jeopolitik neticeleriyle de değerlendirilmelidir. Bu ülkelerin konseyde yer alması, Türk dünyasının ilk kez ABD merkezli bir küresel mekanizmada blok halinde temsil edilmesi mânâsına gelebilir. Böyle bir gelişme Rusya’nın Orta Asya üzerindeki geleneksel nüfuzunu zayıflatırken, Çin’in ekonomik etkisine karşı yeni bir denge unsuru oluşturabilir.
Ancak bu durum aynı zamanda Moskova ve Pekin’in bölgeye yönelik baskı araçlarını artırmasına yol açma potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla Türk Cumhuriyetlerinin önündeki temel soru, ABD ile yakınlaşmanın sağlayacağı kazanımlar ile Rusya ve Çin ile ilişkilerde doğabilecek mâliyetler arasındaki dengenin nasıl kurulacağıdır.

Ekonomik fırsatlar
“Barış Konseyi”nin Türk Cumhuriyetleri açısından bir diğer mühim boyutu, ekonomik ve stratejik fırsatlar meselesidir. Konseyin temel hedeflerinden biri, savaş sonrası yeniden inşa süreçlerini ve küresel altyapı projelerini koordine etmektir. Bu durum, Türk dünyası için enerji, lojistik, savunma sanayi ve inşaat sektörlerinde yeni fırsatlar yaratabilir. Özellikle Türkiye merkezli savunma sanayii ve Orta Asya’nın enerji kaynakları, bu platform üzerinden küresel pazarlara daha güçlü biçimde entegre edilebilir. Ancak bu fırsatların gerçekleşmesi, konseyin uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirliğine ve ABD’nin küresel stratejik önceliklerine bağlıdır.
Belirsizlikler riskleri de beraberinde taşıyor
Bu noktada “Barış Konseyi”nin geleceği belirsizliklerle doludur. Avrupa Birliği’nin ve bazı Batılı ülkelerin bu girişime mesafeli yaklaşması, konseyin küresel meşruiyetini sınırlayabilir. Ayrıca Trump’ın şahsî liderliğine dayalı bir yapı olması, bu platformun ABD iç siyasetindeki değişimlere karşı kırılgan hale gelmesine yol açmaktadır.
Reklam
Türk Cumhuriyetleri açısından bu durum, stratejik bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Çünkü konseyin başarısız olması veya ABD’nin öncelik değiştirmesi, bu ülkelerin büyük güçler arasındaki hassas denge politikasını olumsuz etkileyebilir.
Netice olarak Trump’ın “Barış Konseyi”, Türk Cumhuriyetleri için yalnızca yeni bir diplomatik platform değil, aynı zamanda küresel güç dengeleri içinde yeni bir konumlanma fırsatı ve riski sunmaktadır. Bu girişim Türk dünyasının tarîhî olarak ilk kez ABD merkezli bir küresel mimaride kolektif bir aktör olarak yer alma ihtimalini ortaya koymaktadır. Ancak bu ihtimalin gerçekleşmesi, Türk Cumhuriyetlerinin sadece ekonomik kapasitelerine değil aynı zamanda büyük güçler arasında denge kurma yeteneklerine bağlıdır. 21. yüzyılın jeopolitiğinde Türk dünyasının hangi eksende yer alacağı sorusu büyük ölçüde bu tür platformlara verilecek stratejik cevaplarla şekillenecektir.
Türkistan’dan kısa kısa
Rusya’dan 35 bin Kırgız Türkü’ne sinir dişi tehditti
2025'te Rusya’nın göç mevzuatını sıkılaştırması üzerine ülkede çalışan milyonlarca Orta Asyalı göçmen için sınır dışı tehditi ortaya çıkmış oldu. Geçtiğimiz sene 5 Şubat’ta başlatılan göçmenlerin kayda alınması prosedürü sonrası kayda düşemeyen yabancıların ülkeden gönderilmesi ciddi şekilde gündemde. Ocak 2025 itibariyle yurtdışında 608 binden fazla Kırgızistan vatandaşı bulunuyor ve bunların 376.907'si Rusya'da kayıtlı.
Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı’na göre Rusya'nın göç kontrol kayıtlarında kaydı yapılmamış 34.786 Kırgızistan vatandaşı bulunuyor. Bakanlık, vatandaşlarının ülkeye geri gönderilmesi durumunda onları belirli projelerde istihdam etme güçlerinin olduğunu belirtirken, diğer taraftan da Rusya’da işgücü sıkıntısı olduğu için Rusların göç politikasını yumuşatabileceğini belirtiyor.
Kazakistan’dan ABD ve AB’ye petrol çağrısı
Karadeniz'de Kazakistan'ın ihraç petrolünü taşıyan tankerlere kimliği belirsiz insansız hava araçlarının saldırısı sonrasında Astana, Avrupa ve ABD'yi nakliyatın güvenliğini sağlamak için tedbirler almaya çağırdı.
13 Ocak'ta Kazakistan'ın ihraç petrolünü Karadeniz'de taşıyan tankerlere kimliği belirsiz İHA'lar tarafından saldırı düzenlenmesinin ardından Astana, Avrupa, ABD ve diğer yabancı ortaklarıyla bir dizi acil toplantı düzenledi ve bu toplantılarda hidrokarbonların deniz taşımacılığının güvenliğini sağlamak için “etkin tedbirler” almaları çağrısında bulundu.
Reklam
13 Ocak'ta Kazakistan Enerji Bakanlığı, Karadeniz'de Malta bayrağı altında seyreden ve Kazakistan ulusal şirketi KazMunayGas'ın yan kuruluşu tarafından kiralanan Matilda tankeri ile Liberya bayrağı altında seyreden ve yükleme bekleme modunda olan Delta Harmony tankerinin saldırıya uğradığını duyurmuştu.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.