BIS verileri doların küresel gücünü koruduğunu gösteriyor
09:00, 31/03/2026, Salı

Doların bitmeyen saltanatı mı, gelişen piyasaların fiyaskosu mu?
Son yıllarda ekonomi manşetlerini süsleyen en popüler kavramlardan biri hiç şüphesiz ‘de-dolarizasyon’. Çin'in yükselişi, BRICS ülkelerinin alternatif arayışları ve euronun küresel bir para birimi olma çabası, doların tahtının sarsıldığı izlenimine yol açıyor. Ancak Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) tarafından yayımlanan kapsamlı bir çalışma, bu anlatının göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. 1966'dan günümüze uzanan veriler, doların hakimiyetinin ne sürekli arttığını ne de geri dönülemez bir düşüşte olduğunu; aksine devasa ‘dolarizasyon dalgaları’ şeklinde ilerlediğini gösteriyor.
Üç büyük dalga: Bir şey ne kadar değişirse, o kadar aynı kalır
Fransızların ünlü “plus ça change plus c'est la meme chose” sözü, uluslararası tahvil piyasası için biçilmiş kaftan. Söz konusu araştırmaya göre, 1960'lardan bu yana doların payı üç büyük dalga çizdi. Bretton Woods sisteminin çöküşünden sonra uluslararası tahvil piyasasında yüzde 50’lere kadar gerileyen doların payı, 1980’lerin başında ve 1990’ların sonunda yeniden zirve yaptı. En ilginç bulgu ise şu: 2024 yılı itibarıyla doların uluslararası borç senetlerindeki (IDS) payı (yaklaşık yüzde 60), 2000 yılındaki seviyesiyle neredeyse aynıdır.
Euronun 1999’daki doğuşu, dolar için ciddi bir tehdit olarak görülmüştü. Gerçekten de 2000-2008 yılları arasında bir ‘euro momenti’ yaşandı ve euronun payı yüzde 30’lara kadar tırmandı. Ancak 2008 Küresel Finans Krizi ve ardından gelen euro bölgesi borç krizi bu ivmeyi kırdı. Bugün euro hala önemli bir aktör olsa da doların gerçek bir rakibi olmaktan ziyade, finansal döngülerin etkisine açık bir ‘ikinci tercih’ konumunda kalmıştır.
Yapısal zayıflık ve doların ‘itibarı’
Doların saltanatının bu denli uzun sürmesi, aslında madalyonun diğer yüzündeki kritik bir gerçeği, yani gelişmekte olan ülkelerin kendi ekonomik temellerindeki ve ekonomi politikalarındaki sağlamlık eksikliğini de ifşa etmektedir. Kaynaklardaki veriler, gelişmekte olan ekonomilerin (EME) uluslararası borç stoklarında yüzde 80 gibi devasa bir oranda dolara bağımlı olduğunu ve bu tercihin on yıllardır değişmeyen bir ‘katılık’ (stickiness) sergilediğini gösteriyor. Gelişmiş ülkeler zaman zaman farklı para birimlerine yönelebilirken, gelişen piyasaların dolara bu denli ‘kilitlenmiş’ olması, kendi ulusal paralarıyla güvenli ve derin bir finansal liman inşa edememelerinden kaynaklanıyor. Literatürde de vurgulandığı üzere, hükümetler arasındaki ‘güvenli varlık’ (safe asset) sağlama yarışında birçok ülkenin ‘düşük itibar’ ve güven seviyelerinde takılı kalması, onların yerleşik güvenli varlık sağlayıcısı olan dolarla rekabet etmesini engelliyor. Sonuç olarak bu yapısal zayıflık, gelişen ülkeler için doların hakimiyetini sadece bir piyasa tercihi değil, kurumsal yetersizliklerin bir sonucu olarak yapısal bir zorunluluk haline getirmektedir.

Dolar, Avro, Yuan ve Altın
Gelişen piyasalar için stratejik yol haritası
Kaynaklardaki bulgular ışığında, gelişmekte olan ülkelerin ulusal paralarını korumak için izlemeleri gereken politikalar üzerine şu önerilerde bulunulabilir.
1. Döngüsel borç yönetimi: Doların payı dalgalar halinde yükselip azalmaktadır. Gelişen ülkeler, doların ‘çekilme’ dönemlerinde uzun vadeli borçlanma yaparak maliyetleri sabitlemeli; doların değer kazandığı ‘yükselen dalga’ dönemlerinde ise borç yüklerini hafifletecek mekanizmalar geliştirmelidir.
2.Finans sektöründe likidite tamponları: Söz konusu araştırma, euro payındaki düşüşün ana itici gücünün bankaların ve finansal kuruluşların bu paradan kaçışı olduğunu gösteriyor. Ulusal parayı korumak için yerel bankaların döviz pozisyonları sıkı denetlenmeli ve ‘sürü psikolojisi’ ile dolara hücum etmelerini engelleyecek tamponlar oluşturulmalıdır.
3.Çin renminbi’sine temkinli yaklaşım: Renminbi (RMB) son yıllarda ivme kazanarak İsviçre frangını geçmiş olsa da küresel borç piyasasındaki payı hala oldukça mütevazıdır. Gelişen ülkeler için ‘dolardan kaçıp RMB’ye sığınmak’ şu aşamada derinliği olmayan bir piyasaya girmek riskini taşır. Bunun yerine, euro gibi daha oturmuş piyasalarla dengeli bir sepet oluşturmak daha makul bir risktir.
4.Yerel tahvil piyasalarının derinleştirilmesi: BIS’in söz konusu yayını ‘uluslararası’ borçları incelemektedir. Gelişen ülkelerin en büyük savunması, uluslararası piyasalara bağımlılığı azaltarak yerel para birimi cinsinden güçlü bir tahvil piyasası inşa etmektir. Kendi itibarını ve piyasa derinliğini artıran bir ülke, doların ‘güvenli liman’ olma ayrıcalığına olan muhtaçlığını azaltacaktır.
Sonuç: Dalgaları durduramazsınız ama gemiyi sağlamlaştırabilirsiniz
BIS yayınının sunduğu yeni kanıtlar, küresel finansal sistemin hala "dolar merkezli" bir yapıda kilitli kaldığını gösteriyor. Gelişen ülkeler için ulusal para birimini korumak, sadece merkez bankası müdahaleleriyle değil, bu devasa dolarizasyon dalgalarının dinamiğini ve kendi yapısal eksikliklerini anlamakla mümkündür.
Doların saltanatı yıkılmıyor, sadece periyodik olarak nefes alıyor. Bu gerçeği kabullenen ve borç yönetimini ‘dalga benzeri’ bu yapıya göre kurgulayan ülkeler, bir sonraki finansal fırtınadan en az hasarla çıkacaktır. Unutulmamalıdır ki, uluslararası finans dünyasında ‘çok şey değişse de aslında her şey aynı kalmaktadır.’
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.