Dezenflasyonda kritik eşik: Katı enflasyon sorunu

Elif Sena Kılıç
10:00, 28/02/2026, Cumartesi
CategoryZ Raporu
Z Raporu
Dezenflasyonda kritik eşik: Katı enflasyon sorunu
Dezenflasyonda kritik eşik: Katı enflasyon sorunu

Dezenflasyon sürecinde kritik eşiğe gelindi. Talebi baskılayarak enflasyonu düşürmeyi hedefleyen ortodoks politika, enflasyonun katı kısmıyla karşı karşıya.

Enflasyonun katı kısmını oluşturan ana harcama grupları ise hizmetler sektörü ve gıda enflasyonu. Mal enflasyonunda istenen düşüş yakalandı ancak hizmetler sektöründe istenen düşüş hala yakalanamadı. Nedeni ise hizmet enflasyonunda fiyatlama davranışlarında talepten ziyade, maliyetleri besleyen gelişmelerin farklılık göstermesi. Örneğin hizmetler sektöründe önemli bir maliyet kalemi olan kiraların geçmiş enflasyona göre yapılıyor olması önemli bir etken. Enerji kaleminde yapılan fiyat güncellemeleri de konut ana harcama grubunu yukarı taşıyor. Diğer yandan gıda fiyatlarında don ve kuraklık nedeniyle yaşanan fiyat artışları etkili oldu.

Diğer yandan talebin istendiği kadar soğumadığı ve mal enflasyonundan ziyade hizmetler sektörü enflasyonunu da beslediği da başka bir gerçek. Zira önce yüksek enflasyon ardından yüksek faiz nedeniyle yaşanan servet transferi yüksek gelir grubunda harcama iştahını her zamankinden daha fazla artırıyor. Bu da tüketimin beklendiği ve istendiği kadar soğumasını engelliyor.

Konut üretimi artmadan, gıda tedarik zincirleri güçlendirilmeden, enerjide maliyetleri istikrara kavuşturulmadan fiyat artışlarını frenlemek mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla mücadele, faiz adımlarının ötesinde; maliye politikasıyla koordinasyon, hedef enflasyona dayalı fiyatlama ve yapısal dönüşümü içeren çok boyutlu bir strateji gerektiriyor.

Konut fiyatlarındaki katılık: Enflasyonu tutunduran gizli dinamik

Enflasyonla mücadelenin zorluğunu en açık şekilde gösteren alanlardan biri konut piyasası. TÜİK ve TCMB verileri, kira artışlarıyla yıllık TÜFE arasındaki makasın ne kadar belirgin olduğunu ortaya koyuyor. 2024 Temmuz’unda yıllık TÜFE yüzde 61,78 iken, kira artış oranı bunun da üzerinde, yüzde 65,93 olarak gerçekleşti. Üstelik enflasyonun aşağı yönlü seyri devam ederken dahi kiralardaki düşüş çok daha sınırlı kaldı. 2025 Ekim ayına gelindiğinde eylül ayı TÜFE yüzde 38,36’ya gerilemiş olmasına rağmen kira artışları hâlâ yüzde 38’in üzerinde seyrediyor.

Bu tablo, konut tarafındaki fiyatlamaların para politikasına kıyasla çok daha inatçı ve yapışkan bir yapıda olduğunu gösteriyor. Bunun ana nedeni de kira artışlarının geçmiş enflasyona göre yapılması. Merkez Bankası’nın faiz artışlarıyla konut satışlarında talebi yavaşlatması satış fiyatlarında aşağı yönlü etkili olurken, kiralarda ise etkisi sınırlı kaldı. Türkiye’de kiralar hedeflenen enflasyona göre değil, son 12 ayın ortalamasına göre güncelleniyor. Bu durum, fiyatların geçmiş dönemin yüksek enflasyon oranlarını yansıtarak yükselmeye devam etmesine yol açıyor.

Bir başka yapısal sorun ise enerji maliyetleri. Konut harcamalarının önemli bir bölümünü oluşturan enerji fiyatları, doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı tarafından belirleniyor. Mali disiplinde yaşanan bütçe açığının yüksek olması, maliye politikasının fiyatları aşağı çekecek bir destek vermesini zorlaştırıyor. Kamu maliyesindeki baskılar ve enerji ithalat maliyetleri nedeniyle yapılan fiyat güncellemeleri, konut kalemindeki fiyat katılığını besliyor.

Merkez Bankası duruma dikkat çekerek para politikasının enflasyonu aşağı çekmede tek başına yeterli olamayacağını, maliye politikasının da destek vermesi gerektiğini vurguluyor. Ancak yüksek bütçe açığı nedeniyle maliye tarafı bu desteği veremiyor; aksine, yapılan fiyat güncellemeleri enflasyonun tekrar yukarı yönlü baskılanmasına neden oluyor.

Bu çerçevede kira artışlarının TÜFE’ye kıyasla çok daha yavaş gerilemesi, enflasyonun “katı” kısmının neden para politikasıyla kırılmadığını açıkça gösteriyor. Konut kalemindeki bu direnç kırılmadıkça, genel fiyatlar seviyesini hedeflenen düzeye çekmek mümkün görünmüyor. Devletin sosyal konut projeleriyle arzı artırmayı hedeflemesi tam da bu noktada kritik bir rol oynuyor. Ancak kalıcı sonuç için sadece arz artışı değil, fiyat belirleme mekanizmalarının da yeniden ele alınması gerekiyor. Bu noktada, kiraların hedeflenen enflasyona göre güncellenmesi ve sosyal konut üretiminin süreklilik kazanması fiyat katılığını kademeli biçimde çözebilir. Böyle bir yaklaşım, konut piyasasında geçmiş enflasyona endeksli fiyatlama davranışını gevşetir ve kira artışlarının beklentilerle uyumlu hale gelmesini sağlar.

Reel konut fiyatlarındaki gerileme: Fiyatların ardındaki gerçekler

Türkiye genelinde reel konut fiyat endeksi 2023 ortalarından itibaren belirgin bir düşüş eğilimine girdi. 2017 Eylül=100 bazlı endekste 200 seviyesine yaklaşan fiyatlar, 2025’e gelindiğinde 150’li değerlerde istikrar buldu. Bu tablo, yüksek nominal fiyatlara rağmen reel anlamda konutun değer kaybettiğini gösteriyor.

Enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönemde nominal fiyatların artması yanıltıcı olabilir; reel endeksteki bu düşüş, faizlerdeki artış nedeniyle konut talebinin daraldığını, yüksek faiz ortamının yatırım talebini baskıladığını ortaya koyuyor. Özellikle 2024 yılı boyunca uygulanan sıkı para politikası, kredi maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte satış piyasasında ciddi bir soğumaya yol açtı.

Yıllık değişim grafiği: Konut fiyatlarında sert düzeltmeden dengeye

Satılık konut reel fiyatlarının yıllık değişimini gösteren grafikte, 2023 başındaki pozitif artışların yerini 2024 boyunca sert negatif oranlara bıraktığı görülüyor. Bu dönemde reel fiyatlardaki düşüş yüzde 20’lere kadar ulaşmış durumda. Ancak 2025’e gelindiğinde bu düşüş hızının yavaşladığı, oranların sıfıra yaklaşarak dengeye geldiği dikkat çekiyor. Bu tablo, konut piyasasında “sert düzeltme” sürecinin sona erip istikrar arayışına girildiğini gösteriyor. Talep zayıflamış olsa da, maliyetlerin yüksek kalması ve arzın yetersizliği fiyatların daha fazla düşmesini engelliyor. Yani konut fiyatlarındaki talep kaynaklı geçici artış kontrol altına alınmış, ancak fiyatların yüksek seyrini koruyan bir taban oluşmuş durumda.

Bu durumu yalnızca faiz politikalarıyla açıklamak eksik olur. Çünkü enerji fiyatlarının yüksekliği, inşaat maliyetlerinin düşmesini engelliyor.

İnşaat sektörü yeniden üretime geçmek istese bile, enerji maliyetleri ve hammadde fiyatları bu hareketi frenliyor. Aynı şekilde enerjiye dayalı üretim yapısının devam etmesi, konut maliyetlerinin yapısal olarak yüksek kalmasına yol açıyor. Dolayısıyla enerji, konut piyasasında sadece üretim maliyetini belirleyen bir girdi değil, fiyat düzeyini kalıcı biçimde şekillendiren temel faktörlerden biri haline geliyor.

Reel kira endeksinde gerçek görüntü: Düşüş var ama katılık sürüyor

Reel satış fiyatlarındaki gerileme kira piyasasında aynı ölçüde hissedilmiyor. Reel kira endeksi verileri, konut fiyatları düşerken kiralarda direncin sürdüğünü ortaya koyuyor. Kira piyasasında nominal artışların yavaşlamasına rağmen reel veriler hâlâ yüksek katılığa işaret ediyor. BETAM ve sahibinden.com verilerine göre hazırlanan reel kira endeksi, 2023 sonundan itibaren sınırlı bir gerileme yaşasa da, genel seviyesini koruyarak yüksek bantta seyretmeye devam ediyor. Türkiye genelinde reel kira endeksi 2023 Eylül’ünde 190 seviyesindeyken, 2024 ortalarında 160-170 bandına gerilese de 2025 itibarıyla yeniden yükselme eğilimine girmiş durumda. Bu tablo, nominal fiyatlar gerilese bile reel anlamda kiraların hâlâ yüksek kaldığını, dolayısıyla enflasyondaki katı yapının konut kaleminde korunduğunu gösteriyor.

Reel kira fiyatlarının yıllık değişim oranı da bu durumu destekliyor. 2023 ortalarından itibaren reel kiralarda çift haneli artış oranları gözlenirken, 2024 başlarından itibaren negatif bölgeye geçilse bile bu düşüş sınırlı kalmış. Hatta 2025 ortalarına doğru yeniden pozitif seviyelere yaklaşılması, kira fiyatlarının reel olarak tekrar yukarı yönlü hareketlendiğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, konut piyasasında “soğuma” olsa da fiyatlar hâlâ direncini koruyor.

Bu direnç, arz-talep dengesinden ziyade yapısal fiyatlama alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Türkiye’de konut piyasasında kiralar geçmiş enflasyona endekslenirken, enerji maliyetleri ve yönetilen fiyatlardaki artışlar da konut kaleminin maliyet tabanını yukarı çekiyor. Enerji fiyatlarının Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı tarafından yapılan periyodik güncellemelerle belirlenmesi, maliye politikasının bu alanda enflasyonu aşağı çekmek yerine yukarı yönlü baskı oluşturmasına neden oluyor.

Merkez Bankası’nın son dönem değerlendirmelerinde de bu tabloya dikkat çekiliyor: Para politikası enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken, maliye politikası ve yönetilen fiyatlardaki artışlar ters yönde etki yaratıyor. Enerji fiyatları, bütçe açığı nedeniyle maliye tarafından desteklenemediği için zamlarla güncelleniyor. Bu da doğrudan konut harcamalarına ve dolayısıyla genel enflasyonun katı kısmına yansıyor.

Sonuç olarak, reel kira endeksinde yaşanan sınırlı gevşemeye rağmen fiyatların eski denge seviyelerine dönmediği görülüyor. Bu durum, para politikasıyla yürütülen enflasyon mücadelesinin sınırlarını açıkça ortaya koyuyor Konut piyasasındaki yapısal ve kalıcı fiyat direnci çözülmedikçe, enflasyonun talep kaynaklı geçici bileşeni azalacak ama fiyatlar hâlâ yüksek kalacak.

Gıda fiyatlarındaki katılık: Arz kısıtlarının direnci

Enflasyonun katı kısmının bir diğer belirgin ayağı ise gıda fiyatlarında yaşanan inatçı artışlar. TÜİK verilerine göre gıda fiyat endeksi 2023’ün başından 2025’in son çeyreğine kadar neredeyse üç katına ulaşmış durumda. Grafikte de görüldüğü üzere, 2023 boyunca hızlı bir ivme kazanan endeks, 2024’ün ikinci yarısından itibaren yavaşlamasına rağmen yükseliş eğilimini hiçbir dönemde tam olarak terk etmemiş. Bu tablo, gıda fiyatlarının para politikasına beklenen ölçüde tepki vermediğini açık biçimde gösteriyor.

Talebi baskılayan faiz artışları, özellikle dayanıklı tüketim ve hizmet gruplarında etkili olurken, gıda fiyatlarındaki artışlar aynı hızla gerilemedi. Bunun en önemli nedeni, gıda fiyatlarının doğrudan arz yetersizlikleri ve yapısal maliyet kalemlerinden beslenmesi. Son yıllarda yaşanan iklim krizleri ve don olayları gıda ürünlerini etkilemekte. Bu durum fiyatlara da ciddi şekilde yansıdığı görülüyor.

ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) yayınladığı rapora göre, şeftali ve nektarin üretimi yüzde 45 azalarak 649 bin tona, kiraz üretimi ise yaklaşık yüzde60 düşüşle 400 bin tona gerileyecek. Bu üretim düşüşü ihracata da sert yansıdı. Türkiye'nin şeftali ve nektarin ihracatının yüzde 45 azalarak 145 bin ton seviyesine düşmesi, kiraz ihracatının ise yüzde 85 kayıpla sadece 10 bin ton civarına inmesi bekleniyor. Geçtiğimiz sezon bu alanda dünya lideri olan Türkiye, şeftali-nektarinde ikinci sıraya, kirazda ise sekizinci sıraya gerileyecek.

Bu gelişme, Türkiye’nin ihracat yaptığı başlıca pazarlarda da ciddi sorunlara neden oldu. Avrupa Birliği, Irak ve Rusya’ya yapılan sevkiyatlarda sezonun ilk aylarında yüzde 50’nin üzerinde düşüş yaşandı. AB pazarında Türkiye kaynaklı arz daralması ithalatı yüzde 60 azalttı. Kirazda da Türkiye'nin en büyük üç pazarına yaptığı ihracat yüzde 86 daraldı. Rusya, bu açığı Özbekistan, İran ve Azerbaycan ile kapatmaya çalışıyor.

Açık alandaki iklim risklerinin artmasıyla birlikte, meyve üreticileri çözümü kontrollü tarımda aramaya başladı. Türkiye, son iki yıldır tarımsal üretimde bahçeden seraya geçiş sürecini yaşıyor. Bu dönüşüm bir yandan üretim mevsimini uzatarak arzı yıl geneline yaymayı amaçlasa da, diğer yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetleri nedeniyle üretim maliyetlerini artırıyor. Artan enerji fiyatları, ısıtma ve taşıma giderleri, üreticinin satış fiyatına yansıyor. Dolayısıyla tüketici fiyatlarındaki gevşeme, para politikasıyla değil, üretim maliyetlerinin düşürülmesiyle mümkün olabiliyor. Aylık değişim oranlarına bakıldığında, tablo bu yapısal kırılganlığı daha da netleştiriyor. Gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık fiyat değişimleri zaman zaman yüzde 7–8’e kadar tırmanırken, bazı aylarda geçici düşüşler yaşanıyor. Ancak bu düşüşler kalıcı bir trende dönüşmüyor; birkaç ay sonra fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket ediyor. Bu dalgalı seyir, gıda enflasyonunun artık klasik talep döngüsünün dışına çıktığını, mevsimsel ve arz yönlü faktörlerin belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Kış aylarında sera üretiminin enerji maliyetlerine bağımlı olması, yaz aylarında ise kuraklık ve iklim koşullarının verimi sınırlaması fiyat istikrarını bozan temel etkenler arasında.

Gıda fiyatlarının katılaşmasında bir diğer önemli unsur, üretici ve tüketici arasındaki zincirin uzunluğu. Tarladan sofraya uzanan süreçteki yüksek taşıma, depolama ve aracı maliyetleri, fiyatların aşağı yönlü esnekliğini azaltıyor. Üretici fiyatlarındaki sınırlı artışlar bile perakende raflarına katlanarak yansıyor. Bu yapısal bozulma, yalnızca enflasyonun katı kısmını beslemekle kalmıyor, aynı zamanda gelir dağılımı üzerindeki adaletsizliği de derinleştiriyor. Çünkü gıda, düşük gelirli kesimlerin harcama sepetinde en büyük paya sahip kalem. Dolayısıyla gıda fiyatlarındaki her kalıcı artış, en çok bu grupların yaşam maliyetini yükseltiyor.

Son iki yıldaki veriler, Türkiye’nin artık “talep enflasyonu” dönemini büyük ölçüde geride bıraktığını, ancak “arz enflasyonu” döneminin tam ortasında bulunduğunu gösteriyor. Gıda fiyatlarının kalıcı biçimde düşürülmesi, faiz artırımıyla değil; üretim kapasitesini ve verimliliği artıran politikalarla mümkün. Tarımsal üretimde ölçek ekonomisine geçiş, soğuk zincir yatırımları, girdi piyasalarında rekabetin artırılması ve üreticiye ucuz kredi imkânı sağlanması, bu katılığı kırmak için atılması gereken temel adımlar olarak öne çıkıyor.

Kısacası, gıda fiyatlarındaki inatçı yükseliş, para politikasıyla çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Grafiğin çizdiği eğri, gıda arzının kısıtlı kaldığı, maliyetlerin kronikleştiği ve fiyatların bu nedenle aşağı yönlü esneklik kazanamadığı bir ekonomiyi işaret ediyor. Türkiye, enflasyonun talep kaynaklı geçici bileşenlerini talep politikalarıyla kontrol altına almayı başardı; ancak şimdi önünde daha zor bir sınav var: gıdadaki yapısal arz dengesizliğini çözerek yapısal ve kalıcı enflasyonu düşürmek. Bu dengeyi sağlamak, tarımsal üretimi enerji verimliliğiyle destekleyen, soğuk zincir yatırımlarını artıran ve üreticiye doğrudan finansman kolaylığı sunan politikalarla mümkün olabilir. Böylece üretici maliyetleri öngörülebilir hale gelir, gıda fiyatlarındaki ani sıçramalar yerini daha istikrarlı bir yapıya bırakır.

Enerji kalemlerindeki fiyat artışı: Enflasyonun sessiz motoru

Enerji kalemlerindeki fiyat hareketleri son bir yılda Türkiye ekonomisinde fiyat baskılarının yönünü belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi. Grafikte görüldüğü üzere, özellikle motorin ve benzin fiyatlarında 2025 ortalarına doğru belirgin bir sıçrama yaşandı. Elektrik, doğalgaz ve LPG’deki artışlar daha sınırlı görünse de, üretim ve taşımacılıktan konut ısınmasına kadar uzanan zincirde bu artışların etkisi çok daha derin hissediliyor. Enerji maliyetlerindeki bu yukarı yönlü seyir, hem hanehalkının tüketim sepetini doğrudan etkileyerek satın alma gücünü aşındırıyor hem de üretim tarafında maliyetlerin katılaşmasına yol açıyor. Özellikle gıda ve konut fiyatlarındaki kalıcılığın ardında, enerji maliyetleriyle beslenen bu maliyet zinciri belirleyici bir rol oynuyor.

Enerji fiyatlarının tarımsal üretim üzerindeki etkisi, gıda fiyatlarındaki katılığı anlamak açısından önemli. Seracılıkta ısıtma, aydınlatma ve su pompalama gibi süreçler enerjiye son derece bağımlı. Dolayısıyla doğalgaz ve elektrik fiyatları arttığında üreticinin maliyeti hızla yükseliyor. Bu durum, mevsim dışı üretimi pahalı hale getirirken, arzı daraltarak fiyatların düşmesini engelliyor. Öte yandan motorin fiyatlarındaki artış, lojistik maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor. Ürün tarladan markete ulaşana kadar geçen her kilometre, akaryakıt maliyetinin etkisini nihai fiyatlara taşıyor. Soğuk zincir depolama ve işleme tesisleri de elektrik fiyatlarına duyarlı. Enerji pahalandığında depolama maliyeti artıyor; bu da üreticinin fiyat dalgalanmalarını dengeleme gücünü zayıflatıyor. Kısacası enerji fiyatları yükseldikçe, gıda arz zincirinin her halkası daha kırılgan hale geliyor.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının yaygınlaşması ve enerji maliyetlerinin üretici lehine istikrara kavuşturulması bu kırılganlığı azaltabilir. Enerji arzındaki çeşitlilik, girdi maliyetlerindeki oynaklığı sınırlayarak hem sanayi hem de tarım fiyatlarının daha öngörülebilir bir patikada ilerlemesini sağlar.

Konut tarafında ise enerji fiyatlarının etkisi hem üretim maliyetleri hem de işletme giderleri üzerinden hissediliyor. Çimento ve demir-çelik gibi temel inşaat girdileri enerji yoğun üretim süreçlerine dayanıyor. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki her artış, doğrudan inşa maliyetine yansıyor. Müteahhitlerin bu maliyetleri satış fiyatlarına yansıtması zorlaştığında, yeni projeler erteleniyor veya arz daralıyor. Bu da uzun vadede konut fiyatlarında yapısal bir sıkışmaya neden oluyor. Aynı zamanda doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artış, hanehalkı bütçesini ısınma ve işletme giderleri üzerinden zorluyor. Enerjiye ayrılan pay arttıkça konut alım gücü azalıyor, kira talebi güçleniyor ve piyasada kiralar yapışkan hale geliyor.

Enerji verimliliği yüksek inşaat tekniklerinin teşviki ve maliyet bazlı fiyatlamanın güçlendirilmesi konut kalemindeki kalıcılığı azaltabilir. Bu adımlar, üretim maliyetlerinin yapay biçimde artmasını engelleyerek reel fiyat düzeyinin piyasa dinamikleriyle daha uyumlu hale gelmesine yardımcı olur.

Enflasyonda gerileme var ama hedeflenen hıza ulaşılamadı

2024’ün son çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisinde enflasyon cephesinde belirgin bir kırılma yaşanıyor. Yıllık enflasyonda düşüş eğilimi hız kazansa da, piyasa beklentileriyle gerçekleşmeler arasındaki fark hâlâ dikkat çekiyor.

2024 Eylül ayında yıllık TÜFE yüzde 49,38 iken, beklentiler yüzde 44,94 düzeyindeydi. Bu fark, piyasaların dezenflasyon sürecine ilişkin fazla iyimser olduğunu gösteriyor. Fiyatlama davranışlarında istikrarın tam sağlanamaması ve güçlü iç talep, fiyatlar genel seviyesini yukarıda tutmaya devam ediyor.

Buna karşın, 2025 başından itibaren yıllık enflasyonda net bir düşüş eğilimi görülüyor. TÜFE Ocak 2025’te yüzde 42,12, Eylül 2025’te ise yüzde 33,29 seviyesine indi. Yaklaşık 9 puanlık bu gerileme, sıkı para politikası ve kredi düzenlemelerinin etkisini göstermeye başladı. Ancak tabloya bakıldığında gerçekleşen enflasyonun hâlâ beklentilerin üzerinde seyrettiği dikkat çekiyor.

Örneğin 2025 Haziran’da TÜFE yüzde 35,05, beklenti ise yüzde 31,79 düzeyindeydi. Eylül’de ise fark daha da açılarak, gerçekleşen oran yüzde 33,29, beklenti yüzde 27,49 oldu. Bu tablo, piyasanın enflasyon düşüşünü Merkez Bankası’ndan daha hızlı beklediğini; ancak hizmet enflasyonu, kira artışları ve enerji maliyetlerindeki direnç nedeniyle bu iyimserliğin tam karşılık bulmadığını ortaya koyuyor.

Ekonomistler, beklenti yönetiminde gecikme yaşandığına dikkat çekiyor. TCMB’nin faiz artırımları, kredi kontrolü ve döviz istikrarı gibi adımlar fiyatları aşağı çekerken, bu etkinin hissedilmesi zaman alıyor. Bu da, beklentilerin gerçekleşmelerden daha hızlı iyileşmesine neden oluyor

Sonuç olarak, Eylül 2024 – Eylül 2025 arasında yıllık enflasyon yaklaşık 16 puan düştü. Ancak bu düşüş, hedeflenen dezenflasyon hızının altında kaldı. Para politikası enflasyonu aşağı çekerken, kalıcı fiyat istikrarı için maliye politikasıyla güçlü bir koordinasyon ve etkin beklenti yönetimi ihtiyacı devam ediyor.

Para ve maliye politikası arasındaki koordinasyonun güçlenmesi, hem beklentileri çıpalayarak hem de maliyet kaynaklı baskıları azaltarak enflasyonun katı kısmını çözmede belirleyici olabilir. Böylelikle fiyatlama davranışları para politikasına daha hızlı tepki verir ve enflasyon düşüşü daha kalıcı hale gelebilir.

Sonuç olarak; enflasyon artık kısa vadeli faiz hamleleriyle kontrol edilebilecek bir sorun olmaktan çıktı. Konut, gıda ve enerji fiyatlarındaki kalıcı baskılar, yapısal sorunlar çözülmeden düşmesi mümkün görünmüyor. Uzmanlar, fiyat istikrarının sağlanabilmesi için para politikasının ötesine geçilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: maliye politikasıyla koordinasyon, üretim kapasitesinin artırılması, enerji verimliliği ve arz zincirlerinin güçlendirilmesi artık kaçınılmaz. Geçici fiyat artışları kontrol altına alınmış olsa da, kalıcı ve yapışkan enflasyon kalemleri çözülmeden, vatandaşın alım gücü üzerindeki baskı devam edecek. Ekonomide oyun değişti; artık söz konusu olan, yapısal reformlar ve koordineli politikalarla kalıcı fiyat istikrarını sağlamak.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026