Erzurumlu İbrahim Hakkı’dan Aliya İzzetbegoviç’e uzanan oruç ve özgürlük anlayışı

Mustafa Özel
15:46, 29/04/2025, SalıG: Güncelleme: 14:42, 10/09/2025, Çarşamba
CategoryZ Raporu
Z Raporu
Erzurumlu İbrahim Hakkı’dan Aliya İzzetbegoviç’e uzanan oruç ve özgürlük anlayışı
Dostoyevski’nin kahramanları özgürlüklerini kanıtlamak için intihar ediyordular. Oruç daha bilgece bir alternatif.

Onsekizinci yüzyıl Osmanlı düşüncesinin önemli sütunlarından biri sayılan Erzurumlu İbrahim Hakkı, oğlu Seyyid Ahmed Naîmî için kaleme aldığı ve 1757 yılında tamamladığı Marifetnâme’yi “Dünya ve âhiretin insan için, insanın da yaratıcısını bilmek için halkedildiğini” vurgulamak gayesiyle yazdığını belirtir. “Ancak, rabbi bilmenin nefsi bilmeye, nefsi bilmenin de kişinin hem kendi maddî varlığını, hem fizik âlemini bilmesine bağlı olduğunu söyleyen müellif, bu sebeple eserinde astronomi, fizyoloji, psikoloji ve hikmetin yanı sıra kalbî ilimlerden ve irfan alanından faydalanarak açıklamalar yaptığını kaydeder.”1

Yedi putu kır, olgunlaş!

Eserin ikinci cildinin ilk meselesi “İnsan ruhunun bedenler âleminde nasıl noksanlıklar bulduğu ve ne şekilde kemal kazandığı (olgunlaştığı)”dır. İnsan türünü önce üç sınıfa ayırıyor:

  1. Birinci sınıf, bu âleme niçin geldiğini ve ondan istenenin kemal kazanmak olduğunu asla bilmeyip halkın üç putuna tapar: Yeme içmeyi, uykuyu ve cinsel ilişkiyi kendisine (asıl) iş edinir. Bu sınıf melekleri andıran niteliklerini bırakmış, hayvanî sıfatlarla donanmıştır.
  2. İkinci sınıf, bu aşağı âleme iniş maksadının kemal kazanmak olduğunu bilir ama duygularının dört putuna meyleder: Özsevgisi, çocuk sevgisi, mal mülk sevgisi ve mevki makam sevgisi.
  3. Üçüncü sınıf ise, bu aşağı âleme kemal kazanmak için geldiğini bilir, hidayet onun yoldaşı olduğundan kendini burada misafir sayar ve yukarıda belirtilen yedi putu kırarak olgunlaşır.2

Devam eden sayfalarda bu “putları kırma” sürecinin en önemli bileşenlerinden birinin açlık olduğunu söylüyor Marifetnâme yazarı. Modern insanları ilk anda irkiltebilecek olan bu uyarıyı, hem de “Taam-ı Hak’dır açlık, onu seçkinlere özgü kılmıştır” tarzında açlığı yücelten şiirler eşliğinde dillendirir:


Bulan açlıkda bulmuştur fenâdan devlet-i fakrı


Duyan açlıkda duymuştur rumûz-ı sırr-ı Sübhânı


Kamu açlıkdadır devlet saâdet izzet ü lezzet


Açlar olur rûhânî dahi simâsı nûranî

Şiirden nesire geçtiği sayfalarda da hız kesmiyor ve açlığın adeta bilgelik yolunun feneri olduğunu vurguluyor: “Midenin dolu olması anlayış ve zekâyı bozar. Tokluk, hikmeti fesada uğratır. Açlık, peygamberlerin yiyeceği, velîlerin makamıdır.”


Geldi Ramazan ayı ey yâr-ı kamer-sîmâ


Oruç tut az uyu tâ kalbin ola bînâ


Oruç ile ten ü cânı pâk eyle yeme nânı


Dolsun mey-i rûhânî tâ mest ola her eczâ

Oruç, Allah’a hicrettir!

Ramazan orucu Hicret’in ikinci yılında ve üç aşamalı olarak farz kılındı. Resulullah Medine’ye geldiğinde, her aydan üç gün, bir de Aşure günü oruç tuttu. Sonra Allah ona orucu farz kıldı ve şu ayeti inzal buyurdu: “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. Sonra Allah Teala başka bir ayet inzal buyurdu: “Kim gönlünden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız – eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır. Ramazan ayı ki onda Kuran -yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belge olarak- indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun. Hasta veya seyahatte olan, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun.” Oruç, hicrettir. Her büyük dönüşüm bir hicretten sonradır ve oruç, insanın nefsini denetim altına almasında gerçek bir hicret etkisi yaratır. Oruçlu insan, sayılı saatler boyunca da olsa, Rabbine hicret etmiştir.

Ruh yoksulluğu, ekonomik zenginlik içinde de olsa, insanları mutsuz kılar. Yüksek maaş ve kazançlara rağmen, çoğumuz itiraf etmeliyiz ki kalplerimiz bir türlü yatışmak bilmiyor. Huzursuzluk demesek bile, mütemadi bir tatminsizlik içinde yaşıyoruz. Sebep aslında hiç birimizin meçhulü değil. Bu dünyada sürgün hayatı yaşıyoruz da, ondan. İnsanoğlunun anayurdu Cennet'tir. İlahî öğüde kulak asmadığı için, dünya gurbetine mahkûm edildi. Peygamber Efendimiz, “din öğüttür !” buyuruyor. Yani öğüt dinler ve gereğince amel edersek, anayurdumuza tekrar kavuşabiliriz.

Ruhun beden üzerindeki zaferi

Osmanlı esnafının başucu kitabı olan fütüvvetnâmeler, akıl ile nefs arasındaki bu çarpışmayı şöyle tasvir ederlerdi:


Gönlüm oldi bir zaman hayran ü deng


Aklum ile nefsüm arasında ceng


*


Aklum eydür pes taleb itmek gerek


Arzudan Hakk yolına gitmek gerek


*


Nefsüm eydür Bayezid mi olasın


Güneşi kanda elüne alasın


*


Aklum eydür Bayezid’i yaradan


Sana didi mi ki çıkdum aradan?

Demedi elbet. “Evreni yarattıktan sonra dinlenmeye çekilen Tanrı,” arzudan Hakk yoluna gitmeye niyeti olmayanların temelsiz tasavvuruydu. Yaradanı aradan çıkarmak, insanı tabiat üzerinde hesapsız bir hakimiyete taşımak içindi. Tanrı köşesine çekilmişse, her şey mübahtı. Tabiatın da, insanın da canına okuyabilirdiniz artık! Klasik düşünür, şair ve bilginlerimiz ise kimsenin canına okumaya hevesli değildiler. Onlar için mühim olan, çalışıp çabalayıp “can sırrına varmak”tı:


İşbu Vücud şehrine bir dem giresim gelir


İçindeki Sultan’ın yüzün göresim gelir


*


İşidirim sözünü göremezem yüzünü


Yüzünü görmekliğe canım veresim gelir


*


Miskin Yunus’un nefsi dört tabiat içinde


Aşk ile can sırrına pinhan varasım gelir.

Ziya Gökalp ve Yahya Kemal’de oruç

Pozitivizm, hakikatı kavramada beşer aklını mutlaklaştırma girişimiydi. Bu girişim belirli bir başarı kazanınca, “tembel tanrı” tasavvuruna bile ihtiyaç kalmadı. Günümüzün Türk aydını, kendi eseri olmayan böyle bir girişimin sevimsiz taklitçisidir. Oruç, namaz, bayram gibi kavramlar onun için artık birer oyundan ibarettir. Pozitivizm hurafesi, hiçbir insanüstü hakikate hayat hakkı tanımıyor. Kadîm gelenekler, Tanrı’nın mutlak ve kesintisiz varlığını her an hissettiren inanç ve fikir sistemleriydi. İslam, bu geleneklerin zirvesiydi: Allah’a tam ve mutlak teslimiyet öğretisi. Bu Ülke’de henüz Yunus’ların sesi işitilir iken, Pozivist hurafelerin az çok etkisinde kalmış düşünürlerimiz bile fütüvvetnâmelerin kokusunu hissedip, hissettirebiliyorlardı. Ziya Gökalp, 1908’de Diyarbakır’da yazdığı Oruç başlıklı şiirinde “akıl ile nefs arasındaki cengi” şöyle tasvir ediyordu:

Nefsimizin iyi, kötü her emrine uyarken Yılda bir ay sen gelirsin bizi irşâd etmeye Hep başlarız gönlümüze karşı cihâd etmeye


Birkaç gün bu savaşta biraz güçlük duyarken O güçlükler kolaylaşır nefsimizi yeneriz Hayrın şerden daha kavî olduğunu deneriz.


Artık kibir, tamah gibi bir manevî kasırga Kayalardan muhkem olan o tineti sarsamaz Artık vicdan cennetine İblis ayak basamaz.

Oruç tutmamasına rağmen, oruçlular hürmetine orucun kendisini tuttuğu Yahya Kemal, Gökalp’ten on yıl kadar sonra İstanbul’da benzer bir bağlanışa şahit oluyor, nur saçan bir topluluğun eylemine katılmamış olmanın gizli utancını yaşıyordu:


Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,


Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.


*


Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!


Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.

Bu hassasiyetin kaynağı, derin bir dinî şuur idi. Diyarbakır’dan İstanbul’a (Buhara’dan Bosna’ya, Bağdat’tan Tunus’a) kadar yüz milyonlarca insan, oruç sayesinde bir MİLLET olduklarını tecrübe ede-gelmişlerdi. Gökalp’in kelimelerini ödünç alırsak, “oruç Hintli, Fars, Türk, Arap, Boşnak demeden bu insanları yediden yetmişe irşad ediyor, hep birlikte nefse karşı cihada” kaldırıyordu. Hayallerinin dizginlerini zaptetmeye alıştırıyor; kibir, tamah gibi manevî kasırgalar karşısında sarsılmayan bir çınara dönüştürüyor; böylelikle, vicdanlarının cennetine İblis ayak basamıyordu.

Yahya Kemal, Atik-Valde’den geçerken aynı bağlanışa şahit olmuştu. Kendisi oruçsuz olduğundan, bir yandan utanç duymuş, diğer yandan yurttaşlarının manevî sıhhatine imrenmişti:


Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı


Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı

Evet gurbet, millete uzak düşmektir. Şimdi artık bu hassasiyete sahip oruçsuz şairlerimiz yok. Şimdikiler oruç tutmuyor, özgürlüğü yücelten şiirler yazıyorlar. Yücelttikleri özgürlük, metafizik derinliği olmayan; sadece bedensel hazlara odaklı bir özgürlüktür. Bu türden özgürlüğü 12 yıl elinden alınan Boşnak düşünür ve devlet adamı Aliya İzzetbegoviç, zindanda bile oruç tutarak özgürlüğün zirvesine ulaştığını hissediyordu: “Oruç münhasıran insanî bir seçimdir; sadece insanlara özgüdür. Hayvanlar da yiyecek yer; fakat sadece insan oruç tutabilir. Oruç, insanla hayvan arasındaki farkı açıkça ortaya koyar. Yeme, bir zorlamaya, bir tabiat kanununa uyarak yapılır. Oruç ise iradenin en yüksek ifadesidir; bir özgürlük fiilidir. Orucun en büyük anlamı, herhangi bir tıbbî sebepten ziyade bu özgürlüktür.”3

Dostoyevski’nin kahramanları özgürlüklerini kanıtlamak için intihar ediyordular. Oruç daha bilgece bir alternatif.

1.Bekir Topaloğlu: “Marifetnâme,” TDV İslâm Ansiklopedisi, 2003, Cilt 28, s. 57.

2.Erzurumlu İbrahim Hakkı: Marifetnâme II, İstanbul: Kapı, 2024, s. 772.

3.Aliya İzzetbegoviç: Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar, İstanbul: Klasik, 2014.


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026