Fed tartışmaları gölgesinde 2026’ya girerken küresel ekonomi daha kırılgan

2025 yılı biterken gözler yine ağırlıklı ABD tarafında olmaya devam ediyor. Donald Trump 2025’in tamamını domine eden kararlar ve açıklamalarla bütün bir yıla damgasını vururken, yılın en çok tartışılan başlığı da sizlerle farklı yönleriyle devamlı paylaştığımız Fed’in bağımsızlık vurgusu enflasyona dair çekinceleri ve bundan sonra izleyeceği yol haritası oldu.

Avrupa bölgesinin potansiyel sorunları, Çin’in görünen gücü yanında görünmeyen sorunları, Japonya’nın içinde bulunduğu koşulların özellikle Yen’de değer kaybına yol açması ve gelişen ülkelerin çok farklı dinamiklerle sorgulanması, ABD’nin yukarıda belirttiğimiz gündemi ile birlikte en çok konuşulan başlıklar oldu.
Sonlanmayan ve artma riski taşıyan jeopolitik riskler, yapay zekânın da devreye daha çok girmesiyle daha çok dijitalleşen dünyada reel sektörün mevcut sorunları ve potansiyel yeni yatırım süreçleri yanında işgücü piyasasının yaşayacağı uzun dönemli sorunların da global göç başlığı paralelinde tartışılması gündemde yerini aldı.
Bu kadar sorunlu başlığa rağmen ABD borsaları önderliğinde majör borsa endekslerinin yukarı yönlü trendini korumaları bardağın dolu tarafı olarak görülürken, yine ABD tahvil faizleri önderliğinde Avrupa dâhil gelişmiş– gelişen ülke tahvillerinin yüksek faiz seyri bardağın boş tarafını gösteren ve dikkatleri çeken önemli bir risk faktörü oldu.
Emtia tarafında ciddi ayrışmalar yaşanırken, özellikle petrol fiyatları baskılanırken güvenli liman kabul edilen altının yüksek momentumlu güçlü trendi ve ardışık yeni rekorlar görmesine paralel gümüşün özellikle son aylarda yaptığı kuvvetli atak ve yeni rekor görmesi yıla damgasını vurdu. Pariteler tarafında dolar endeksi yılın sonuna doğru güçlenirken, yıl içinde sürpriz bir şekilde güçlenen euro tarafındaki yavaşlama ve yenin dolar karşısında tarihi düşük seviyelere gerilemesi de finansal piyasalar için bir risk unsuru olarak okunuyor.
2026, potansiyel fırsatlar yanında daha çok potansiyel riskleri ile konuşulmaya aday bir yıl olarak ajandalara girmeye şimdiden başladı. Aralık ayı içinde Fed toplantısı dâhil yukarıda saydığımız öne çıkan konularda potansiyel gelişmeler bu anlamda önemli belirleyici olmaya aday görünüyor.
Yukarıda saydığımız başlıklardan en öne çıkan Fed olarak görünüyor. Fed son toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 3,75–4 aralığına çekti. Fed ayrıca 1 Aralık'tan itibaren bilanço küçültmeyi durduracağını açıkladı.
Karar 2'ye karşı 10 oyla alındı. Fed üyesi ve Trump’ın atadığı isim Stephen Miran, 50 baz puanlık indirimden yana oy kullandı. Diğer bir üye Jeffrey Scmid ise faiz değişimi olmaması yönünde oy kullandı. Karar metninde enflasyonun yıl başından bu yana yükseldiği ve bir miktar yüksek seyrettiği, son aylarda istihdama yönelik risklerin arttığı belirtilirken son açıklanan verilerin “işe alımların yavaşladığı görüşüyle uyumlu” olduğu ifade edildi. Ekonomik görünüme ilişkin belirsizliğin yüksek kalmaya devam ettiği belirtildi. Karar sonrası basın toplantısında konuşan Fed Başkanı Jerome Powell, Aralık ayında bir faiz indiriminin daha yapılmasının “kesin olmadığını” söyledi. Powell konuya dair, “Komite'nin bu toplantıdaki tartışmalarında Aralık ayında nasıl ilerleneceği konusunda ciddi görüş ayrılıkları vardı. Aralık toplantısında politika faizinin daha da düşürülmesi kesin değil” yorumunu yaptı. Daha önemlisi Powell, enflasyonda risklerin yukarı, istihdamda ise aşağı yönlü olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, enflasyon sorunu çözülmemiş olsa da dolaylı olarak ABD’nin artmaya devam eden borcu ve buna bağlı finansal istikrarın korunma mecburiyeti, yavaşlayan ekonomik koşulların reel sektör ve istihdam tarafında sorun oluşturmaması ve bankacılık sistemini sıkıntıya sokacak yeni risklerin oluşmaması adına faiz indirimlerine devam mecburiyeti içinde olduğunu gösteriyor.
Önemli Aralık toplantısı öncesi şu ana kadar Fed üyelerinden gelen açıklamalar da dikkat çekici. 2017'den beri Atlanta Fed'in başında bulunan ve şubat ayında emekli olacağını duyuran Atlanta Fed Başkanı Bostic yaptığı bir açıklamada, enflasyonun hâlâ ekonomi için en büyük risk olduğunu belirtti. Yetkili, enflasyonun Fed'in yüzde 2 hedefine geri döndüğüne dair "açık bir kanıt" bulunana kadar faiz oranlarının olduğu gibi kalmasını tercih ettiğini söyledi. Bu, önemli ve şahin tonda bir açıklama. Diğer önemli bir açıklama ise Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack’tan geldi. Hammack, işgücü piyasasını desteklemek için faiz oranlarının düşürülmesinin hedefin üzerindeki enflasyon süresini uzatabileceğini ve finansal istikrar risklerini artırabileceğini söyledi. Borsadaki son yükselişlerin ve uygun kredi koşullarının yatırımcıları daha fazla risk almaya teşvik ederek tehlikeyi artırdığını belirtti. Bu durum, bir sonraki durgunluğun normalde olacağından daha büyük olabileceği ve ekonomi üzerinde daha büyük bir etki yaratabileceği anlamına geliyor" uyarısı yaptı. Bunlar bizce çok dikkat çekici ve not edilmesi gereken uyarılar.
Bir başka yorumda da Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, Fed'in Aralık ayı toplantısında bir faiz indirimi daha yapılmasına yönelik çekincelerini koruduğunu söyledi. Goolsbee, enflasyonun bir nevi durma noktasına geldiğini ve hatta yanlış yöne gittiğine dair uyarılar verdiğini belirtti. Başkan, “Bu da beni biraz tedirgin ediyor” yorumunu yaptı.
Önemli diğer bir açıklama da Trump’ın görevden almaya çalıştığı Fed Guvernörü Lisa Cook’tan geldi. Cook, kaldıraçlı şirketlerle artan karmaşıklık ve karşılıklı bağlantılar nedeniyle özel kredi piyasasında ortaya çıkabilecek beklenmedik kayıpların ABD finans sistemine nasıl yayılabileceğinin yetkililer tarafından yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. Cook buna örnek olarak otomotiv sektöründe son dönemde yaşanan özel sektör iflaslarının bankalar, hedge fonları ve özel finans şirketleri dahil birçok kurumda beklenmedik kayıplara ve yeni risklere yol açtığını da vurguladı. Bu uyarılar, özellikle Trump’ın Fed’de yapacağı değişimler daha genişlemeci bir Fed profili gösterirse bunun kısa vadeli olumlu etkileri sonrası enflasyon riski dışında hangi potansiyel büyük riskleri getireceğine dair ciddi bir bakış açısı getiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump da enflasyon sorunundan endişeli olduğunu gösteren anlamlı bir adım attı. Trump, yüksek gıda fiyatlarını düşürmek amacıyla önemli gümrük vergisi indirimleri ve Latin Amerika ülkeleriyle yeni ticaret anlaşmaları hazırlıyor.
Bu bağlamda açıklanan çerçeve anlaşmalar kapsamında Arjantin, Guatemala, El Salvador ve Ekvador ile ABD, sığır eti, muz ve kahve çekirdekleri gibi yaygın gıda maddelerinde vergileri azaltacak. Trump yönetimi, Latin Amerika’daki ticaret engellerinin kaldırılmasının ABD işletmelerine fayda sağlayacağını ve bu faydaların perakendeciler ve toptancılar aracılığıyla Amerikan tüketicilerine yansıtılmasını bekliyor. Özetle enflasyon konusunda Fed kadar Trump da temkinli ama öncelik konusunda kafalar karışık görünüyor.
Bu arada son dönem ABD kapanmasının rekora ulaşması da hasar tespiti açısından önemli görülüyor. Hükümetin kapalı kalması daha önce 2019 yılında rekor kırmıştı. Bu konuda ABD merkezli analist tahminlerine göre hükümetin kapanması her hafta ABD ekonomisine 10 ila 30 milyar dolar arasında maliyet çıkarttı. 2019 yılında yaşananların ekonomik büyümeye etkisi geçici olmuştu. Ücretsiz izne çıkarılan çalışanlara geriye dönük ödemeleri yapılmış, hükümetin durdurulan harcamaları telafi edilmişti. Ama bu kapanmanın 2019 döneminden daha fazla hasara yol açtığı belirtiliyor. Çünkü ekonomi, 7 yıl öncesine göre daha kırılgan ve birçok Amerikalı enflasyon ve istihdam olanakları konusunda ciddi endişeli.
Tam bu noktada IMF’ten gelen uyarılar da önemli. Uluslararası Para Fonu (IMF) Sözcüsü Julie Kozack, ABD ekonomisinde gerilimin artmaya başladığına yönelik işaretler gördüklerini belirterek ülkede kapanma dolayısıyla dördüncü çeyrek büyümesinin önceki tahminlere göre daha düşük olmasını beklediklerini söyledi. ABD ekonomisinin son birkaç yılda dayanıklılığını kanıtladığını ifade eden Kozack, “Şu anda gerilimin artmaya başladığını görüyoruz” diye konuştu. Kozack, ülkede yurt içi talebin yavaşladığını ve istihdam artışının ivme kaybettiğine dikkati çekerek göçmen girişlerinin azalması, tarifeler ve genel politika belirsizliklerinin ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı.
Kozack, Fed politikası ve enflasyona ilişkin, tarifeler nedeniyle enflasyon tarafında yukarı yönlü risklerin olduğuna işaret etti. Fed'in yavaşlayan istihdam artışı ve yukarı yönlü enflasyon baskılarına dair riskleri değerlendirdiğini ifade eden Kozack, “Fed bu iki faktörü dengelerken ileriye dönük olarak ihtiyatlı olunması gerektiğini düşünüyoruz” dedi. Özetle herkes dönüp dolaşıp sözü Fed’e ve Fed’in sorumluluklarına getiriyor. Aylardır Fed’in önceliklerinin ve potansiyel politika adımlarının ne kadar önemli olduğunu vurgulamamıza dair onay niteliğinde açıklamalar her geçen gün artıyor.
Bu arada ABD’nin yüksek borcuna dair önemli bir bakış açısı da Goldman Sachs Group Inc. CEO’su David Solomon’dan geldi. Solomon, büyüme hızı iyileşmezse artan ABD borç seviyesinin ekonomi için bir “bedel ödeme” riski oluşturduğunu söyledi.
Solomon, “Mevcut gidişatı sürdürürsek ve büyüme seviyesini yükseltmezsek, bunun bedelini ödeyeceğiz” dedi. Çıkış yolunun “büyüme” olduğunu vurgulayan Solomon, yakın vadede resesyon olasılığının “düşük” olduğunu kaydetti. Solomon, ABD ve diğer Batı ekonomilerinin borçla beslenen teşviklere bağımlı hale geldiğine dair yaygın endişeleri yineledi.
Bu endişe, özellikle Kovid-19 salgını sırasında alınan önlemlerin tüketici harcamalarını artırmasına yardımcı olmasıyla daha da arttı. “Mali teşvikler ve agresif mali politikalar, bu demokratik ekonomilerin işleyişinin bir parçası haline geldi” diyen Solomon, finans dünyasının ABD ve diğer gelişmiş ülkelerle ilgili endişelerini dile getirirken “Bu durum son beş yılda önemli ölçüde hızlandı” uyarısını yaptı.
Yani hep belirtmeye çalıştığımız, küresel ölçekte ciddi şekilde artan borcun getireceği finansal risklere ve bunun en başta tahvil piyasası olmak üzere birçok alana etkisiyle bankacılık sisteminin ve buna bağlı finansal sistemin potansiyel risklerine bir gönderim daha gelmiş oldu. Bu arada Almanya ve Avrupa bölgesi içinde önemli bir uyarı da Almanya Merkez Bankası (Bundesbank)’tan geldi. Bundesbank, yükselen borç ve aşırı değerleme ile Avrupa ve Alman finans sistemine yönelik risklerin arttığı uyarısında bulundu.
Bundesbank’tan yayınlanan raporda jeopolitik gerilimlerin, ticaret çatışmalarının ve artan ulusal borcun oluşturduğu zorluklara işaret edilerek bunların Alman finans sistemini şimdiden zorlamaya başladığı belirtildi. Alman bankalarının kredilerindeki risklerin bir süredir arttığı ve ekonomik ve yapısal zorluklarla bağlantılı olarak gelecekte daha da artabileceği ifade edilen raporda, Fransa ve İtalya gibi bazı Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin yüksek kamu borç seviyelerinin Avrupa'da finansal istikrar için riskleri daha da artırdığı kaydedildi.
Raporda, 2022'den beri sorunlu kredi oranının istikrarlı şekilde arttığı belirtilerek, başlangıçta özellikle ticari gayrimenkul sektörünün etkilendiği ancak ekonomik zayıflığın artık diğer sektörleri de etkilediği ifade edildi. “Alman ekonomisi yapısal zorluklarla karşı karşıya ve hisse senedi ve tahvil piyasalarındaki yüksek değerleme seviyeleri, daha büyük ve ani piyasa fiyat düzeltmeleri riskini beraberinde getiriyor.” uyarısında bulunuldu. “Borcun sürdürülebilir kalması için Avrupa'nın istikrarlı bir ekonomik büyüme elde etmesi gerekir.” denildi.
Artan kamu harcamaları ve büyüyen faiz yükünün, tek tek ülkelerin borç sürdürülebilirliğini bozduğuna da kaydedildi. Yüksek ulusal borç ve düşük büyümenin birleşiminin ekonomi için “zararlı” olduğuna dikkati çekilirken, “Almanya artan borç oranına rağmen sağlam bir mali durumda olduğu düşünülürken, diğer Euro Bölgesi ülkeleri borç sürdürülebilirliği konusunda daha büyük sorunlarla karşı karşıya.” ifadesi kullanıldı. Yani büyüme olmadan ve geçen yazımızda belirttiğimiz gibi reel sektör küresel ölçekte toparlanmadan kalıcı iyimserlik zor olacağa benziyor.
Bunlar ABD yanında Almanya özelinde AB içinde çok önemli uyarılar. 2025, sorunlara rağmen ılımlı pozitif biterken 2026 için daha zor koşulların piyasaların gündeminde olacağını öngörmek zor değil. Fed ve diğer majör bankalar, finansal sistemi korumak ve büyümeyi güçlendirmek için mutlaka adımlar atacaktır. Ama her adım, getirileri kadar orta ve uzun vadede enflasyon başta olmak üzere potansiyel riskler açısından da ciddi tartışmalara açık olacaktır. Özetle rasyonel bir risk yönetimi açısından 2026 içinde de nakit pozisyonların dengesi ve ekstra temkinli iyimserlik yine çok önemli kriterler olacaktır.






Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.