Gelecek toprakta: Tarım zehirlerine karşı bir mücadele

Seher Çakmar
12:00, 07/02/2026, CumartesiG: Güncelleme: 12:21, 07/02/2026, Cumartesi
CategoryGenç Motto
Genç Motto
Gelecek toprakta: Tarım zehirlerine karşı bir mücadele
Gelecek Toprakta

Yeni bir yıla adım atarken girişimcilik bölümümüzde de hayırlı işlere adım attığımız bir yıl temennimiz olsun. Bu bölümde toprakta aksayan yönü keşfetmiş ve bunun için durmamacasına çalışan biriyle tanışacağız. Gelecek Toprakta adlı projenin sahibi Behçet Karabulut ile tarımsal zehre karşı aktivist bir ruhla nasıl mücadele edilir, buna tanık olacağız.

Yürüttüğünüz Gelecek Toprakta Projesi bana göre, doğa ve sağlık erozyonuna karşı bir aktivizm hareketi. Tarım veya zirai uğraşlar hayatınızda hep var mıydı? Eğitim hayatınız, esas mesleğiniz hakkında neler söylersiniz?

Öncelikle şununla başlayayım. Yozgat’ta yaşıyorum, 32 yaşındayım. Birçok şehirde görev yaptım. Radyasyon onkolojisinde radyoterapist olarak çalıyorum. Esas meleğim, radyoterapist. Radyasyon onkolojisi şudur: Bir koridor düşünün; bu koridorda umut bekleyen, yaşayacağı yılları kansersiz geçirebilme umudunu bekleyen, böyle bir mücadele içerisinde olan insanların tedavi edildiği yer. Bu insanlardan yüzlercesini gördüm, hepsinin gözünde de umut vardı. Ama çaresiz bir umut vardı.

Röportaja geçmeden önce tarımla çok geç tanıştığınızı ve bundan dolayı pişmanlık duyduğunuzu söylemiştiniz. Peki, radyasyon onkolojisinden tarıma geçişiniz nasıl oldu, toprakla bağınız nasıl gelişti?

Bu koridorlarda çalıştığımda, yapmış olduğum işle ilgili şunları düşünmeye başladım, eğer yaptığınız işle ilgiliyseniz, “Benim de başıma gelir mi; yakınlarınız, aileniz, sevdikleriniz, çocuklarınız acaba kansere yakalanır mı?” soruları zihninizde dolaşmaya başlıyor. Çünkü kanser, amansız bir hastalık. Evet, Allah bize nihayete erecek bir ömür vermiş ama merak ediyor insan, “Acaba neden kanser olunuyor?” diye.

Kansere karşı en ufak merakı olan insan, araştırma yaptığında şunu görecektir: Yediğimiz şeyler, bizi kanser yapıyor olabilir. Hatta biraz daha araştırdığımızda; evet, yediğimiz şeyler bizi kanser yapıyor. İster 50 yaşında, ister 90 yaşında ölelim fark etmez ama biz kanserden kaçabiliriz. Genetik faktörleri yok saymıyorum elbette. Ancak büyük oranda yediğimiz şeylerden zehirleniyoruz. Ben, bu durumu şuna benzetiyorum: Bazen tarlalarda fare istilası olur. İstilayı engelleyebilmek için antikoagülan etkili, pıhtılaşmayı önleyen, iç kanamaya sebebiyet veren zehirler atılır. Fare bunu zehir olarak görmez; kendisine çok lezzetli gelen, bedava bulduğu bir yiyecek olduğunu sanır. Bu nedenle de mutlu bir şekilde tüketir. Hatta zehri tüketirken yavruları varsa onlara da götürür. Ya da yeni doğmuş yavrusu varsa götürür sütünü içirir ona. Ve sonunda ölürler. Oysa mutluydular yerken. Peki, ne öldürdü onu? Yediği şey. Dolayısıyla insanlar da yediği şeylere dikkat etmesi gerekiyor diye düşünmeye başladım.

Gelecek Toprakta isimli girişiminiz, bir sosyal sorumluluk projesi niteliğinde. Bu isim, bir umut vadediyor aynı zamanda. Bu girişim nasıl başladı, nasıl devam ediyor?

Kendi memleketime geldiğimde fark ettim ki şu anki konvansiyonel tarımda müthiş bir zehir sistemi var. Sevdiğimiz kelebekleri dahi yok eden, çiçeklerin üzerindeki arıları öldüren, canlılık karşıtı bir sistem. Mesela neden yaprak bitleri olmamalı? Bunu henüz açıklayamadık kendimize. Kelebekleri çok seviyoruz ama tırtılları öldürüyoruz. Neden mi? Yüzde 5-10 ekonomik zarar verecek diye. İnsanlar, en ufak bir patojen ya da haşere gördüğünde böyle davranıyor. Biz de bunları sıfatlandırıyoruz. Ama kime göre haşere, kime göre patojen? Yoğun kullanılan zehirler, bize ne yapıyor diye araştırmaya başladım. Otun çıkmasını engelleyen glifosat içerikli bir tarım zehri var. Adı, Herbisit. Bu, Avrupa’da birçok davaya, mahkemeye konu olmuş bir zehir. Bu zehir sonucunda insanlar kısır kalıyor, kalp damar hastası oluyor, kansere yakalanıyor; organ yetmezliği veya akciğer hastalığı yaşıyorlar. Peki, nedir bizim derdimiz? Sırf gözümüze hoş gelmiyor diye aşırı tepki vererek sistem içerisinde kendiliğinden var olanı, yani otun çıkmasını engellemek istiyoruz.

Bütün bu gözlemlerden sonra dedim ki kendime, mümkün olduğu zehirsiz gıda üretmem lazım. “Bu çok zor olmamalı,” diyerek işe giriştim. İlk yetiştirdiğim ürün, çilekti. Öğrenmeyi seven biriyim. Önce “Çilek nasıl yetiştirilir?” diye yoğun bir araştırma içerisine girdim. Gördüm ki toprak, çok enteresan bir yaşam alanı. Mesela eskiden okulda, pamuk içinde fasulye çimlendirirdik. Meğer dışarıdan görüldüğü kadar basit bir iş değilmiş. Muhteşem bir sistem içeriyormuş. Derken kendi bahçemi kurtarmaya başladım. Toprakla insan arasında sağlıklı bir birliktelik kurdum. İnsan bağışıklığı ne kadar kuvvetliyse, bağırsağındaki flora ne kadar güçlüyse hastalıklara karşı o kadar o kadar dirençlidir. Bu olguyu bildiğim için kendi kendime sordum: “Bitkiler neden bu kadar çok hastalanıyor, acaba bitkilerin bağışıklığı düşük olabilir mi?” diye. Sonra anladım ki aslında bitkinin de toprağın da bir bağışıklığı var. İnsanda olduğu gibi toprakta da bir bakteri ekosistemi var. Bakteri, mantar, fungus ve nematod solucan gibi toprağı sağlıklı hâle getiren, makro düzeyde bir ekosistem bu. Peki, biz neden bu fungusları, mantarları öldürüyoruz? Neden biz nematodlara, bakterilere savaş açtık? Toprağı işleme, bu savaşlardan biri. Toprağı işlediğimizde solucanları ve onların yolaklarını parçalıyoruz. O çok sevdiğimiz bitkilerin bağışıklığını artıran mikoriza mantarları ve bakterileri toprağın üzerine çıkarıyoruz. Ultraviyole ışın ve gereksiz oksijen teması sonucu onları öldürmüş oluyoruz. “İnsan, bunu neden yapar ki?” diye düşünmeye başladım.

Günümüze kadar öğrenilmiş ve yerleşmiş bir düzen var. Üretici başka türlüsünü bilmiyor ve inancı da yok sanki bir bakıma. Üretici, düzenin dışına çıkmaya cesaret edemiyor diyebilir miyiz?

Dedim ya ben bu soruları sormaya başladığımda büyük resmi de görmeye başladım. Bu, bir sistem. Evet, bazı şeyler yanlış öğretildi, bazıları ise bilerek yaptırılmak istendi ki bağışıklığı düşük, obez, kendisini savunamayan bitkiler yetiştirilsin ve daha fazla zehre, endüstriyel gübreye ihtiyaç duyulsun. Ne kadar hasta bitki, o kadar ilaç sistemine ihtiyaç demek.

Gelecek Toprakta Projesi neyi hedefliyor? Tam olarak neler yapıyorsunuz, ne gibi adımlar atıyorsunuz? Bu girişim sizce başarılı oldu mu?

Açıkçası ben, bahçemde çok güzel işler başardım. Başarı nasıl bir şey biliyor musunuz? Mesela patates üretiyoruz, nihai hedef nedir? Bence sağlıktır. Bu, net. Tonajdan bahsetmeyelim artık. Tonlarca buğday yetiştiriliyor; protein oranı çok düşük, yüksek oranda gluten barındırıyor ve sağlıksız. Dolayısıyla kişi bunu yediğinde, çölyak hastası olabiliyor. Çünkü düşük protein alıyor, şeker direnci düşüyor, hastalıklara açık hâle geliyor. Bu, bir başarı değil bence. İşin hakkı şu, obez olmayan bitkilerin mikroorganizmalarla iş birliğini sağlatarak yüksek nitelikli gıdalar üretmek. 10 kilo fazlanın değil, nitelikli ürünün peşinde koşmalıyız. Benim hedefim, zehirli ürünün karşısına aynı miktarda doğal tarım mahsulü koyabilmek.

Evet, ben aktivistim. Bu ülkenin her karış toprağı benim. Burada doğacak çocukların tamamını, kendi evlatlarım olarak görüyorum. Meseleye böyle bakarsak en başta söylediğim yere gelir ve toprağa gerekli itinayı göstermeye başlarız. Dolayısıyla bizden sonra doğacak olan jenerasyona bırakacağımız toprakları, suları kirletmememiz gerekiyor. Hatta iyileştirmemiz gerekiyor. Bu yüzden topraklarımızı çıkmaz sokağa sürükleyen, vahşice katleden zehir siteminden çıkarmamız gerekiyor. “Bunu nasıl yapabiliriz?” diye düşünürken, sosyal medyanın gücünü fark ettik. Burada gerekli bilgilendirmeleri yaparsak çocuklarımıza karşı borcumuzu ödeyebiliriz diye düşündük. En azından vicdanen rahatlığa kavuşabileceğimizi öngördük. Ata tohumlarından başlayarak sağlıklı gıda hakkında yayınlar yapmaya başladık. Ata tohumuna yoğun ilgi gösterildi. İnsanlar, organik tarımı öğrenmek istiyor. Bu, artık bir hobi değil; bir mecburiyet. Hangi meslekte olursanız olun bilmek, öğrenmek zorundasınız. Sağlıklı toprak neye benzer bilmelisiniz. Bir gün bir tarım arazisine yolunuz düşerse, “Burada doğal üretim yapılıyor mu? sorusu aklınızdan geçmeli. Beynimizin de kalbimizin de bir hafızası var. Elimize aldığımız domatesin kokusundan hemen biliyoruz. “Bu, çocukluğumdaki domates gibi,” diyebiliyoruz. İşte biz de bu güdüyle çalışmaya devam ediyoruz.

Karşınıza engeller çıktı mı? Nelerle mücadele etmek zorunda kaldınız? Konvansiyonel tarıma karşı duruşunuzdan dolayı tepki aldınız mı?

Sorunlar, elbette oldu ama bence hâlâ düşük bir seviyede. Benim bitmek bilemeyen bir ilgim, doymak bilmeyen bir alakam var. Öğrendiğimiz şeylerden bir tanesi, kültür bitkileri nasıl zehirsiz tedavi edilebilir? En başta bağışıklığı yükseltilerek diyebiliriz. Varsayalım bir epidemi veya pandemi oldu, bir sorunla karşılaştık, bunu nasıl çözebiliriz? Şu anda Türkiye’de çok ender insanın elinde bulunan bir sistem var: Homeopati. Bununla ilgili eğitimler aldım. Bu yöntemle yıllardır bahçemi tedavi ediyorum. Gördüm ki zehirsiz bir şekilde çok cüzi miktarlarda bahçemi, ağaçlarımı tedavi edebiliyorum. Kime karşı? Kontrolsüz bir şekilde çoğalan zararlılara karşı mücadelemizi yapabiliyoruz. Şimdiye kadar bu alanda küresel bir sorunla veya büyük bir engellemeyle karşılaşmadık. Uğraştığımız şey, “istememezlik” oldu. Ama bunları tahmin ederek yola çıktık ve yalnız olmadığımızı da biliyoruz. Engellemelerin, olumsuz düşüncelerin, aleyhimizde yapılan çalışmaların tamamı bizi güçlendirdi.

Bundan sonraki hedefleriniz nedir peki? Büyüme potansiyelinizi nasıl değerlendiriyor ve nasıl bir büyüme tahayyül ediyorsunuz? İlgilisine ne tavsiye edersiniz?

Gelecek Toprakta, yedi yılda 800 milyondan fazla etkileşim aldı. Bu inanılmaz bir rakam. Bugün bana, “Yedi yıl önceye dönelim, böyle bir hedefiniz var mıydı? diye sorun, aklımın ucundan dahi geçmezdi. Düşünsenize, tarım alanında video çekmeye başlıyorsunuz ve en bâkir alanlardan birisi bu. Bu şekilde video içerik üreten bir kanal daha yok. Yani size öncülük yapabilecek bir platform bulunmuyor. Durum böyleyken yola çıkıp Türkiye’nin en popüler kanallarından biri olabiliyorsunuz. Neden? Sofraya dokunduğunuz için. Asıl hedefimiz, -beş yıl, on yıl, belki yirmi yıl sonra ki bunu bilemiyorum- Türkiye’de analiz edilmemiş, öneri sunulmamış, ata tohumu gönderilmemiş, zihnine dokunulmamış çiftçinin kalmadığını görmektir. Bu şekilde bir çatı şirketi kurmak, kitaplar, dergiler yayınlamak; akademi oluşturup ziraat mühendislerini eğiterek onları taşraya gönderip tüm çiftçilerimizin ürettikleri ve üretecekleri gıdaya hatta belki hayvanlarına kadar dokunabilmek, hedeflerimiz arasında. Doğal tarımı, ancak bu şekilde parlak zihinlerle yayabiliriz. Bunun için yine video içerik üretmeye de ısrarla devam edeceğiz. Belki bir kooperatif kurulacak, belki de olur ya bir gün ürünlerin üzerinde “Gelecek Toprakta onaylı sertifikası verilmiştir, güvenle yiyebilirisiniz,” ibaresini bile görebilirsiniz. Bir yerden başladık, “Gelecek Sofrada” adında bir şirket kurduk. Biz inanmaya devam edersek, Allah izin verirse ve çalışmaya devam edersek, bu hedeflerimiz gerçekleşecektir inşallah. Organik tarıma gönül vermiş kişilere tavsiyem, yaptıkları işi bilsinler. Doğal tarım, zaten minimum masraf demektir. Öyle ki mikroorganizmalar senin için çalışacak, atmosferdeki yüzde 62’lik azotu toprağa indirecekler. Türkiye topraklarında ciddi oranda potasyum ve kalsiyum var. Bunların hepsi bedava. Mantarlar suyu, fosforu bitkiye ulaştırıyor zaten. Sen çalışmıyorsun, sistem çalışıyor. Bitkileriniz, kendilerinde var olan savunma mekanizmasını devreye sokuyor. Yapmanız gereken tek şey, yaptığınız işi öğrenmeniz ve bu işe değer vermeniz. Para kazanmak için iş yapılmaz. İş yapılır, para kazanılır, şahsi görüşüm budur.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026