Merkez bankaları için yeni tahmin yaklaşımları

Tarihsel süreçte para politikasına yüklenen görevler; ülkenin serbest piyasa ekonomisi veya planlı ekonomi olması ve finansmanın hisse senedi (öz sermaye) veya bankacılığa (dış sermaye) dayanması durumuna göre farklılaştığı gibi, küreselleşme düzeyine bağlı olarak da farklılık göstermiştir. İtalya Merkez Bankası (Banca d'Italia) Başkanı Fabio Panetta, Prometeia 50. Yıl Konferansı’nda yaptığı konuşmada, merkez bankacılığında tahminlerin rolünün 50 yıllık evrimini analiz etmiştir. İtalya Merkez Bankası perspektifinden para politikası ve makroekonomik tahminler ilişkisi, gelişmekte olan ülkelere ışık tutacak ipuçları taşıyor.
Merkez bankası özerkliği ve fiyat istikrarı önceliği
1970’lere kadar birçok merkez bankası, döviz kuru veya para arzı hedeflemesi gibi idari araçlara dayanıyordu ve fiyat istikrarı öncelikli hedef değildi. Petrol şokları ve 1980’lerde enflasyonla mücadeledeki şiddetli dalgalanmalar, kredi tavanları ve portföy kısıtlamaları gibi yöntemlerin yetersiz kalması, pek çok ülkede merkez bankası bağımsızlığının ve açık fiyat istikrarı hedeflerinin kabulünü hızlandırdığı gibi tahminlerin kamuoyuyla paylaşılmasını da zorunlu kılarak şeffaflığı gündeme getirdi. Merkez bankası özerkliği ve şeffaflık, birbirini destekleyen ve besleyen bir işlev görmeye başladı ve ilave olarak piyasa beklentilerini yönlendirmede de para politikasına destek sağladı. Merkez bankalarının beklenti yönetimi, etkili politika için vazgeçilmez bir boyut olarak ortaya çıktı.
Enflasyon hedeflemesi çerçevesi oluşturulurken, politika faizi kararlarının doğrudan enflasyon projeksiyonlarına dayandırılması yaygınlaştırılmalıdır.

Tahminlerde risk yönetimi ve belirsizlik analizi
2008’de başlayan Büyük Finansal Durgunluk, pandemi ve enerji krizleri gibi beklenmedik büyük şoklar, makroekonomik değişkenlerin dalgalanmasını önemli ölçüde artırmıştır. Bu ortamda, sadece merkezi senaryoya güvenmek yerine, olası risklerin dağılımını gösteren alternatif senaryolar ve “fan chart” benzeri belirsizlik analizleri yaygınlaştı.
Belirsizlik analizi araçları (örneğin nonparametrik yöntemler) ve enerji fiyatları gibi dışsal değişkenler için ayrı alt modeller geliştirilmeli, şok dalgalarına karşı duyarlılık analizleri düzenli hale getirilmelidir.
Tahmin hatalarından sürekli öğrenme
Pandemi ve enerji krizleri, en sıkı modellerin bile büyük tahmin sapmaları yapabileceğini gösterdi; örneğin 2022’nin enflasyon sapmalarının üçte ikisi enerji fiyatlarına atfedildi. Modellerin kendisinden çok, değişkenlerin öngörülemezliği sorun oluşturuyor.
Model bazlı hata ayrışımı raporları hazırlanmalı, hataların kaynağını (enerji, gıda, diğer dış faktörler) ölçen periyodik “hata kümülatif katkı” analizi yapılmalıdır.
Model seçimi: Yarı-yapısal modellerin rolü
Yarı-yapısal ekonometrik modeller, veriyle uyum ve teori tutarlılığını dengeler; saf istatistikî modeller kısa vadede daha hassas olabilir, ancak ekonomik mekanizmaları açıklamada yetersiz kalır. Teorik olarak en zengin yapıların ise veri kullanım etkinliği sınırlı olabilir.
Model portföyü (“model suite”) oluşturularak, kısa vadeli tahminler için daha esnek istatistikî modeller, orta-uzun vadeli projeksiyonlar için yarı-yapısal yapılar kullanılmalıdır.
Yeni ufuklar: Mikro-makro entegrasyonu ve yapay zekâ
Günümüzde artan hesaplama gücü, mikro düzeydeki veriler ile makro modellerin entegrasyonunu mümkün kıldı. Bu sayede kredi kısıtlamalarının hanehalkı üzerindeki etkisinden, tarımsal endüstrilerin potansiyel büyüme katkısına kadar farklı alanlar analiz edilebiliyor. Ayrıca yapay zekânın karmaşık ve doğrusal olmayan dinamikleri modelleme potansiyeli, ekonomik tahmincilikte yeni bir dönem başlatabilir.
Büyük veri tabanları, makine öğrenmesi algoritmaları ve yapay zekâ destekli modüllerle desteklenen hibrit modeller tasarlanmalı; bunların yorumlanabilirliğini sağlamak için öznitelik önem dereceleri ve “Shapley” vb. yöntemler kullanılmalıdır.

Sonuç ve öneriler
Panetta’nın sunumu, merkez bankalarının geçmişte uyguladığı yöntemlerden bugüne kadar yaşanan evrimi kapsamlı biçimde ortaya koymakta ve geleceğe dair yol haritası çizmektedir. Gelişmekte olan ekonomiler için temel çıkarımlar şu şekildedir:
Bu adımlar, gelişmekte olan ekonomilerin şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirecek, politika yapıcıların belirsizlik karşısında daha esnek ve etkin kararlar almasını sağlayacaktır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.