Merkez Bankası 2026’ya umutları azaltarak başladı
10:00, 16/03/2026, PazartesiG: Güncelleme: 10:20, 16/03/2026, Pazartesi

Gel de iyimser ol.
Merkez Bankası, bütün umutların bağlandığı 2026 yılına karamsar bir tablo ile başladı. Piyasaları yönetmesi/yönlendirmesi gereken Merkez Bankası’nın, altın tepside kendisine sunulan 150 baz puanlık indirim fırsatını bile kullanmaktan çekinmesi, bu yıla ilişkin umutları gölgeledi. Para Politikası Kurulu’nun ocak ayı kararı, küçülerek ayakta kalmaya çalışan üreticinin, sanayicinin fedakarlığını görmezden gelmektir. Böyle bir tabloda iyimser olmak kolay mı?
Türkiye bu kadar uzun süre bir yüksek faiz cenderesinde hiç kalmadı. 2,5 yıldır uygulanan ekonomi programının sonuçlarının ortaya çıkması geciktikçe sıkıntı derinleşiyor. Yatırım, üretim ve ihracat; Türkiye’nin büyümesinde lokomotif olması gerekirken, ağır aksak yol alıyor. Türkiye, yüksek faiz politikası nedeniyle sahip olduğu potansiyelin altında bir performans ile yetinmek zorunda kalıyor. Yapabilecekken yapamadıklarını, olması gereken yerde olamamanın faturasını hepimiz ödüyoruz.
Faizler de enflasyon da yüzde 20’nin altına inmedikçe ekonomide gerçek bir rahatlama olmaz. Ciddi bir faiz indirimi olmadıkça 2026’nın 2025’ten pek farkı olmayacak. Yüksek faiz, düşük kur politikasından kurtulmamız lazım. Bu mümkün mü? İş dünyası, esnaf, çiftçi ve vatandaş 2025’i bu umutlarla geride bıraktı. Enflasyonun yüzde 30 civarına indirilmiş olmasına bakıp nispeten daha iyi bir yıl hayali kurarken, yıla karamsar bir tablo ile başladık.
2025’i sembolik faiz indirimleriyle geçiştiren Merkez Bankası, bu yılın ilk Para Politikası Kurulu Toplantısı’nda “Gel de iyimser ol” dedirtecek bir karar aldı. Politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 38’den yüzde 37’ye düşürdü. Üstelik ocak ve şubat enflasyonlarının açıklanmasının ardından bir sonraki toplantıyı yapacakken bu kadar çekingen davrandı. Piyasaları yönetmesi/ yönlendirmesi gereken Merkez Bankası’nın, piyasa tarafından satın alınmış 150 baz puanlık indirim fırsatını kullanmaktan imtina etmesi, bu yıla ilişkin umutları gölgeledi. Küçülerek ayakta kalmaya çalışan üreticinin, sanayicinin fedakarlığı görmezden gelindi. Böyle bir tabloda iyimser olmak elbette kolay değil.
düşünün. Bankaların mevduata yüzde 40-42 faiz verdiği bir yerde niye üretim yapsın? Parayı faize yatıran için risk yok, zahmet yok, stres yok. Böyle bir ortamda bir iş insanı personel maaşı, kira, fatura, SGK, yemek, servis, lojistik, hammadde ve satış gibi konularla niye uğraşsın? Bu kadar zahmete katlanmak büyük fedakârlık. Çünkü şu anda fabrikayı açık tutan üretici, mevduat getirisinden daha fazla kazanamıyor. Rezervlerin tarihi zirvede olduğu, yurt dışı borçlanma maliyetlerinin düştüğü bir ortamda Merkez Bankası’nın; yatırıma ve üretime destek vermesi gerekirken, sert fren yapması düşündürücü. Bu anlamsız direnme; iki yıldır yüksek faize katlanmak zorunda kalan 86 milyonun sorunlarına gözünü kapatmaktır. “Dediğim dedik” bu tavır, Türkiye’ye kazandırmaz, aksine hedeflerine ulaşmada ayak bağı olur.
22 Ocak’taki Para Politikası Kurulu toplantısının ardından açıklanan faiz kararına ilişkin duyuru metninde; Merkez’in endişesini yansıtan cümle şu: “Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir.” Burada; “Enflasyon beklentisi” ve “Fiyatlama davranışı” gibi iki kritik kavram var. Ocak 2026 itibarıyla hane halkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 52,08 ve reel kesimin ise yüzde 32,9.,
Peki çarpık tablonun müsebbibi kim? Elbette Merkez Bankası’dır. Cebindeki paranın marketteki ürün karşısındaki değerinin sürekli aşındığını gören tüketici beklentisini söylerken duygusal davranmış olabilir. Enflasyon yüzde 30 seviyelerindeyken reel kesimin, yani piyasaya sürülen bir malın veya bir hizmetin ilk fiyatlamasını yapan reel kesimin 12 ay sonraki enflasyon beklentisinin yüzde 34,8 olmasını neyle açıklayacağız? Bunun en önemli nedeni ısrarla sürdürülen yüksek faiz politikasıdır. Üreticinin finansman maliyeti düşmedikçe bu tablo kolay kolay değişmeyecektir. Merkez Bankası başkanı ve başkan yardımcılarının da yer aldığı Para Politikası Kurulu üyelerinin bundan böyle yoğunlaşması gereken en kritik alan burası. Bu sorunu halının altına süpürdükleri müddetçe hedefler kâğıt üzerinde kalacaktır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.