Rezerv tartışması küresel finans sisteminde yeni denge arıyor

Avrupa Birliği’nin Rusya Merkez Bankası’na ait dondurulmuş rezervlere el koymayı tartışması, yalnızca Moskova’ya yönelik bir baskı hamlesi değildir. Bu adım, II. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen küresel finans düzeninin temel varsayımlarına yönelmiş açık bir meydan okumadır. Bugün hedef Rusya olabilir; ancak yarın Körfez fonları, ertesi gün Çin’in egemen varlıkları aynı riskle karşı karşıya kalabilir. Sorun, “kimin sırada olduğu” değil; Batı’nın kendi kurduğu düzeni hangi noktada işlevsiz hâle getirdiğidir.
Zira bir kez emsal oluştuğunda, yurtdışında tutulan her rezerv, her ortaklık ve her devlet fonu potansiyel bir yaptırım aracına dönüşür. Hukukun seçici biçimde uygulanması, güvenin sistematik olarak aşınması anlamına gelir. Güven kaybolduğunda ise yalnızca para yer değiştirmez; rezerv para statüleri, saklama kurumlarının tarafsızlığı ve uluslararası hukukun sınırları da tartışmalı hâle gelir. Avro’nun küresel rezerv rolü tam da bu nedenle sorgulanmaya başlamıştır.
Asıl tehlike Rusya’nın vereceği tepkide değil; Körfez’den Asya’ya kadar uzanan merkez bankalarında aynı düşüncenin filizlenmesindedir: “Bugün Rusya’ya yapılan, yarın bize de yapılabilir.” Bu sessiz endişe, küresel sermaye hareketlerini çoktan değiştirmiştir. Euro ağırlığı azaltılırken, altın ve siyasi riskten görece bağımsız varlıklar öne çıkmaktadır.
Dünya Altın Konseyi verileri bu dönüşümü net biçimde ortaya koyuyor. Merkez bankalarının son beş yıldaki yıllık altın alımları, önceki on yılın ortalamasının iki katını aşmış durumda. Bu eğilim bir yatırım tercihi değil; devletlerin rezerv güvenliğine dair kanaatlerinin fiili politikaya dönüşmesidir. Altın yeniden egemenliğin sigortası olarak konumlanmaktadır.
Reklam
Euroclear’ın dahi bu sürecin “doğrudan el koyma” algısı yaratabileceği ve Avrupa’dan ciddi bir sermaye çıkışını tetikleyebileceği uyarısı, riskin boyutunu gösteriyor. Orta Doğu ve Asya fonlarının yön değiştirmesi tesadüf değildir. Altının yükselişi, yeni bir güvensizlik çağının ekonomik aynasıdır.
Tarih bu tür kırılmaların sonuçlarını hatırlatır. 1914’te İngiltere’nin, bedeli ödenmiş Osmanlı savaş gemilerine el koyması, yalnızca iki geminin değil, bir jeopolitik yönelimin kaybına yol açmıştı. Güvenin yıkılması, Osmanlı’yı geri dönüşü olmayan bir rotaya soktu.
Bugün egemen varlıklara el uzatmak da benzer bir kırılma riski taşımaktadır. Avrupa kısa vadeli kazançlar uğruna, küresel finans mimarisinin en kritik unsuru olan güveni aşındırmaktadır. Bu ateş, sanılandan çok daha geniş bir alanı yakabilir.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.