Trump 2.0 dönemi: Küresel ekonomi yeni ticaret ve kur savaşlarına hazırlanıyor

Küreselcilere karşı olduğunu ifade eden ancak küresel hegemonyanın ekonomi ayağını tüm yönleriyle sahiplenen ABD’nin yeni başkanı Trump tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde pek çok insanı şaşırtmaya başladı. Elbette Trump’ın ilk dönemini doğru analiz edip Trump’ın profilini anlayanlar ise bu zamana kadar yaşananların fragman bile olamayacağını biliyor.

Göreve gelir gelmez gümrük duvarları konusu ile gündeme gelen Trump’ın bu konudaki takıntısı yeni değil. İlk başkanlık döneminde de sıkça bu konular üzerinde durmuş ve ABD’ye ürün satan ülkeleri ve bazen de spesifik sektörleri hedef alan açıklamalar ve/veya uygulamalar yapmıştı.
Trump’ın Oval Ofise oturur oturmaz ilk imzaladığı kararname ise ABD’yi çok taraflı ticaret anlaşmalarından çekmenin bir ispatı olarak TTIP’in (Transatlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığı Anlaşması) rafa kaldırılması kararıydı. O dönemde Avrupa Birliği ekonomisinin “kurtuluş reçetesi” olarak gösterilen TTIP de dahil olmak üzere Trump, ABD’yi tüm çok taraflı ticaret anlaşmalarından çekmiş ve ABD’nin dış ticaret açığı verdiği ülkelere ekonomik savaş ilan etmişti.
Hatta o kadar ileri gitmişti ki farklı ülkelerde üretim tesisleri bulunan ABD’li şirketlere de ek vergiler getirmiş ve çeşitli yaptırımlar uygulamıştı. Trump’ın küresel ekonomik büyümeyi bile tehdit edecek kadar sert uygulamalarının temel nedeni ise 2017 yılı Aralık ayında yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin içinde görülüyordu. Trump, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin ikinci bölümüne “Ekonomi güvenliği, ulusal güvenliktir” cümlesi ile başlıyordu. Hatta bu konuda ilk kez Rusya yerine başka bir ülkeyi birincil tehdit olarak adlandırıyordu. Tahmin edeceğiniz üzere küresel ekonomide hızla yükselen Çin, artık Trump’ın birincil hedefi haline gelmişti.
Sonrasındaki dönemde Trump hem küresel ticarete zarar veren hem de diğer ülke ekonomilerini riske sokan kararlara imza attı. Trump yönetimi ekonomik yaptırımlar konusunda oldukça bonkör davranırken Trump’ın kendi ifadesi ile başka ülkelerin “ekonomilerine saldırı” gerçekleştirildi. Ancak yine de Trump bir sonraki dönem için yeniden seçilebilmek adına bazı konularda görece olarak daha kontrollü hareket etmişti. Bugün geldiğimiz noktada yani “Trump 2.0” döneminde çok daha pervasız ve tehlikeli bir Trump var.

- ABD kanunlarına göre bir kez daha seçilme hakkı olmayan Trump’ın kendisinden sonra başka bir Cumhuriyetçi’nin gelip gelmeyeceğini de umursadığını düşünmek oldukça iyimser bir yaklaşım. Dahası ilk dönemden kazandığı tecrübelerle bu dönemde daha radikal adım atma konusunda da rahat davranan bir Trump var.
Öyle ki sözde savaşı bitirme gerekçesi ile Ukrayna’nın nadir toprak element madenlerinin yarısını almayı (çökmeyi) kendinde bir hak olarak görüyor.
Nadir toprak elementi demişken bu konuda da ABD’nin ciddi bir sorunu olduğunu hatırlatalım. Nadir toprak elementleri bugün yüksek teknoloji cihazların tamamının ana girdisi. Başta savunma sanayi olmak üzere tüm uzay ve yapay zeka teknolojileri bu elementler sayesinde sürdürülebilir oluyor. Söz konusu elementlerin rezervinin en yüksek olduğu ülke ise Çin. Çin de 2024 Aralık ayında ABD’ye nadir toprak elementlerinin satışını yasaklayan bir kararname yayımladı. Yani Trump’ın Ukrayna’nın madenlerine göz dikmesi sadece ekonomik değil aynı zamanda ABD için stratejik gerekçelere de dayanıyor.
Diğer yandan uluslararası ilişkiler konusunda gözlerden kaçan ya da analizlerde çok az konu olan ciddi bir konu var. Bu konu küresel ekonominin ağırlık merkezinin hızla Batı’dan Doğu’ya hareket etmesi.
Yapılan son çalışmalara ve geliştirilen modellere göre dünyanın ekonomik ağırlık merkezi oldukça hızlı bir şekilde Doğu’ya doğru hareket ediyor. Takdir edersiniz ki bu durum 1944’te Bretton Woods Konferansı küresel ekonomik sistemi dolar hegemonyası ile ele geçiren ABD’nin kabul etmekte zorlanacağı bir gelişme. Dolayısıyla Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyatifi” adını verdiği ancak CIA kaynaklarında “ekonomik işgal planı” olarak adlandırılan projeye karşı koymak ABD için bir ekonomi güvenliği meselesi haline dönüşmüş durumda. Bu bağlamda Çin’in hareket alanını kısıtlayacak bölgelerde sıklet merkezi oluşturmaya gayret eden ABD bu bölgelerdeki karışıklıkları tetikleyerek kendisini sürecin içinde tutma konusunda kararlı adımlar atıyor.
Elbette bu durum geçmişte de böyleydi ancak bu kadar açıktan yapılmıyordu. Bugün gelinen noktada ise ABD Başkanı’nın söylemleri çok daha açık ve tehditkar.
Yerel paralarla ticaretin yoğunlaşması ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi yapılan yerel paralarla ticareti teşvik eden uygulamaları küresel rezerv para olan Dolar’ın sahibi ABD’nin hoşuna gitmiyor. Dünya’daki tüm dolar transferini takip ederek ekonomik istihbarat sağlayan ABD’nin bu gücünün azalıyor olması da ABD açısından başkaca bir ekonomi güvenliği riski olarak değerlendiriliyor.
Trump’ın ısrarcı olduğu bir diğer konu da “güçlü dolar”. Trump iktisadi literatürde “kur savaşları” olarak adlandırılan mücadeleden de uzak kalmıyor ve başta Çin olmak üzere diğer ülkeleri ABD ile rekabet edebilmek için kur manipülasyonu yapmakla suçluyor. 2019 yılında tıpkı bugün olduğu gibi Trump yine Fed’e faiz indirim baskısı yapmış ve Avrupa Birliği’ni Euro’ya bilerek değer kaybı yaşatarak ABD’ye karşı rekabette haksız bir kazanım elde etmekle suçlamıştı. Bugün de benzeri bir sürecin başlangıcındayız.
Trump’ın ikinci dönemi ile beraber Dünya yeniden gümrük tarifeleri, kur savaşları, ticaret savaşları ve ekonomik yaptırımlar gibi kavramları daha sık duymaya başlayacak. Bu durum da henüz çözülememiş küresel enflasyon sorununu tetiklerken küresel büyüme rakamlarını da olumsuz etkileyecek.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.