Türkiye 2026’ya dezenflasyon ve yatırım umuduyla giriyor

2026 yılına ilişkin beklentiler, Türkiye ekonomisinde ılımlı ancak temkinli bir iyileşme sürecine girileceğine işaret ediyor. Enflasyonda düşüş eğiliminin sürmesi beklenirken, iç talep ve yatırım kanallarındaki toparlanmanın etkisiyle büyümenin bir miktar hız kazanacağı öngörülüyor.
Bütçe dengesi ve cari dengenin GSYH’ye oranla görece kontrollü seyretmesi, makro istikrar açısından olumlu bir zemin oluştururken, enflasyonun katı bir görünüm sergileme ihtimali ve olası bir para politikası gevşeme sürecinde ortaya çıkabilecek riskler, ekonomi yönetiminin uğraşacağı alanlar olarak öne çıkıyor.
Dezenflasyon süreci ana gündem olmaya devam edecek
2025’te tarımsal üretimi etkileyen olumsuz hava koşulları, gıda fiyat artışı ve hizmet enflasyonunun katılığı enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artırırken, bu ortamda enflasyonla mücadele sıkı para politikasıyla desteklendi.

Ekonomist Mustafa Aşkın’a göre uzun süredir gündemimizi meşgul eden ve buna bağlı olarak ekonomide bazı dengesizlikleri artıran ‘enflasyon’ konusunda geride kalan yılda belli bir başarı kazanılmış görülüyor ve 2026 yılında da dezenflasyonist sürecin devamı bekleniyor. Bu sürecin özellikle orta gelir düzeyindeki kişiler için büyük önem taşıdığını ve sürecin yan etkilerini azaltmak için para politikası ile maliye, kalkınma, istihdam, tarım politikaları gibi diğer unsurlarında daha etkin bir biçimde hayata geçirilmesi gerekliliğine vurgu yapan Aşkın, jeopolitik risklerin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Reklam
Türkiye ekonomisinin 2026’da karşı karşıya kalabileceği jeopolitik riskleri değerlendiren İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Ermağan bu tür gerilimlerin Türkiye ekonomisini tekil bir krizden çok, birbirini besleyen çoklu risklerle karşı karşıya bırakabileceğini ifade ediyor. Ermağan’a göre Karadeniz’deki askeri ve siyasi gerilimler ticaret yollarında güvenlik sorunları, artan sigorta ve lojistik maliyetleri ile tedarik aksamalarına yol açarak ticareti ve kamu maliyesini baskılayabilir. Orta Doğu’da olası çatışmalar ise enerji arzını tehdit ederek petrol ve doğalgaz fiyatlarını yukarı çekebilir; bu durum Türkiye’de enerji ithalat faturasının artması, cari dengenin bozulması ve enflasyon-faiz-kur baskılarının güçlenmesi riskini beraberinde getirebilir.
Konut ve tarım sektörüne önem verilmeli
Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim’e göre ise 2026’da Türkiye’nin dezenflasyon sürecinde özellikle konut ve tarım politikalarına özel önem vermesi gerekiyor. Devreye alınan sosyal konut projelerinin bu anlamda etkisinin olumlu olacağının altını çizen Hekim, bunların devreye girmesinin zaman alacak olması dolayısıyla etkilerini 2026’da göremeyeceğimize dikkat çekiyor.
“Tarımda maalesef bizim henüz çok ciddi bir atılım yaptığımızı düşünmüyorum. Bu anlamda Türkiye'de kurak bir ülke olacağı için bence 2026'da bunu daha sık gündeme getirip daha akıllı tarım uygulamaları belki tarımdaki stratejinin değişikliği bu işte ya kuraklıktan etkilenecek bölgelere göre tarımın yeniden planlanması gibi bir takım yeni politikalara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuşan Hekim, enflasyonla mücadelede bu iki yapısal faktör nedeniyle yüzde 20’lerin altına inmenin zor olduğuna vurgu yapıyor.
2026’da faiz indirimleri devam edecek
2026’da enflasyonla mücadele sürerken, yıl boyunca gözler yine Merkez Bankası’nda olacak. Sermaye piyasaları danışmanı Yunus Kaya, 2026’da temel senaryonun enflasyonun düşmesi ile beraber faizin inmesi olduğunu; bu noktada enflasyonun yüzde 23’e inmesi halinde faizin de yüzde 29’a gerileyebileceğini ifade ediyor.
Reklam

“Yıllık enflasyon 8 puan gerilerken faiz 9 puan gerileyebilir. Henüz tarihler açıklanmadı ama TCMB'nin 2026'da 8 toplantı yapması bekleniyorken demek oluyor ki her toplantıda faiz indirimi yapmasını beklemek normal olacaktır” şeklinde konuşan Kaya, kademeli indirim sürecinin ekonomideki toparlanmayı arttıracağını ifade ediyor.
Büyüme hızında 2025'e göre yüzde 0.5 ila yüzde 1 ilave görülebileceğini, yani yüzde 4'ü aşan bir oranına ulaşılabileceğini söyleyen Kaya, olası bir Ukrayna barışının bu durumu destekleyebileceğini, hem büyümede hem de finansman maliyetindeki düşüşün şirketlere pozitif yansıyacağını sözlerine ekliyor.
Sürdürülebilir cari dengede başarı sağlandı
Birçok uzmanın da belirttiği gibi Türkiye’de dezenflasyon sürecinin başarısı, yalnızca sıkı para politikasıyla değil, çok boyutlu bir politika bileşimiyle mümkün görünüyor. Maliye politikasında harcama disiplini ve gelir tarafında seçici uygulamalar enflasyonla mücadeleyi destekleyen önemli unsurlar arasında yer alırken, Mehmet Şimşek sürdürülebilir cari dengenin de istenilen seviyede kalacağına vurgu yapıyor.
Cari açığın milli gelire oranının makul seviyelerde kalması, finansmanının büyük ölçüde uzun vadeli ve doğrudan yabancı yatırımlar gibi kalıcı kaynaklarla sağlanması ve ihracat-ithalat dengesinin üretim yapısıyla uyumlu olması anlamına gelen sürdürülebilir cari dengenin önemine vurgu yapan Şimşek, Türkiye'nin sürdürülebilir seviyesinin yüzde 2-2,5 olduğunu, geçen sene altın ithalatı hariç cari fazla verildiğine işaret ederek bu konuda hedeflerin tutturulduğunu belirtiyor.
Tüm bunlarla beraber 2023’te toplam vergi gelirleri içinde yüzde 34,5 olan dolaysız vergi payının, 2026’da yüzde 38,3’e yükseltilmesi planlanıyor. Buna paralel olarak dolaylı vergilerin toplam içindeki ağırlığının yüzde 61,7’ye düşürülmesi hedefleniyor. Bu sürecin, yaklaşık 520 milyar liralık bir kaynağın yeniden yönlendirilmesine karşılık geldiği belirtilirken, söz konusu dönüşümün dezenflasyon sürecine doğrudan olmasa da anlamlı ve destekleyici bir katkı sağlaması bekleniyor.
Reklam
21 çeyrektir sürekli büyüme devam ediyor
Türkiye’de sıkı para politikasına rağmen büyüme, geçtiğimiz yıl yüksek talep sayesinde güçlü kalmaya devam etti. 21 çeyrektir üst üste büyüme kaydeden Türkiye ekonomisinde 2025’te ilk 9 ayında kaydedilen büyüme ise yüzde 3,7 olarak gerçekleşti.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış veriler, büyümenin çeyreklik bazda da ivmesini koruduğunu ortaya koydu. Buna göre GSYH, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,1 artış kaydetti. Sektörel kırılıma bakıldığında sanayi yüzde 6,5, hizmetler sektörü yüzde 4,6 oranında büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7’lik daralma ile büyümeyi aşağı çeken ana kalem oldu. Aynı dönemde toplam sabit sermaye yatırımları yüzde 11,7 artış gösterirken, özel tüketim harcamaları yüzde 4,8, kamu tüketimi ise yüzde 0,8 oranında yükseldi.

OECD’nin Aralık ayı Ekonomik Görünüm raporunda da 2026 boyunca ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergilerinin Türkiye’nin ihracatı üzerindeki etkilerinin görece sınırlı ve kısa vadeli kalmasının beklendiği belirtilirken, finansal koşullardaki iyileşmenin 2026 ve 2027 yıllarında özel tüketim ile yatırımları destekleyeceği vurgulandı. IMF ise Türkiye ile ilgili son değerlendirmesinde bütçe açığındaki azalışa ve enflasyondaki düşüşe vurgu yaparak, ihtiyatlı ekonomi politikalarının sonuçlarının alındığına dikkat çekti. IMF kısa vadede büyümenin sağlam kalacağını ve enflasyonun kademeli olarak düşeceğini belirterek, 2026 büyüme tahminini yüzde 3,7’ye çıkardı.
Hedef yüksek gelirli ülkeler ligine girmek
2026 yılı, Türkiye açısından ‘yüksek gelirli ülke’ statüsüne geçiş için bu hedefe yaklaşma ve eşiği kalıcı biçimde aşabilecek yapısal zeminin güçlendirildiği bir geçiş yılı olarak da değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu süreçte asıl belirleyici unsur, verimlilik artışı, ihracatta katma değer dönüşümü ve makro istikrarın sürekliliği olacak.
Dünya Bankası sınıflandırmasına göre bir ülkenin “yüksek gelirli” sayılabilmesi için kişi başına düşen GSYH’nin belirli bir eşik değerin üzerine çıkması gerekiyor. Bu eşik her yıl güncellenmekle birlikte 2025 itibarıyla yaklaşık 14 bin dolar seviyesinde bulunuyor. Dünya Bankası’nın ülkeleri düşük gelirli, alt orta gelirli, üst orta gelirli ve yüksek gelirli olmak üzere dört grupta sınıflandırdığını hatırlatan yetkililer, Türkiye’nin son 23 yılda önemli bir gelir dönüşümü yaşadığını vurguluyor. Bu süreçte Türkiye, alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükselerek bu seviyede kalıcı hale geldi. Türkiye’nin kişi başına geliri ise son yıllarda kur dalgalanmaları ve enflasyon etkisiyle orta-yüksek gelir bandında seyrediyor. Bu kapsamda 2026’da Türkiye, Dünya Bankası’nın gelir grubu sınıflandırmasına göre yüksek gelirli ülkeler ligine adım atmaya hazırlanıyor.
Döviz dengeli borsa iyimser
Türkiye ekonomisinde makroekonomik verilerde 2026’da iyileşmeler beklenirken, yatırımcılar açısından da bir önceki seneye göre iyimserlik artıyor.
2025’te altın, gümüş ve mevduat gibi geleneksek yatırımları yapan kişilerin kazançlı çıktığını, buradaki gelirlerini de başta taşınmaz olmak üzere farklı noktalara kanalize ettiklerini söyleyen Aşkın, 2026 yılında uzun süredir sessiz kalan borsanın daha fazla potansiyel taşıdığını, bu nedenle negatif fiyatlama etkisinin daha az olabileceğini belirtiyor.
Reklam

Borsa İstanbul'a yabancı ilgisinin uzun yıllar sonra geri döndüğünü, geride kalan senede yabancı yatırımcılardan 3 milyar dolar para girişinin olduğunu hatırlayan Kaya’ya göre ise yıl içerisinde zarar eden şirket sayında ciddi azalış, borsanın yönünü göstermesi bakımından önemli olacak. “Finansman maliyetinin daha düşük olması nedeniyle şirketlerin son zamanlarda dövizli krediye yöneldikleri görülüyor. Eylül sonu itibariyle reel sektörün net döviz pozisyonu açığı ise 182 milyar dolar seviyesinde. Bu noktada döviz kurunda ne olacağına bakmak gerek. Temmuz 2023'ten beri TL'nin enflasyonuna göre değer kaybı ile ilerleyen dolar kurunun 2026'da sürpriz bir değer kaybını beklenmiyor. TCMB'nin rezervlerinin de doluluğu bize güven veriyor. Ekonomi yönetiminin kur üzerinden rekabeti desteklemiyoruz yaklaşımı nedeniyle sıkı duruşun devamını beklemek yanlış olmaz” şeklinde konuşan Kaya, dolar/TL kuru ile ilgili olarak 2026 sonu için 51 TL seviyesinin makul göründüğünü ifade ediyor.
Trump politikaları nedeniyle altının güvenli liman algısının güçlendiğini, bu nedenle TCMB rezervlerinde 2 yıl önceye göre yüzde 35 seviyesinde olan altının payının yüzde 50’lerin üzerine çıktığını söyleyen Kaya, Trump iktidarı devam ettikçe belirsizliklere karşı altının ve yanında hareket eden gümüş ve bakırdaki yukarı ivmenin süreceğini de sözlerine ekliyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.