Yüksek faiz maliyet kanalıyla enflasyonu besliyor

Elif Sena Kılıç
09:00, 22/03/2026, Pazar
CategoryZ Raporu
Z Raporu
Yüksek faiz maliyet kanalıyla enflasyonu besliyor
Yüksek faiz: Enflasyonla mücadelede çözüm mü, sorunun kendisi mi?

Yüksek faiz yalnızca talebi baskılayan bir araç değil; krediye dayalı ekonomik yapılarda üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu doğrudan yukarı iten bir mekanizma hâline geliyor. Reel faizin yükselmesiyle birlikte işletme sermayesi, stok finansmanı ve yatırım maliyetleri pahalılaşıyor; firmalar artan finansman yükünü fiyatlara yansıtmak zorunda kalıyor. Böylece faiz, enflasyonu düşürmesi beklenen bir politika aracıyken, maliyet kanalı üzerinden bizzat enflasyonu üreten bir unsura dönüşüyor.

Enflasyonla mücadelede faiz artışı uzun süredir temel politika aracı olarak kullanılıyor. Özellikle talep yönlü enflasyon dönemlerinde faiz artırımı, tüketimi baskılayarak fiyat artışlarını sınırlayabilir; beklentileri çıpalayabilir ve ekonomik aşırılıkları törpüleyebilir. Ancak belirli bir noktadan sonra aynı araç, çözüm üretmek yerine yeni bir sorun alanı oluşturmaya başlıyor. Bugün gelinen aşamada yüksek faiz, yalnızca talebi baskılayan bir mekanizma olmaktan çıkmış, doğrudan maliyetleri artırarak enflasyonu besleyen bir unsur haline geldi.

Faiz ile enflasyon arasındaki ilişki, zamana, ülkenin ekonomik yapısına ve enflasyonun kaynağına göre değişkenlik gösterir. Talep kaynaklı bir enflasyonda faiz artışı etkili olabilirken, maliyet enflasyonunun hâkim olduğu bir ortamda aynı politika ters sonuçlar doğurabilir. Eğer fiyat artışlarının temel nedeni enerji, gıda, lojistik, finansman veya arz kısıtlarıysa, faizi yükseltmek üretim maliyetlerini artırarak fiyatları daha da yukarı iter. Dolayısıyla tek tip ve her koşulda geçerli bir para politikası reçetesi bulunmuyor. Bir ülkede işe yarayan bir politika, başka bir ülkede veya başka bir konjonktürde etkisiz hatta zararlı hale gelebiliyor.

Enflasyonun niteliği de zaman içinde değişiklik gösterebiliyor. Bazı dönemlerde talep baskısı ön plandayken, bazı dönemlerde arz yetersizliği ve maliyet artışları belirleyici olur. Aynı ülke içinde bile sektörler arasında farklı enflasyon dinamikleri gözlenebilir. Özellikle konut ve gıda gibi alanlarda arz kısıtları belirgin olduğunda, fiyat artışlarını sadece talebi kısarak kontrol altına almak mümkün değil. Talep yönlü araçlarla arz kaynaklı sorunları çözmeye çalışmak, ekonomik dengeleri daha da bozabilir.

Bu tartışma yalnızca belirli bir ülkeye veya döneme özgü değildir; para politikasının sınırları, iktisat tarihinde uzun süredir tartışılan evrensel bir meseledir. Yüksek faizin talebi baskılayıcı etkisi kabul edilmekle birlikte, faizlerin belirli bir seviyenin üzerinde kalıcılaşmasının maliyetler üzerinden enflasyonu besleyebileceği yönündeki eleştiriler de oldukça eskidir. Nitekim politik ve akademik tartışmalarda, yüksek faizlerin üretim zincirinin tüm halkalarında maliyetleri artırdığı ve bu maliyetlerin nihai fiyatlara yansıdığı açık biçimde dile getirildi. Üreticiden dağıtıcıya, lojistikten perakendeye kadar uzanan tüm süreçlerde finansman giderlerinin fiyat oluşumunun ayrılmaz bir parçası haline geldiği vurgulanır.

Bu yaklaşım, bugün iktisat literatüründe “para politikasının maliyet kanalı (cost channel)” olarak adlandırılan mekanizmayla örtüşüyor. Modern ekonomilerde üretim, stoklama ve satış süreçlerinin büyük bölümü krediye dayanıyor. Faiz oranları yükseldiğinde firmaların finansman giderleri artmakta; bu artış ücret, enerji ve hammadde maliyetleri gibi doğrudan fiyatlara yansıyor. Böylece faiz, yalnızca talebi soğutan bir politika aracı olmaktan çıkarak, fiyatları yukarı iten bir maliyet unsuruna dönüşüyor. Bu mekanizma, yüksek faizin enflasyon üzerindeki etkisinin zamanla yön değiştirebileceğini gösteriyor.

Sıkı para politikasının temel hedefi tüketimi sınırlamak ve kredi genişlemesini kontrol altına almaktır. Ancak pratikte kredi ihtiyacı bütünüyle ortadan kalkmıyor; yalnızca borçlanmanın maliyeti yükseliyor. Hanehalkları ve işletmeler, finansmana erişmeye devam ederken daha yüksek faiz yüküyle karşılaşmakta; bu durum paranın maliyetini doğrudan yaşam maliyetinin bir parçası haline getiriyor. Talep sınırlı ölçüde zayıflasa bile, maliyetler üzerinden oluşan fiyat baskısı kalıcı hale gelebiliyor. Bununla birlikte yüksek faizin etkileri ekonomik aktörler arasında eşit dağılmıyor. Büyük ölçekli firmalar artan finansman maliyetlerini fiyatlara yansıtabilme gücüne sahipken, küçük işletmeler, sabit gelirli kesimler ve krediye bağımlı tüketiciler bu maliyeti telafi edebilecek araçlardan yoksun kalıyor. Krediye erişim pahalılaştıkça, hem üretim kararları hem de temel tüketim harcamaları baskı altına girmekte; gelir dağılımı üzerindeki gerilim artıyor. Bu süreç yalnızca fiyatlar genel düzeyini değil, yatırım iştahını, istihdamı ve ekonomik dinamizmi de olumsuz etkiliyor.

Faizin “en enflasyonist” maliyet kalemlerinden biri olarak görülmesinin temel nedeni de burada yatmakta. Enerji veya gıda fiyatlarındaki artışlar belirli sektörleri etkilerken, faiz artışı borçlanmanın yaygın olduğu bir ekonomik yapıda neredeyse tüm mal ve hizmetlerin maliyet yapısına nüfuz ediyor. Bu nedenle yüksek faiz, enflasyon üzerinde yaygın ve gecikmeli fakat kalıcı bir baskı oluşturabiliyor. Eski ABD Temsilciler Meclisi üyesi Wright Patman, yüksek faizle enflasyonla mücadeleyi, yangını su yerine benzinle söndürmeye benzetir. Faiz artışı belirli bir noktaya kadar beklentileri kırabilir ve talebi sınırlayabilir; ancak eşik aşıldığında borçlanma ortadan kalkmaz, yalnızca daha pahalı hale gelir. Bu maliyet, üretim zinciri boyunca firmaların finansman giderlerine yansır ve nihai fiyatlar üzerinden enflasyonu besleyen bir unsura dönüşür.

Enflasyonu yükselten tek unsur faiz değildir; ancak krediye dayalı ekonomik yapılarda faiz, maliyet oluşum süreci üzerinde en güçlü belirleyicilerden biri olarak öne çıkıyor. Finansman maliyetlerinin üretim zincirinin tamamına nüfuz etmesi, faizi diğer maliyet kalemlerine kıyasla daha yaygın ve kalıcı bir fiyat baskısı unsuru haline getirmekte.

Yüksek faiz ortamı aynı zamanda istihdam ve yatırım üzerinde de baskı oluşturuyor. Artan finansman giderleri kârlılığı aşındırmakta, firmaları kapasite daraltmaya ve istihdam azaltımına yöneltebilmekte. Böylece fiyat istikrarı hedeflenirken büyüme ve istihdam cephesinde yeni kırılganlıklar ortaya çıkıyor. Bu durum, para politikasının tek başına ve uzun süreli şekilde kullanılmasının ekonomik denge açısından riskler taşıdığını gösteriyor.

TÜFE - Politika Faizi - Reel Faiz
TÜFE - Politika Faizi - Reel Faiz

Reel faizde aşırı sıkılaşma ve maliyet kanalının güçlenmesi

Enflasyon gerilerken politika faizinin aynı hızda aşağı gelmemesi, reel faizlerin hızla yükselmesine ve finansal koşulların kalıcı biçimde sıkılaşmasına yol açtı. Bu süreçte reel faiz, geçici bir dezenflasyon aracı olmaktan çıkarak yapışkan bir maliyet unsuru haline geldi.

2023 ortasından itibaren uygulanan parasal sıkılaşma süreci, enflasyon beklentilerini kontrol altına almak amacıyla politika faizinde hızlı ve sert artışlar içerdi. Ancak bu dönemin önemli bir bölümünde enflasyon seviyesi politika faizinin oldukça üzerinde seyrettiği için reel faiz derin biçimde negatif kaldı.

Haziran 2023’te yıllık TÜFE yüzde 38,21 iken politika faizi yüzde 15 seviyesindeydi ve reel faiz yüzde eksi 23,21 olarak gerçekleşti. Ağustos 2023’te enflasyon yüzde 58,94’e yükselmesine karşılık politika faizi yüzde 25’te kaldı; reel faiz yüzde eksi 33,94 ile dip seviyelere indi. Kasım 2023’te politika faizi yüzde 40’a çıkarılmasına rağmen enflasyon yüzde 61,98 seviyesinde kaldı ve reel faiz hâlâ yüzde eksi 21,98 olarak gerçekleşti. Bu dönem, nominal faiz artışlarının fiyat artış hızını yakalayamadığını ve reel koşulların uzun süre gevşek kaldığını ortaya koydu.

2024’ün ilk yarısında enflasyon yükselişini sürdürdü. Mayıs 2024’te TÜFE yüzde 75,45 ile zirve yaparken politika faizi yüzde 50 seviyesindeydi ve reel faiz yüzde eksi 25,45 oldu. Bu tablo, sıkılaşmanın kâğıt üzerinde sert görünmesine rağmen reel anlamda yeterince sıkılaştırıcı olmadığını gösterdi.

Asıl kırılma, enflasyonun düşüşe geçtiği dönemde ortaya çıktı. Ağustos 2024’te TÜFE yüzde 51,97’ye gerilerken politika faizi yüzde 50 seviyesinde korundu. Reel faiz ise ciddi bir şekilde değişim yaşayarak yüzde eksi 25’ten eksi 1,97’ye geldi. Bu dönüşüm, parasal sıkılığın reel ekonomi üzerindeki etkisinin hızla sertleştiğine işaret ediyor. Enflasyon düşerken nominal faizlerin aynı ölçüde gerilememesi, reel faizi kısa sürede negatif bölgeden nötr hatta pozitif sıkılaşma alanına taşıdı. Böylece dezenflasyon süreci ilerledikçe finansman koşulları otomatik olarak daha kısıtlayıcı hale geldi.

Veriler, ticari kredi faizlerinin yüksek seviyelerde kalıcılaşmasının işletmelerin maliyetini artırdığını ve kârlılığı erittiğini gösteriyor.
Veriler, ticari kredi faizlerinin yüksek seviyelerde kalıcılaşmasının işletmelerin maliyetini artırdığını ve kârlılığı erittiğini gösteriyor.

Eylül 2024’te enflasyon yüzde 49,38’e indi ve reel faiz ilk kez pozitif alana geçerek yüzde 0,62 oldu. Aralık 2024’te TÜFE yüzde 44,38’e gerilerken politika faizi yüzde 47,50 seviyesinde kaldı ve reel faiz yüzde 3,12’ye yükseldi.

2025 boyunca enflasyondaki düşüş devam ederken politika faizindeki gerileme çok daha sınırlı kaldı. Şubat 2025’te enflasyon yüzde 39,05’e inerken politika faizi yüzde 45 seviyesinde kaldı ve reel faiz yüzde 5,95’e yükseldi. Mayıs 2025’te TÜFE yüzde 35,41’e gerilerken politika faizi yüzde 46 oldu ve reel faiz yüzde 10,59 ile zirve yaptı. Aralık 2025 itibarıyla enflasyon yüzde 30,89’a düşmesine rağmen politika faizi yüzde 38 seviyesinde kaldı ve reel faiz yüzde 7,11 olarak gerçekleşti.

Bu seyir, kritik bir mekanizmaya işaret ediyor: Enflasyon düşerken politika faizinin aynı ölçüde gerilememesi, reel faizin hızla yükselmesine ve zamanla yapışkanlaşmasına neden oldu. Reel sıkılık, dezenflasyon ilerledikçe otomatik biçimde artmış; finansal koşullar reel sektör açısından kalıcı biçimde ağırlaştı.

Reel faizin yüzde 7–11 bandında uzun süre korunması, yatırım iştahını baskılamakta, işletme sermayesi maliyetlerini artırmakta ve firmaların borç çevirme kapasitesi üzerinde kırılganlık oluşturdu. Bu noktadan sonra faiz, talep yönetimi aracı olmaktan uzaklaşarak, finansman maliyetleri üzerinden üretim maliyetlerini yukarı iten yapışkan bir baskı unsuruna dönüştü.

Reel Faiz Oranı
Reel Faiz Oranı

Faiz indirimi neden reel sektöre ulaşmıyor? Finansman kanalındaki kopukluk

Para politikasında politika faizi, teoride finansman maliyetlerinin yönünü belirleyen ana çıpa olarak kabul edilir. Politika faizindeki artışların kredi faizlerini yukarı çekmesi, indirimlerin ise kredi koşullarını gevşetmesi beklenir. Ancak son dönemde politika faizi ile ticari kredi faizleri arasındaki ilişki bu klasik aktarım mekanizmasının zayıfladığını gösteriyor.

Grafiklere yansıyan seyir, politika faizinde yaşanan aşağı yönlü hareketlerin ticari kredi faizlerine aynı hız ve ölçüde yansımadığını ortaya koyuyor. Politika faizinde belirli dönemlerde başlayan düşüş eğilimi, ticari kredi faizlerinde çok daha sınırlı ve gecikmeli bir yumuşama üretmekte. Bu durum, reel sektörün merkez bankası faiz indirimlerinden beklenen ölçüde faydalanamadığını gösteriyor. Ticari kredi faizlerinin politika faizinin belirgin biçimde üzerinde kalması, firmaların fiilen çok daha yüksek oranlardan borçlandığını ortaya koyuyor. Finansmana erişim maliyetinin yüksek kalması, işletme sermayesi ihtiyacının pahalılaşmasına, nakit akışı baskısının artmasına ve yatırım kararlarının ertelenmesine neden oluyor. Politika faizinin kâğıt üzerinde düşmesi, reel sektörün bilançosuna aynı ölçüde rahatlama olarak yansımıyor.

Bu kopukluk yalnızca bankacılık marjlarıyla açıklanamaz. Bankaların yüksek enflasyon beklentileri, risk primleri, fonlama maliyetleri ve bilançolarını koruma refleksi, kredi faizlerinin aşağı yönlü esnekliğini sınırlar. Sonuçta kredi kanalı, para politikasının gevşetici etkisini tam olarak iletememekte; reel sektör uzun süre yüksek finansman maliyetlerine maruz kalıyor.

Bu yapı, reel faizin düşmesi gereken bir evrede fiilen yüksek kalmasına yol açmakta ve sıkılaşmanın ekonomik yükünü kalıcı hale getirir.

Ticari Kredi Faizi ve Politika Faizi
Ticari Kredi Faizi ve Politika Faizi

Ticari kredi faizi ile ÜFE arasında eş zamanlı hareket

Faizin enflasyon üzerindeki etkisi çoğu zaman talep kanalı üzerinden değerlendirilse de, son veriler üretim maliyetleri üzerinden işleyen güçlü bir etkiye işaret ediyor. Modern üretim yapısında kredi, işletmeler için temel bir finansman aracı konumunda bulunuyor. Hammadde alımı, stok finansmanı, ara malı ithalatı ve işletme sermayesi ihtiyacı büyük ölçüde borçlanma yoluyla karşılanıyor. Kredi maliyeti üretim maliyetine ekleniyor. Bu nedenle kredi faizlerindeki yükseliş, doğrudan üretim maliyetlerine yansıyor. Yüksekten borçlanan reel sektör bunu fiyatlara yansıtmak durumunda kalıyor.

Grafikler, ticari kredi faizleri ile Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) arasında belirgin bir eş yönlü hareket olduğunu ortaya koyuyor. Faizlerin yükseldiği dönemlerde üretici enflasyonunun hızlandığı, faizlerde gevşeme görüldüğünde ise Yİ-ÜFE artış hızının yavaşladığı izleniyor. Bu tablo, finansman maliyetlerinin üretici fiyatlarına belirli bir gecikmeyle ancak güçlü biçimde aktarıldığını gösteriyor.

Ticari Kredi Faizi ve YI-ÜFE
Ticari Kredi Faizi ve YI-ÜFE

Yılın başında ticari kredi faizleri yaklaşık yüzde 60 seviyesinde seyrederken Yİ-ÜFE yüzde 27 civarında bulunuyordu. Nisan ayına gelindiğinde kredi faizleri yüzde 56’ya kadar gerilerken, Yİ-ÜFE’de paralel biçimde yüzde 22,5 seviyesine indi. Aynı dönemde her iki göstergenin birlikte gerilemesi, fiyat baskılarının finansman koşullarıyla yakından ilişkili olduğuna işaret etti.

İkinci çeyrekten itibaren eğilim yeniden yukarı döndü. Haziran–Temmuz döneminde ticari kredi faizleri yüzde 60–61 bandına yükselirken, Yİ-ÜFE yüzde 24–25 aralığına çıktı. Yaz aylarında faizlerdeki yükseliş eğiliminin korunmasıyla birlikte üretici fiyatları da dipten toparlanarak kademeli bir artış sürecine girdi. Eylül ayında kredi faizleri yaklaşık yüzde 59 seviyesinde seyrederken Yİ-ÜFE yüzde 26,5’e yaklaştı. Yılın sonuna gelindiğinde ise kredi faizleri yüzde 62’ye, Yİ-ÜFE yüzde 28 düzeyine ulaştı.

Ortaya çıkan tablo, faiz ile üretici enflasyonu arasında ters yönlü değil, eş zamanlı bir hareket bulunduğunu gösteriyor. Faizlerin gerilediği dönemlerde üretici fiyatlarının da yavaşlaması, faiz yeniden yükseldiğinde ise Yİ-ÜFE’nin yukarı yönlü tepki vermesi, finansman maliyetlerinin fiyatlama davranışı üzerindeki etkisini güçlendiriyor. Uzmanlar, özellikle krediye bağımlılığı yüksek sektörlerde bu geçişkenliğin daha belirgin hale geldiğine dikkat çekiyor. Stok çevrim süresi uzun olan, ithal girdi payı yüksek veya nakit akışı sınırlı firmalar açısından faiz artışı, doğrudan maliyet unsuru olarak fiyatlara yansıyor. Bu durum, üretici fiyatları üzerinden tüketici fiyatlarına yayılan bir maliyet baskısı oluşturuyor.

Veriler, ticari kredi faizlerinin yüzde 60’a yakın seviyelerde kalıcılaşmasının işletmelerin işletme sermayesi maliyetini artırdığını gösteriyor. Stok finansmanı, hammadde temini ve üretim süreçleri daha yüksek finansman giderleriyle yürütülüyor. Bu çerçevede faiz, reel sektör açısından ikincil bir unsur olmaktan çıkarak doğrudan maliyet kalemi haline geliyor.

Faiz artışları, maliyet kanalı üzerinden üretici enflasyonunu besleyebiliyor. Ticari kredi faizleri ile Yİ-ÜFE arasındaki eş yönlü hareket, para politikasının etkisinin yalnızca talep tarafında değil, üretim maliyetleri üzerinden de şekillendiğine işaret ediyor.

Kalıcı fiyat istikrarı, üretimi artıran, arz kısıtlarını hafifleten ve maliyet baskılarını azaltan politikalarla desteklenmediği sürece yüksek faiz tek başına yeterli ve sürdürülebilir bir çözüm sunmamaktadır.
Kalıcı fiyat istikrarı, üretimi artıran, arz kısıtlarını hafifleten ve maliyet baskılarını azaltan politikalarla desteklenmediği sürece yüksek faiz tek başına yeterli ve sürdürülebilir bir çözüm sunmamaktadır.

Finansman yükü karlılığı eritiyor

Faiz baskısının reel sektör üzerindeki etkisi, sanayi şirketlerinin finansal tablolarında da açık biçimde görülüyor. İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” verilerine göre, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı son iki yılda sert biçimde yükseldi. 2022 yılında yüzde 41,3 seviyesinde olan bu oran, 2023’te yüzde 56,9’a çıktı. 2024 itibarıyla ise oran yüzde 96,6’ya ulaşarak, sanayinin ürettiği kârın neredeyse tamamının finansman giderlerine gittiğini ortaya koydu. Aynı dönemde finansman giderlerindeki artış, kârlılıktaki zayıflamayla daha da belirginleşti. Büyük sanayi kuruluşlarının finansman giderleri 2022’de yaklaşık 277 milyar TL iken, 2023’te 533 milyar TL’ye yükseldi. 2024 yılında ise bu tutar 619 milyar TL’ye yaklaştı. Buna karşılık faaliyet kârı 2023’te artış göstermesine rağmen 2024’te yüzde 31,6 gerileyerek yaklaşık 641 milyar TL seviyesine indi. Finansman maliyetlerindeki yükseliş, kâr artışını baskılayan temel unsur haline geldi.

Veriler, yüksek faiz ortamında borçlanma maliyetinin şirket bilançoları üzerinde doğrudan bir yük oluşturduğunu gösteriyor. Nitekim zarar eden şirket sayısı 2024 yılında 152’ye yükselirken, sanayi şirketlerinin mali borçları da bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 45 arttı. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 100’e yaklaşması, üretimden elde edilen kazancın büyük bölümünün faiz ödemelerine yöneldiğine işaret ediyor.

Bu tablo, finansman maliyetlerinin yalnızca şirket bilançolarını değil, fiyatlama davranışını da doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Artan faiz yükünü absorbe edemeyen firmalar, maliyet baskısını ürün fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor. Böylece yüksek faiz ortamı, yalnızca talebi soğutan bir unsur olmaktan çıkıp, üretici fiyatları üzerinden enflasyonu besleyen bir maliyet kanalına dönüşüyor.

Sonuç olarak enflasyonun tek bir nedeni olmadığı gibi, çözümü de yalnızca faiz aracına indirgenemez. Faiz, belirli koşullarda etkili bir talep yönetimi aracı olmakla birlikte, yüksek seviyelerde kalıcılaştığında maliyet kanalı üzerinden enflasyonu besleyen bir yapıya dönüşebilmektedir. Kalıcı fiyat istikrarı, üretimi artıran, arz kısıtlarını hafifleten ve maliyet baskılarını azaltan politikalarla desteklenmediği sürece, yüksek faiz tek başına yeterli ve sürdürülebilir bir çözüm sunmamaktadır.

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kurulusu Finansman Giderleri/Faaliyet Karı(%)
Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kurulusu Finansman Giderleri/Faaliyet Karı(%)

Bu çerçevede para politikasının başarısı, yalnızca faiz seviyesine değil, faizlerin reel sektöre hangi maliyetlerle yansıdığına ve finansman kanallarının ne ölçüde sağlıklı çalıştığına bağlı hale geliyor. Reel faizin yapışkan biçimde yüksek kaldığı, kredi aktarım mekanizmasının zayıfladığı ve finansman yükünün şirket bilançolarını aşındırdığı bir ortamda, sıkı para politikası enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek yerine ekonomik faaliyet üzerinde baskı biriktirebiliyor. Bu nedenle fiyat istikrarı hedefi ile büyüme, yatırım ve istihdam dengesi arasındaki hassas çizgi giderek daha kritik hale geliyor.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026