Ankara'da dev zirve öncesi istihbarat diplomasisi: MİT Başkanı İbrahim Kalın'dan Ankara'da kritik mesaj... 'Yeni tehditlere karşı ortak akıl şart'

Milli İstihbarat Akademisi tarafından Ankara'da düzenlenen uluslararası programda, NATO'nun değişen güvenlik ortamındaki rolü, istihbaratın stratejik önemi ve müttefiklerin dayanıklılık kapasitesi ele alındı. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Türkiye'nin NATO içindeki konumuna ve bölgesel güvenlik başlıklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ankara, 36. NATO Zirvesi öncesinde istihbarat ve güvenlik alanındaki önemli bir uluslararası programa ev sahipliği yaptı. Milli İstihbarat Akademisi tarafından düzenlenen "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" programı ile "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" panelinde, NATO'nun geleceği, küresel güvenlik ortamı ve istihbaratın değişen rolü masaya yatırıldı.
Ankara'da "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" ve "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" paneli düzenlendi
Milli İstihbarat Akademisi, 36. NATO Zirvesi öncesinde "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" ile "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" başlıklı uluslararası program düzenledi. Ankara'da bir otelde düzenlenen programa, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray, akademisyenler, büyükelçiler ve güvenlik uzmanları katıldı.
MİT Başkanı İbrahim Kalın, "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" isimli panelinde yaptığı konuşmada, küresel denklemin, güvenlik önlemlerinin yeniden şekillendiği, güç rekabetinin sertleştiği, tehditlerin farklı boyutlar kazanarak çeşitlendiği bir dönemden geçtiğini söyledi.
Bu süreçte Orta Doğu'dan Doğu Akdeniz'e, Karadeniz'den Avrupa güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmelerin, NATO'nun önemini bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan Kalın, NATO'nun, bugün olduğu gibi gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin en temel sütunlarından biri olmaya devam edeceğinin altını çizdi.

Değişen tehdit ortamının, İttifak'ın rolünü ve müttefiklerin de yeni şartlara uygun şekilde değerlendirilmesini zorunlu kıldığına işaret eden Kalın, "Güvenlik paradigmasının köklü biçimde değiştiği günümüzde, dönüşümü doğru okumak, yeni tehditleri zamanında kavramak ve bu tehditlere stratejik cevaplar üretebilmek kritik önemi haizdir. Bunun için dayanıklı toplumlara, güçlü kurumlara, etkili istihbarat kapasitesine, teknolojik donanıma ve ortak stratejik akla her zamankinde daha fazla ihtiyaç duyuyoruz." diye konuştu. Kalın, NATO'nun değişen güvenlik ortamına nasıl uyum sağlayacağı ve kendisini yeni ihtiyaçlara göre nasıl dönüştüreceği sorusunun, en kritik meselelerden biri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“NATO'nun kuruluş felsefesinin temelinde yer alan, güvenlik, askeri, siyasi, ekonomik, teknolojik ve toplumsal unsurların iç içe geçtiği, çok katmanlı, çok boyutlu bir yapı arz etmektedir. Sınır güvenliği ve enerji güvenliği, ekonomik istikrar ve savunma kapasitesi, siber dayanıklılık ve toplumsal huzur, yapay zeka çağının gerektirdiği bilgi güvenliği anlayışıyla devlet egemenliği birbirinden ayrılmaz unsurlardır. Bu köklü değişim, savaş ve istihbaratın doğasında da dönüşüme neden olmaktadır. Yeni gerçeklik karşısında her aktör kendine yeterli olmanın, caydırıcı etki oluşturmanın ve krizlere çözüm üretmenin yollarını aramak zorundadır. Bu noktada NATO da yalnızca caydırıcılık kapasitesinin arttırılmasıyla değil, aynı zamanda müttefik ülkelerin dayanıklılık kapasitelerini güçlendirilmesiyle de güvenlik mimarisindeki önemini muhafaza etmektedir.”
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, yalnızca iki ülke arasında cereyan eden askeri bir çatışma olmaktan çıktığına dikkati çeken Kalın, bu savaşın geniş bir alanda küresel sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Kalın, Orta Doğu'da yaşanan krizlerin, güvenliğin artık birbirinden kopuk alanlarda değil, birbirini tetikleyen ve ortak sonuçlar doğuran sınama alanları üzerinde gerçekleştiğini ifade etti.
“Ülkemiz, krizlerin yönetimine somut katkılar sunmaktadır”
ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşa değinen Kalın, şunları kaydetti:
“Dün akşam ilan edilen, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında anlaşmaya varıldığına dair haber hepimiz tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Ama temkinli bir iyimserlik içerisindeyiz, zira önümüzdeki günler ve haftalar, müzakerelerde asıl konuların ele alındığı, tartışıldığı, müzakere edildiği zorlu bir süreç olacak. Biz, bu sürece katkı veren başta Pakistan, ardından Katar olmak üzere ülkemizi de dahil ederek katkı sunan tüm aktörleri tebrik ediyoruz. Bu konuda kararlılık gösteren tüm ülkeleri ve liderlerini kutluyoruz. Umarız bu adım, Orta Doğu'da kalıcı bir barışın inşa edilmesi için önemli bir merhaleyi teşkil edecek.”
Kalın, İsrail'in Gazze'de başlattığı ihlal, işgal ve ilhak politikaları başta olmak üzere bölgede izlediği saldırgan tutumun tüm Orta Doğu'nun güvenliğini tehdit eder hale geldiğini söyledi.
ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın bölgesel sınırları aşarak küresel dengeyi şekillendiren mahiyet aldığına işaret eden Kalın, "Bütün bu gelişmeler karşısında ülkemiz, NATO'ya katıldığı ilk günden itibaren üzerine düşen sorumlulukları hakkıyla yerine getirmekte, İttifak'ın caydırıcılığına, doğu ve güney kanatlarının güvenliğine, Karadeniz'deki dengeye, terörle mücadele gündemine ve bölgesel krizlerin yönetimine somut katkılar sunmaktadır." diye konuştu.
Kalın, Türkiye ile NATO ilişkilerinin, Türkiye'nin NATO'ya katıldığı 1952 yılından beri hem Türkiye'nin güvenlik perspektifi hem de İttifak'ın küresel perspektifi açısından hayati bir öneme sahip olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin NATO üyeliğinde 3 önemli dönemden geçtiğini anlatan Kalın, ilk dönemin Soğuk Savaş, ikinci dönemin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele ve üçüncü dönemin de Suriye bağlamında yaşandığını hatırlattı.

“Türkiye doğru yerde durdu”
Atılan kararlı adımlar, stratejik vizyon ve uzun vadeli tespitler sayesinde Suriye'nin bugün hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir noktaya ulaştığına işaret eden Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün Suriye'de bir yeniden inşa, Baas rejimi sonrası yeniden imar, yeniden güvenlik, yeniden toplumsal kucaklaşma dönemi yaşanıyor. Bunun en önemli ayaklarından bir tanesi de Suriyeli Kürtlerin yeni Suriye'ye entegrasyon süreci oluşturdu. Bize, 'DEAŞ'la mücadelede en önemli müttefikimiz olan Kürt müttefiklerimize Türkiye saldırıyor' diye eleştiri getirenler, şimdi bu entegrasyon sürecinin zeminini hazırladığımız için, 'Size teşekkür ediyoruz' diyor. Çünkü Türkiye burada da doğru yerde durdu. Suriye Kürtleri için de en doğru, en faydalı, en makul ve rasyonel formülü üretmek suretiyle Suriye'de toplumsal bütünleşmenin, entegrasyonun, kaynaşmanın zeminini oluşturdu. Şu anda Suriye'den ne Türkiye'ye ve komşularına, ne de NATO İttifakı'na yönelik en ufak bir tehdit söz konusu değil. Ama DEAŞ unsurlarıyla mücadelede biz, Suriye istihbaratıyla yoğun bir çaba içerisindeyiz.”
Kalın, "Terörsüz Türkiye" sürecine de değinerek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başlatılan 'Terörsüz Türkiye' hedefi, yalnızca bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda güçlü, müreffeh ve istikrarlı bir gelecek için. Terörün her türlüsünden arındırılmış bir Türkiye, demokratik kapasitesini daha da güçlendirecek, ekonomik kalkınmasını hızlandıracak ve İttifak'ın güvenliğine katkı sağlayan stratejik aktör konumunu pekiştirecektir." dedi.
İbrahim Kalın, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi'nin, NATO'nun değişen tehdit ortamı karşısında hangi kabiliyetlerle, nasıl bir iş bölümüyle ve ne tür bir uyum anlayışıyla yoluna devam edeceği sorularına cevap aranması açısından kritik bir platform olacağının altını çizdi.
MİT Başkanı Kalın, konuşmasının ardından, NATO'nun İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott Bray'e Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 1960'ta NATO'ya armağan edilen mozaik panosunun yağlı boya resmini hediye etti.
NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray
Programda konuşan Bray, burada bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, NATO Zirvesi'nin düzenlenmesine haftalar kaldığını söyledi.
NATO'nun en önemli yanıtının tehdit bazlı olması olduğuna dikkati çeken Bray, "Bu kilit zirvenin aynı zamanda çok önemli sonuçları beraberinde getireceğini düşünüyoruz." dedi.
Dünyanın teknoloji ve istihbarat konusunda önemli bir değişiklikten geçtiğinin altını çizen Bray, NATO Zirvesi’nde oldukça yoğun bir gündemin olacağını aktardı.
Bray, "Daha güçlü bir NATO inşa etme hedefiyle ilerleyeceğiz." diye konuştu.
"Tüm tehditleri önlemeye çalışıyoruz"
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarına değinen Bray, Rusya’nın birçok farklı yöntem kullanarak istikrarsızlığı hedeflediğini vurguladı.
Bray, Ukrayna’ya verilen destek konusunda çalışmaların ve müttefik ülkelere yönelik tehditlerin devam ettiğinin altını çizdi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından ortaya çıkan risklere değinen Bray, "İttifakımız içinde aldığımız farklı önlemler var, bununla birlikte tüm tehditleri önlemeye çalışıyoruz." ifadesini kullandı.
"Her gün NATO şemsiyesi altında güçlenmeye devam ediyoruz"
Bray, Türkiye’nin terörle mücadele konusunda tecrübeli bir ülke olduğunun ve İttifakın geri kalanına önemli katkılar sağlayabildiğinin altını çizdi.
Bu kilit zirvenin aynı zamanda çok önemli sonuçları beraberinde getireceğini düşündüklerine dikkati çeken Bray, NATO’nun en önemli yanıtının tehdit bazlı olması olduğunu aktardı.
Savunma alanında yaşanan gelişmelere değinen Bray, zirvenin en önemli konusunun belki de bu olabileceğini, savunma sanayi alanında Ankara’da çok ciddi gelişmelerin olduğunu vurguladı.
Bray, "Daha güçlü bir NATO, daha güçlü ittifaklar elde etmeye çalışıyoruz. Geleceğimizi güvence altına alabilmek için devam ediyoruz. Her gün NATO şemsiyesi altında güçlenmeye devam ediyoruz." diye konuştu.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Köse
Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Başkanı Talha Köse, yaptığı konuşmada, dünya siyaseti ve güvenlik anlayışının alışılmış kalıpların, yerleşik kabullerin ve eski reflekslerin ötesine geçen köklü bir dönüşümden geçtiğini belirtti.
Bu dönüşümün devletleri ve karar alıcıları daha derin bir stratejik muhakemeye ve farklı perspektifler geliştirmeye zorladığına işaret eden Köse, bugün güvenlik anlayışında istihbarat, dayanıklılık, teknoloji, toplumsal direnç ve ittifak dayanışmasının birbirinden ayrı başlıklar olmaktan çıktığını, bu kavramların geleneksel güvenlik dinamiklerinin tamamlayıcı unsurları haline geldiğini söyledi. Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi'nin, NATO'nun yeni dönemde nasıl bir yönelim kazanacağının tartışılacağı önemli bir eşik olacağını ifade eden Köse, bu çerçevede Milli İstihbarat Akademisi olarak düzenledikleri programın, istihbaratın değişen rolünü ve topyekun dayanıklılığın artan önemini ele alarak Ankara Zirvesi'ne fikri zeminde katkı sunacağına inandığını kaydetti.

İçinden geçilen dönemin, "güvenliğin anlamının, araçlarının, aktörlerinin ve sınırlarının yeniden tanımlandığı bir paradigma değişimi" olarak okunması gerektiğini belirten Köse, "Teknoloji, hibrit tehditler ve bilişsel mücadele bu paradigma değişiminin merkezinde yer almaktadır. Bu da hem savaşın doğasını hem de barış zamanındaki caydırıcılık anlayışını dönüştürmektedir." diye konuştu.
Köse, yeni güvenlik çağında daha fazla platforma sahip olmanın kritik öneme sahip olmaya devam ettiğini ancak üstünlük sağlamak için tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, "Veriyi doğru işlemek, bilgiyi öngörüye dönüştürmek ve karar alma süreçlerini hızlandırmak stratejik kabiliyetler olarak gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu da devletleri adaptasyon kabiliyetlerini, kurumsal eşgüdümlerini, stratejik esnekliklerini ve toplumsal direnç kapasitelerini güçlendirmeye mecbur bırakmaktadır." dedi.
Türkiye'nin 2004 yılında İstanbul'da ev sahipliği yaptığı zirvede NATO'nun kolektif savunma ittifakından küresel güvenlik aktörüne dönüşümüne şahitlik edildiğini hatırlatan Köse, bu yıl Ankara Zirvesi'nde ise NATO'nun güncel iç ve dış sınamalara yönelik kendini yeniden şekillendirmesinin beklendiğini ifade etti.
“Teknoloji temelli sınamalara cevap üretmek durumunda”
Artık İttifak'ın konvansiyonel tehditler kadar siber, enerji ve kritik altyapı güvenliği ile teknoloji temelli sınamalara da cevap üretmek durumunda olduğunu belirten Köse, "NATO 3.0, geçmiş birikimini reddetmekten ziyade, ittifakı yeni tehdit ortamına uygun şekilde güncellemek, esnekleştirmek ve derinleştirmek anlamına gelmektedir." şeklinde konuştu.
Köse, istihbaratın bilgi toplama kadar, bilgiyi kıymetlendirme ve anlamlandırma, kritik süreçleri öngörme ve karar alıcıya stratejik yön gösterme kapasitesi olduğunu dile getirerek, istihbaratın kapsamının veri analizi, yapay zeka, siber güvenlik, açık kaynak takibi, sosyal dinamiklerin okunması ve stratejik öngörü üretimiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Bu durumun NATO üyelerinin savunma, teknoloji, akademi ve kriz yönetimi mekanizmaları arasında daha güçlü bir eşgüdümü gerekli kıldığına işaret eden Köse, istihbarat alanının hem NATO'nun yeni güvenlik ortamına adaptasyon sürecinde hem de Türkiye'nin bütünleşik güvenlik mimarisinde merkezi bir rol üstlendiğini söyledi.

“Bir düşünce zemini oluşturacak”
Yeni güvenlik paradigmasının en temel kavramlarından birinin "topyekün dayanıklılık" olduğunu vurgulayan Köse, dayanıklılığın devletin yukarıdan aşağıya inşa ettiği bir kapasite ile mümkün olmadığını ifade etti. Köse, "Aksine dayanıklılık ve direnç aileden okula, geleneksel ve dijital medyadan üniversiteye, özel sektörden sivil topluma kadar uzanan geniş bir güvenlik kültürünün ortak sonucu olarak tabandan inşa edilmeye başlanmalıdır." dedi.
NATO Ankara Zirvesi öncesinde istihbarat ve dayanıklılık başlıklarını birlikte ele almanın İttifak'ın geleceğini doğru okumak bakımından son derece önemli olduğunu vurgulayan Köse, programın NATO'nun değişen rolüne, istihbaratın yeni mahiyetine ve dayanıklılık kavramının stratejik önemine dair ortak bir düşünce zemini oluşturacağına inandığını kaydetti.
MİA olarak bu ihtiyacın farkında olduklarını belirten Köse, istihbarat çalışmalarını, güvenlik düşüncesini ve stratejik analiz kapasitesini daha ileri taşımaya gayret ettiklerini söyledi.

"NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" paneli
Milli İstihbarat Akademisi, 36. NATO Zirvesi öncesinde "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" başlıklı program kapsamında "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" adlı panel düzenledi.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse'nin moderatörlüğünü yaptığı panelde, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, Akron Üniversitesinden Emeritus Profesör James Clyde Sperling ve Eski NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı David Matthew Cattler panelist olarak katıldı.
Sperling, istihbaratın öneminin giderek arttığına dikkati çekerek, istihbaratın ne kadar çok özgürce paylaşılırsa NATO içinde daha iyi sonuç alınacağını söyledi.
İstihbaratın bir bakıma kaynak olduğunu belirten Sperling, "Yalnızca avantajı olduğu zaman paylaşılan, aynı zamanda güven duyduğunuz kişilerle paylaşılan bir kaynak aslında." dedi.
Sperling, NATO özelinde bakıldığında istihbaratın hedefe ulaşabilmek, kabiliyeti artırabilmek ve tehditlere karşı yanıt verilebilirliği artırabilmek gibi maliyetleri olduğuna işaret etti. İstihbaratı paylaşıp paylaşmama kararının karmaşık olduğunu, birincil oyunculara bakıldığında akut ihtiyaçların karşılanması gibi bir durum olabileceğini anlatan Sperling, "İstihbaratta çok hızlı olmak, çok net olmak önemli. NATO içerisinde katmanlara bakmak önemli. Özellikle buradaki çevresel istihbarat paylaşımının çeperlerine geldiğimiz zaman, paylaşılan bilgilerin son derece önemli olduğunu söylemek lazım. Buna göre ilerlemek çok kıymetli.” diye konuştu.
Sperling, NATO'nun adaptasyon ve uyum kapasitesine ilişkin soru üzerine, Almanya'nın ve Fransa'nın otonomiye önem verdiğini dile getirdi.
Bazı ülkelerin, istihbaratı özel mülkiyet olarak gördüğünü vurgulayan Sperling, "Avrupa Birliği (AB) otonomi tartışmalarını hiç bırakmıyor, bu otonomiler bilgi paylaşımına engel teşkil edebiliyor." ifadesini kullandı.
“İstihbarat, doğru öncelikleri almamıza ve kolektif bir şekilde yol belirlememize yardımcı olur”
Panelde yayınlanmak üzere video mesaj gönderen Cattler da NATO'nun istikrarının, gönüllülüğe dayanan bir girişim olduğunu ve ülkelerin neyi, nasıl paylaşacağını kendilerinin tayin ettiğini söyledi.
NATO istihbaratının, egemen ülkelerin güvende olmasını amaçladığına işaret eden Cattler, son yıllarda çok uluslu şirketlerin egemen devletler yerine karar verme gibi bir role büründüğünü aktardı.
Cattler, bu noktada istihbaratın çok önemli bir hal aldığına dikkati çekerek, NATO ittifakı içerisinde işbirliklerin artırılmasının amaçlandığının altını çizdi.
NATO'da ülkelerin ihtiyaç duyduğu yardımın sunulmaya çalışıldığını söyleyen Cattler, amacın karar ve aksiyon almayı destekleyebilmek olduğunu vurguladı.
Cattler, Rusya-Ukrayna Savaşı başlamadan önce yaşanan gerilime değinerek, "Gerilimle birlikte bir şeylerin gelmek üzere olduğunu anladık. Rusya'nın daha büyük bir şeyi hedeflediğini anlamıştık." şeklinde konuştu.
David Matthew Cattler, "İstihbarat, doğru öncelikleri almamıza ve kolektif şekilde yol belirlememize yardımcı olur. Bunlar aksiyonlarımıza yön verir." dedi.
"NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" paneli
Panelde, NATO'nun karşı karşıya bulunduğu temel sınamalar ve ortaya çıkan fırsatlar istihbarat ve dayanıklılık ekseninde ele alındı.
Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği, jeopolitik rekabetin derinleştiği ve çok boyutlu tehditlerin giderek daha karmaşık hale geldiği bir dönemde düzenlenen panele, politika yapıcılar, akademisyenler, güvenlik uzmanları ve alanın öne çıkan isimleri katıldı.
Panelde, günümüzde güvenliğin yalnızca askeri kapasiteyle değil, etkin istihbarat paylaşımı, ortak durumsal farkındalık, stratejik dayanıklılık ve müttefikler arasındaki güçlü işbirliğiyle şekillendiği anlayışından hareketle, NATO'nun geleceği açısından kritik öneme sahip konular çok boyutlu biçimde değerlendirildi.
“Biz haklı çıktık”
Panelin ilk oturumunda konuşan Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, istihbaratın NATO'nun kilit aktörlerinden biri olduğuna dikkati çekti.
Kılıç, dünyada her şeyin çok hızlı değişip dönüştüğüne dikkati çekerek, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan algıların artık çok geçerli olmadığını ifade etti.
Türkiye'nin bölgesinde önemli bir güç olduğuna dikkati çeken Kılıç, Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle binlerce insanın hayatını kaybettiğini hatırlattı. Kılıç, şöyle konuştu:
“Bizler kötü ülkeler olarak anıldık. 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017... Türkiye kötü olarak anılıyordu o yıllarda. Bazı ülkelere göre, 'Suriye'ye müdahale ediyorsunuz' diyorlardı. Neden? Çünkü onların kullandığı gruplar bizimle çatışma içerisindeydi. Bugün ne oldu? Görüyoruz ki İran'daki çatışma da bir şekilde çözülüyor. Ukrayna, İsrail'in Gazze'de yaptıkları, Lübnan gerçeği var. Ayrıca bölgedeki farklı pozisyonlar arasındaki durumlara baktığımızda Suriye de bunun tam ortasında bugünün tek istikrarlı ülkesi olarak kaldı. 'Suriye beşe, ona bölünecek' deniyordu. Sonuçta kim haklı çıktı? Biz haklı çıktık. Ancak biz bunları söylerken pek çok kişi de bize kulak vermedi. İşte burada çok ciddi istihbarat da söz konusuydu. Biz sosyal gerçeklikleri basite indirgeyerek değerlendiremeyiz.”
NATO ile Türkiye ilişkilerine de değinen Kılıç, "NATO'da yıllardır birlikte çalışıyoruz. Karşılıklı güven öyle bir noktaya gelmiş ki, işi yapan kişiler de sınırını, limitini, gri alanda ne kadar gezinebileceğini biliyor." ifadesini kullandı.
“NATO birçok sorunla yüzleşti ve bu sorunların hepsini çözdü”
Panelin son oturumunda konuşan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili, Büyükelçi Çağrı Erhan ise NATO'nun geleceğine dair karamsar olunmaması gerektiğini söyledi.
Erhan, NATO'nun dünya tarihindeki en başarılı ittifak olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ilk kuruluştan bu yana 1952'de Türkiye'nin ve diğer ülkelerin katılımıyla beraber çok başarılı işler yaptı. NATO yalnızca bugün zorluklarla yüzleşmedi. NATO tarihine bakacak olursanız 1960'larda, 1970'lerde Soğuk Savaş'tan sonra... NATO birçok sorunla yüzleşti ve bu sorunların hepsini çözdü. NATO'daki en büyük sorun Soğuk Savaş'ın sonuydu. Çünkü NATO'nun ana kuruluş amacı Soğuk Savaş'ı yürütebilmekti. NATO'nun ilk genel sekreteri, 'NATO'yu neden kurdunuz' sorusuna şu yanıtı verdi, 'NATO'nun varoluşunun özü Amerika'yı içerde, Rusya'yı dışarıda, Almanya'yı ise kontrol altında tutmak diyebiliriz' dedi. Baktığımız zaman Soğuk Savaş bitti ve 1990'larda herkes o zaman 'NATO'ya ne olacak' demeye başladı.”
Dünyada yaşanan gelişim ve dönüşümlerin NATO'nun önemini gözler önüne serdiğini belirten Erhan, NATO'nun tarihsel akış içerisinde kendisini dönüştürmek adına birçok adım attığını ve yapısını değiştirdiğini söyledi.
Erhan, bugünün zorluklarının hafife alınmaması gerektiğine dikkati çekerek, "Müttefikler bir şekilde yolunu bulacak ve bu sorunların üstesinden gelecektir diye düşünüyorum." dedi.
Avrupa'da birçok müttefik için oluşan konfor alanının 360 derece bir yaklaşımı benimsemesini engellediğini belirten Erhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Batı'daki müttefiklerimiz konforlu bir alan içinde yaşarken, Türkiye sürekli problemlerle karşılaştı. Yine Orta Doğu'da, Suriye'de, Kafkaslar'da, bölücü terörle mücadele ederken... Yani Türkiye coğrafi konumundan dolayı Soğuk Savaş'ın konforlu gündeminde dahi kendini her zaman 360 derecelik yaklaşımı yaratma ve benimseme ihtiyacında buldu. Bizim için yeni bir durum değil. Ama mutluyuz. Avrupalı müttefiklerimizden de artık 360 derecelik yaklaşımdan bahsettiklerini duymak da bize keyif veriyor. Çünkü günümüzün dünyasında zorluklardan bahsettiğimizde, NATO'nun karşılaştığı zorluklardan bahsettiğimizde artık tek boyutlu veya düz, doğru bir zorluktan bahsedemeyiz. Her yönden gelen farklı ve çoklu zorluklardan bahsetmemiz gerekiyor.”
Erhan, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın hemen ardından Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi kapsamındaki yaptırımları uygulamaya koyduğunu söyledi.
Türkiye'nin NATO'da istikrar sağlayıcı bir komuta rolü üstelenmeye devam ettiğine dikkati çeken Erhan, "NATO'nun direncini artırıp güçlendirmesinden bahsedeceksek o zaman güneyi de bu resme eklememiz gerekiyor. Mart ve Nisan aylarında hatta Mayıs ayında dahi ben de bir dizi konferansa katıldım. Büyük NATO kentlerinde düzenlendi bunlar ve güney ülkelerinde İtalya, İspanya, Portekiz'de asıl tehdit algısı çok daha farklı. Buradaki güney müttefiklerinin yegane gündem maddeleri güneyden gelen tehditler şeklindeydi. Bizim bunu da NATO'nun gündemine dahil etmemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.
Erhan, NATO'nun 1949'da savunma amacıyla kurulduğunu hatırlatarak, "Son yıllarda kademeli olarak değişim oldu. Bugün NATO hem savunma hem de güvenlik teşkilatı. Hatta daha ziyade güvenlik teşkilatı." dedi.
Türkiye'nin büyük güvenlik algısının en önemli parçalarından biri olduğuna dikkati çeken Erhan, müttefik ülkelerin her konuda birbirini desteklemesi gerektiğini söyledi.
NATO Genel Sekreter Yardımcısı'na özel hediye
Panele Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Talha Köse, NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott Bray katıldı.
Panelin açılış konuşmalarının ardından MİT Başkanı Kalın, Bray'e ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 1960'ta NATO'ya armağan edilen mozaik panosunun yağlı boya resmini hediye etti.
Türk ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından NATO'ya armağan edilen 14,5x3,6 metre ebadındaki mozaik pano, 1960'ta Paris'teki NATO Karargah binasına monte edildi. 1967'de NATO'nun genel merkezini Brüksel'e taşımasının ardından mozaik de büyük bir operasyon ile blok halinde Brüksel'e götürüldü.
Ressam Eyüboğlu, NATO için ürettiği ve Türkiye NATO ilişkilerinin estetik bir göstergesi olan "Turkish Mosaic" adlı eserini yağlı boya olarak da resmetti.
Eyüboğlu ailesi envanterinde kayıtlı olan resim, ailenin izniyle, MİA tarafından düzenlenen panelin hatırası olarak yeniden bastırıldı.
Eserin sanatsal baskısı doğal pigment mürekkepler kullanılarak yapıldı.
Kalın'dan NATO Genel Sekreter Yardımcısı'na anlamlı hediye
Programın ardından MİT Başkanı İbrahim Kalın, NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott Bray'e, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 1960 yılında NATO'ya armağan edilen ünlü mozaik eserinin yağlı boya baskısını takdim etti. Türkiye ile NATO arasındaki tarihi bağları simgeleyen eser, programın dikkat çeken anlarından biri oldu.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.