Ayrılığın üzerinden bir yıl geçti İstanbul hâlâ içimde yaşayan şehir

Bir yıl önce veda anı geldiğinde vatanıma duyduğum hasrete rağmen ağlamıştım. Arkadaşlarım da benimle birlikte ağlamışlardı. Onların bana verdikleri hatıralar şimdi kitap raflarımda boy boy sıralanmış halde. Hepsi o güzel ruhların birer parçası olarak hayatımda yerini alıyor, bana İstanbul'da bıraktığım sevinçlerimi, üzüntülerimi ve hırslarımı hatırlatıyor. Hepsi beni orada sımsıkı kucaklayan, sevgime sevgiyle karşılık veren, hayatımın en güzel ve de en zor günlerini yaşadığım bir yuvam olduğunu fısıldaşıyor.
İstanbul'da yaşadığım vakitler Boğaz köprüsünden her geçtiğimde veya her gemiye binişimde telefonuma uzanırdım. Her zaman güzel bir Arap melodisi çalardı. Beni köklerime geri götüren bir melodi. İstanbul'un bana sürekli bahşettiği harika şeylerle vakit geçirmeye çalışırken, bu büyüleyici şehrin bana köklerimi unutturmaması gerektiğini kendime hatırlatırdım. Bu güzel şehrin, bana vatanımı, ilk aşkımı unutturmasından korkardım.
Bugün kendi vatanımda, kendi şehrimin sokaklarında dolaşırken bütün o mutluluğuma rağmen İstanbul’a duyduğum hasretin içimde kıvrım kıvrım gezindiğini görüyorum. Şimdi İstanbul'a duyduğum hasret yeniden alevleniyor, orada yaşadığım güzel hatıraları geri getirecek bir Türk melodisi arıyorum.
Benim için İstanbul, hayalleri gerçekleştirme sahnesiydi. Yayınevim "Ezrak" orada doğdu, yayınladığım kitapların her biri mesafeleri aşan âdeta birer kâğıttan köprü oldu.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen Arapça dil yarışmalarına jüri üyesi olarak katıldığımda, komitenin "Arapça temsiller veriyoruz" adlı kitabımı yarışma materyallerinden biri olarak seçmesi beni şaşırtmıştı. İki yıl üst üste Türk öğrenciler bu kitaptan uyarlanan oyunları sergilediler.
Yazdığım oyunları oynayan çocukların yüzlerini asla unutamam. Sözleri ve hareketleri duygularımın en gerçek ifadesiydi ve bunun için Millî Eğitim Bakanlığı'ndan bir teşekkür mektubu aldım. Bu hediyeyi çok değerli buluyorum.
Ve elbette bana bu şerefi bahşettiği için Türkiye'ye minnettarım. Yazarları ve gazetecileri bana kendi aralarında özel bir yer verdiler.
Türkiye'de tek millet olmanın mânâsını gerçekten anladım. Sadece Türkler ve Araplarla değil, ayrıca Arnavutlar, Kazaklar ve Afrikalılar ile de dostluklar kurdum. Bu dostluklar bizi Müslümanların bir araya geldiği toplantılarda buluşturdu ve kendimi bir hazineye rastlamış gibi hissettim. Bunu dillerimiz farklı olsa bile namazlarda aynı safta durduğum Müslüman kadınlar arasındayken tekrar tekrar yaşadım. Meydanların hareketliliği hâlâ içimde yankılanıyor. Boğaz'ın eski ahşap tekneleri beni kendine çekiyor. Balat sahilini, o sihirli binalarını, oyunbaz yunuslarını özlüyorum.
Hatıralar beni yemyeşil ormanlarındaki yürüyüşlere, Şile'nin ahşap kulübelerine ve ilham verici kıyılarındaki kamplara götürüyor. Çay kokusu ve martı seslerinin havayı doldurduğu güzel Üsküdar'ı ve sahilini içime çekiyorum. Eminönü'nün tarihi pazarlarını, mutlu memnun kedilerini ve şen şakrak martılarını hatırlıyorum.
Bazen gözden kaçırdığımız küçük detaylar vardır, fakat yokluklarında mukaddes simgelere dönüşüverirler. Her gün büyük bir keyifle yediğim o simiti özleyeceğimi hiç hayal etmemiştim. Bugün anlıyorum ki o simit bir yiyecekten çok daha fazlasıydı. Aşinalığın pusulası, benimle şehrin kaldırımları arasındaki sırlı bir sözleşmeydi.
Humus'taki evimde sevdiğim Türk yemeklerini yeniden yapıyorum. Yemek tariflerini arkadaşlarımla cömertçe paylaşıyor ve İstanbul’da bıraktığım nazik komşularımın hikâyelerini onlara anlatıyorum
Bir yıl önce veda anı geldiğinde vatanıma duyduğum hasrete rağmen ağlamıştım. Arkadaşlarım da benimle birlikte ağlamışlardı. Onların bana verdikleri hatıralar şimdi kitap raflarımda boy boy sıralanmış halde. Hepsi o güzel ruhların birer parçası olarak hayatımda yerini alıyor, bana İstanbul'da bıraktığım sevinçlerimi, üzüntülerimi ve hırslarımı hatırlatıyor. Hepsi beni orada sımsıkı kucaklayan, sevgime sevgiyle karşılık veren, hayatımın en güzel ve de en zor günlerini yaşadığım bir yuvam olduğunu fısıldaşıyor.
Bugün ayrılığımızın üzerinden bir yıl geçtikten sonra dürüstçe söylüyorum; şayet geri dönecek olsam tek bir saati bile boşa harcamazdım. Bütün vaktimi dışarıda Boğaz'ın masmavi sularına bakarak yahut bir gemide dalgaların dinginliğine teslim olarak geçirirdim.
Orada, arkadaşlarımın arasında ciğerlerimi şehrin tükenmez havasıyla doldurur, tamamen bitkin düşmedikçe eve dönmezdim. Ve evde az biraz soluklandıktan sonra kendimi yeniden dışarıya atardım. Hayatın ne kadar uzun olursa olsun göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini çok geç fark ettiğim bir şehirde, susuzluğumu gidermek için zamana karşı yarışıyormuş gibi.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.