‘Eti senin kemiği benim’ modeli ‘kölelerini doğuran ebeveynler’ için çâre olur mu?

Şüphesiz okul saldırıları hiç arzu edilmeyen son derece acı verici fiillerden. Üstelik bu hâdise Türkiye gibi Müslüman bir ülkede yaşanıyorsa daha fazla bir ehemmiyet arz ediyor. İlk çözüm olarak okullara polis ve bekçi yığmak görülebilir ama yaraya asla merhem olmaz.
Çocukların yeni dadısı olması hasebiyle tabletler, erkekle yarışa giren kadınlar tarafından çok sevildi. Onca yükün altında ezilen, aile reisliğini bırakmaya dünden razıymış gibi davranan, yorgun ve idealsiz babalar da hiçbir meseleyi umursamadı. Elbette buradaki istisnalar kaideyi bozamadı.
Kemalizm ideolojisi ise bir asırdır ruhsuz, dâvâsız çocuklar üretiyordu. Ankara 1949’da ABD ile imzalanan Fulbright Anlaşmasından çekilmeyi aklından bile geçirmedi.
Akıllı tahta, tablet, Din ve Ahlâk kitaplarında bile Kemalizmin anlatıldığı bedava kitaplar, tarih ve gelenekten uzak yetiştirilmiş çoğu kifayetsiz öğretmenler, her yere okul, okul binalarını yenile ve işte alsana Türk tipi eğitim modeli.
Ben okuyamadım ‘sen oku’ dayatması…
Zaten herkesin çocuğu süper zeki…
Devletin anaokulu dahil lise sona dek zorunlu okul dayatması…
Liseyi bitirmiş, üniversiteyi kazanamamış mesleksiz milyonlarca genç…
Niteliksiz üniversite mezunları…
Muhafazakarların bile feministleştiği ve kemalistleştiği aile modeli…
‘Kadının beyanı esastır’ diye erkeklerin tarumar edildiği, erkek olmanın ‘ayılıkla eş değer’ gösterildiği…
Pek çok tesettürlünün bile teşhirciliğe soyunduğu…
Mesleklerin öldüğü…
Anne baba yemezmiş gibi öğretmenlerin çocukların elinde şeyleştirildiği…
Çocuğuna tapan aile modeli salgını…
Kolay para kazanma modası…
Masum gözüken gıda katkıları ile çocukların uyuşturucuya hazırlanması…
Muhafazakârların elindeki iktidar kanallarında ailenin, ahlâkın, gençliğin dinamitlediği…
Okul çevrelerinin uyuşturucu çetelerinin arz merkezlerine döndüğü…
Tv ekranlarında her türlü ahlâksızlığın pompalandığı…
Kötülükten başka hiçbir şeyi haber yapmayan, kötülüğü de öküze anlatır gibi yüz kez tekrarlayan haber kanalları…
Şöhretlilerin çarpık ilişkileri yani ahlâksızlığın her nev’inin mankenine dönüştüğü…
Kıymetli tarihi şahsiyetlerin aşağılandığı…
Toplumun çimentosu sayılabilecek her şeyin un ufak edildiği bir ülke!
Evet, daha fazla uzatmaya gerek yok. Aslında bizim bildiğimizi herkes biliyor ve görüyor ama hangi sâiklerledir bilinmez çâre üretmiyor.
Bazı kimselerin acı verici sıcak gelişme üzerine tepki vermesini ciddiye almaya gerek yok. Normal zamanda görmediğiniz, göremediğiniz, dert edinmediğiniz bir mesele hakkında bugün akıl vermek, ahkâm kesmek kolaydır. Keşke bu kimseler Gerçek Hayat vb. yayın organlarında uzun zamandır çıkan ikaz ve îzâhatlara kulak kesilselerdi ama bu ülkede her şey hafife alındığı gibi erken uyarılar da pek umursanmaz hatta hoş bile karşılanmaz.
Reklam
Mevzuyu bir erken ikaz, bir talebe, hoca, baba ilişkisi misali vererek bitirelim.
‘Köle kadınların efendilerini doğurmaları’
İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb (r.a.) bana şunu anlattı:
"Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (a.s.v.)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı:
Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver! Hz. Peygamber (a.s.v.) açıkladı.
Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (a.s.v.) açıkladı.
Yabancı yine: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (a.s.v.) açıkladı.
"Bana kıyametin ne zaman kopacağı hakkında bilgi ver?" Hz. Peygamber (a.s.v.) bu sefer:
"Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmiyor!" karşılığını verdi.
Yabancı: "Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı:
Hz. Peygamber (a.s.v.), Ey Ömer, sual soran bu zâtın kim olduğunu biliyor musun? dedi.
Ben: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" deyince buyurdu ki: "Bu, Cebrail aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi.
Kütüb-i Sitte’de yer alan ve ‘Cibril Hadisi’ olarak bilinen bu sahih rivayetten kısa bir kesit aktardık.
Rasülullah’ın "Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir" ikazına bir vurgu ve kadınların kölesi olduğu çocuklar meselesinde biraz düşünmeleri gerektiği hususunu belirtip devam edelim.
"Eti senin kemiği benim”
Rivayetlere göre Fatih Sultan Mehmet Han çocukluk döneminde hırçın ve zapt edilmesi zor bir talebedir. Şehzade Mehmed’in eğitimi için görevlendirilen hocalar başlangıçta başarılı olamayınca, Sultan 2. Murad Han sert mizacıyla bilinen Molla Gürani’yi Şehzade’nin eğitimi için görevlendirir ve ona bir değnek vererek: "Eti senin kemiği benim, dinlemezse vur" yetkisini verir.
Molla Gürani dersin başında asayı masaya koyar.
Şehzade güler ancak Molla Gürani, ilk itaatsizlikte Şehzade’ye gerçekten vurur.
Bu hâdise, geleceğin Fatih'inin disipline girdiği kırılma noktası olarak kabul edilir.
İşte çocukların bu halde olmasının bir sebebi belki de en büyük sebebi anne babalardır. Çünkü onlar kendi doğurduklarının kölesi olmaklıktan pek memnunlar.
Artık devlet, millet ve ailelerin başını elinin arasına alıp düşünmek, çâre üretmek ve adım atmak vaktidir. Geçen anı unutup yarına odaklanmak şarttır!
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.