Faşizmin kuşatması altındaki şehirler

Tüm ağır acılarına, büyük kayıplarina ve ölümlere karşın yine de Leningrad Gazze’den daha şanslı. Onca acıdan sonra faşizme teslim etmedikleri şehirlerini hep birlikte yeniden inşa etmeyi başarabildiler çünkü. Gazelliler ise onca acının, ölümün, yıkımın üstüne etraflarındaki ülkelere mülteci edileceklerinin kederini yaşıyorlar. Bir de kendilerine bunları yaşatan kötülüğün, aralarına Müslüman ülkeleri de alarak şehirlerini muhtemel ki yeni bir Epstein Adası olarak inşa edecek olmasının utancını.
Gazze aylardır dünyanın gözü önünde bir kuşatma altında. Vicdan denilen şeyde nasibini almayıp, üstüne hak, hukuk, demokrasi dersi vermeyi marifet bilenler hepi topu 45 km2’lik Gazze’ye tonlarca bomba yağdırdı. Vurulmadık ev, hastane, kreş, park, okul; yara almadık beden kalmadı. Rakamlar 72 bine yakın Filistinlinin katledildiğini söylüyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler faşizminin zulmüne maruz kaldığı iddiasıyla yeryüzünün acıma duygusunu sömüren asalaklar, kendilerine yapıldığını söyledikleri zulmün bin beterini Filistin halkına yaşatıyorlar.
Görünen ve görünmeyen kötülerin sayesinde gözümüzün önüne serilen Gazze’nin hali, şimdilerde Epstein Adası’nın rezillikleriyle çalkalanan şeytani dünyanın rutini aslında. Kendilerini yeryüzünün sahibi sananlar kimi hoyratlıklarını gözlerimizin içine sokarak yapıyorlar, kimini ise ruhumuza bile duyurmadan kapalı kapılar ardında.
Yalanı, hilesi, kirli planı çok, sürekli aldatmaya, yanıltmaya, oyalamaya meyilli yaratıkların, hâlâ varlık nedenini sorgulamakla ömrünü geçiren insana layık gördüğü resim tam olarak bu. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, gençlere yaşattığı sefaleti odalarımızın ve ellerimizin ortasına yerleştirdiği ekranlardan her dakika yüreklerimize yansıtan sapkınlık, kirli zaferlerini ise çalınan çocukların bedenlerine düşürdüğü salyalar eşliğinde kutluyor.
Reklam
İnsanların gözünün içine baka baka yalan söyleyebilenler, çoğunu hipnoz edip kolayca kandırabilen sihirbaz gibiler. O yüzden de kolayca, sahip oldukları medyanın sihirleriyle, çocuklarımızı kirli ritüellerine meze yaptıkları gibi üstüne bir de gönül verdiğimiz siyasetçiler, devlet adamları akademisyenler, bilim adamları, iş adamları ya da sanatçılar olabiliyorlar.
Ruhsuz çapulcu güruhu
Zalimler, sapkınlar, sapıklar, vicdansızlar, insan kanı içip, insan eti yiyen yamyamlar, şeytanlar… Ne deseniz onun az kalacağı iğrençlik, sefil zevkleriyle hayatı kirletirken, çapulcularıyla da Gazzeleri tarumar ediyor. O çapulcular ki Filistinli çocukları hedef alıp öldürmeyi kendilerince oyun sanacak kadar ruhsuzlar. Nasser Hastanesi'nde gönüllü cerrahlık yapan Profesör Nick Maynard, bu dehşeti, hastanede bizzat kendi gözleriyle tespit ediyor. Kurşunla yaralanmış ya da öldürülmüş olarak getirilen çocukların hepsinin bir gün sadece baş ve boyunlarından vurulduğunu, bir başka gün sadece göğüslerinden, diğer bir günse hepsinin yumurtalıklarından vurulduğunu söylüyor.
Yani çocuklar, tıpkı Bosna Savaşı sırasında "eğlence için" Saraybosna'ya keskin nişancılık yapmaya giden karakter yoksunu İtalyan turistler misali öldürülüyorlar İsrailli çapulcularca. Kim bilir belki de Saraybosna'nın üzerindeki tepelerden savunmasız sivillere ateş açıldığı gibi "muazzam" meblağlara Gazze’de de yapılıyordur bu kanlı turizm. Nasılsa abluka altında bir şehir, hangi katilden kötülüğüne sınır koyması beklenebilir ki?
Çoktandır ölü bir şehre dönüşen Gazze, 21 yüzyılın belki de en uzun ablukasını yaşıyor; mazlum, masum, haklı maskesinin ardına gizlenmiş kirli, karanlık, kepaze bir zalimin elinde. Ne ilaca yağa, ne una gıdaya, ne okula hastaneye, ne işe mezara ulaşmalarına doğru dürüst hâlâ izin verilmiyor.
Reklam
Yokluktan, eziyetten, ölümden yorgun düşmüş insanlar, tıpkı 20. yüzyılın en uzun ablukasını yaşayan Leningrad sakinleri gibiler. Onlara bu zulmü reva görenlerse Leningrad’ı abluka altına alan faşistler değil. O faşistlerin zulmüne uğradıkları yalanını 80 yıldır dünyaya yutturan yeni yüzyılın faşistleri.
Leningrad kuşatması
İnsanlık, Gazze’ye yaşanan ağır kuşatmanın bir öncekine İkinci Dünya Savaşı sırasında şahitlik etti. O abluka ki “en uzun kuşatma” olarak geçti tarihe. Nazilerin acımasız kapanında 2,5 yıl yaşamak zorunda kalan Leningrad’ın ismi bir kuşatmada en fazla can kaybı veren şehir olarak da düştü tarihin sayfalarına.
Leningrad kuşatması, şehre giden en son yolun kesilmesiyle 8 Eylül 1941'de başladı. Tam 872 gün sonra, 27 Ocak 1944'te sonlandırabildi. Şehrin ele geçirilmesi, Alman Barbarossa Harekâtı’nın üç stratejik hedefinden biriydi. Naziler için nefret ettikleri Bolşeviklerin ideolojik merkezi ve Sovyet Rus Devrimi'nin sembolik başkenti olması Leningrad’ın işgali için yeterli nedendi. Sovyet Baltık Filosu'nun ana üssü ve çok sayıda silah fabrikası dâhil endüstriyel güce sahip olması da tabiatıyla Leningard’ı cazip hale getiriyordu faşistlerin gözünde.
Hitler, Leningrad'ı ele geçireceğinden o kadar emindi ki, şehirdeki Hotel Astoria'da yapılacak zafer kutlamalarının davetiyelerini bile bastırtmıştı. Bolşevikler ise öteden beri Nazilerin Leningrad’ı almak için planlar kurduğunu biliyordu. O yüzden de öncesinden olası bir kuşatma için hazırlıklara başlamışlardı. 1941 yılının 27 Haziran’ında ilk müdahale grupları oluşturuldu. Sonraki günlerde, sivil nüfus tehlikeden haberdar edildi ve bir milyondan fazla vatandaş tahkimatları inşa etmek için seferber oldu. Kısa zamanda toplam 306 km ahşap barikat, 635 km tel dolaştırma, 700 km tanksavar hendekleri, 5.000 toprak ve ahşap mevzi ve betonarme silah mevziisi ve 25.000 km açık hendek Leningradlılar tarafından hazır edildi.
Şehre son demiryolu bağlantısı, Alman kuvvetlerinin Neva Nehri'ne ulaştığı 30 Ağustos'ta yapıldı. Kuzey Ordu Grubu’na komutanlık eden Mareşal Wilhelm Ritter von Leeb, Eylül ayı içinde Leningrad'ın düşeceğinden çok emindi. 5 Eylül'de şehir çevresindeki Kızıl Ordu kuvvetlerinin imhası da dâhil olmak üzere yeni emirler verdi. Lakin beklediği gibi olmadı. Leeb, Ekim ve Kasım ayları boyunca süren zorlu çatışmalardan sonra kısa zamanda ordusunun şehri alamayacağını düşünmeye başlamıştı.
Reklam

Kıtlık ve açlık
Leningrad kuşatması iki buçuk yıla yakın sürdü. Hitler'in doğrudan emri üzerine Wehrmacht, Catherine ve Peterhof Sarayı, Ropsha, Strelna, Gatchina gibi imparatorluk döneminin ihtişamlı yapılarının çoğu yağmalandı. Şehrin dışında bulunan birçok tarihi yerler yakılıp, yıkıldı. Birçok sanat koleksiyonu Almanya'ya kaçırıldı. Bir dizi fabrika, okul, hastane ve diğer sivil altyapı, hava saldırıları ve uzun menzilli topçu bombardımanlarıyla yerle bir edildi. Şehirde kamu hizmetleri, su, enerji ve gıda kaynaklarının kesintiye uğraması yüzünden kısa bir zaman sonra kıtlık baş gösterdi.
Yirmi dokuz ayı aşan kuşatma boyunca 1,5 milyondan fazla insan öldü Leningrad’da. Çoğunluğu kadın ve çocuk binlerce insan şehirden tahliye edilirken açlık ve bombardıman nedeniyle yollarda hayatını kaybetti. Rakamlar, sadece Leningrad kuşatmasında ölen insanların sayısının, ABD’nin II. Dünya Savaşı sırasında kaybettiği asker ve sivil sayısının altı katından daha fazla olduğunu gösteriyor. O yüzden bir toplumun topluca çektiği acılar açısından, Leningrad kuşatması dünyada benzeri yaşanmamış bir olay olarak değerlendirilir. Günlük rutin bombalama ve yaylım ateşi altında süren açlık bir süre sonra çevredeki şehirleri de etkiledi ve fiilen onları da ablukaya dâhil etti. Özellikle 1941-42 kışında açlık anlatılmaz boyutlara ulaştı. Şubat 1942'ye kadar insanların erişebildiği tek yiyecek günlük verilen 125 gramlık ekmekti. Onun da yüzde 60'ı talaş ve diğer yenmeyen katkılardan oluşuyordu. Kuşatmadan sadece 4 ay sonrasında çoğu açlıktan olmak üzere her ay 100 bine yakın insan ölmeye başlamıştı.
Ve yamyamlık
Açlık bir zaman sonra bazı insanları yamyamlığa yöneltti. İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) dosyaları, insan etinin gıda olarak ilk kez 13 Aralık 1941'de yenildiğini yazar. Dosyalarda bir annenin daha büyük üç çocuğunu beslemek için on sekiz aylık çocuğunu boğmasından, oğullarının ve yeğenlerinin karnını doyurmak için karısını öldüren tesisatçıya kadar değişen on üç vaka yer alır. Aralık 1942 itibarıyla NKVD 2105 yamyamı tutuklar. Tutuklananlar iki kategoriye ayrılırlar: ölmüş insanların cesetlerini yiyenler ve yemek için insan öldürenler. İkincisini yapanlar vurularak infaz edilirler. Ceset yiyenler ise hapse gönderilirler. Kitlesel açlığın kapsamı göz önüne alındığında, yamyamlığın çok yaygınlaşmaması Leningrad sakinleri adına şükredilecek bir durumdur. Akıl almaz zor koşullarda insan kalabilmeyi başarabilmek, sonraki kuşaklarca hep takdire şayan kabul edilir. Öte yandan yamyamlık suçuyla tutuklananların çoğu bakıma muhtaç çocukları olan kadınlardı. Açlığın pençesindeki çocuklarının karnını doyurmak için yazık ki yamyamlığa rıza göstermişlerdi.
Kızıl Ordu’nun defalarca kuşatmayı kırma girişimi nihayet Alman kuvvetlerinin şehrin güney eteklerinden kovulduğu 27 Ocak 1944'te başarılı oldu. Hitler, Leningrad'ı Sovyet gücünün bir sembolü ve merkezi olarak yok etmeyi amaçlamasına rağmen hedefine ulaşamamıştı.
Aç bırakmak suç değilmiş
Savaş bittikten sonra Alman savaş suçlarını yargılamak için toplanan ABD askeri mahkemesindeki yargıçlar, Leningrad kuşatmasında halkın aç bırakılmasının "Dışarıdan gelen her türlü yaşam ve geçim kaynağının kesilmesi meşru kabul edilir" kararıyla suç olmadığına karar verdiler.
Sözde Hitler’e ve faşizme karşı savaştığını söyleyen ABD, faşizme karşı en büyük kaybı veren ülkeye sırf ideolojik sebeplerle hukuksal engeller getirmekten geri durmadı. Mahkemeleri kuşatmadan kaçan sivilleri öldürmek gibi eylemleri de Almanlar lehine yasal açıdan sorunlu bulmadılar. Sovyetler Birliği, 1949 Cenevre Sözleşmesi'nde aç bırakmanın bir silah olarak kullanılmasının yasaklamasını istese de başarılı olamadı. Hitler’i insanlığın düşmanı olarak lanse eden müttefikler, bazı sınırlamaları kabul etseler de ilke olarak “aç bırakmayı normal bir savaş silahı” olarak kabul ediyorlardı. Açlık, ancak yirminci yüzyılın sonlarında suç sayılabildi.
Reklam
Leningrad Gazze’den şanslı
Lakin Gazze hepimize bir kez daha gösterdi ki “halkı aç bırakmak” modern dünyada hâlâ bir suç sayılmıyor. Koca bir şehri çoluk çocuk açlığa terk etmek hâlâ savaşta kullanılması mubah silahlardan biri olarak kabul ediliyor. En aşağılık yöntemlerle sivil insanların aylarca, yıllarca kuşatma altına tutulmasının, gönderilen yardım paketlerine saldıran insanların kurşunlanmasının kanıksandığı Dünya, belli ki insanlık açısından çok yol almış değil.
Tüm ağır acılarına, büyük kayıplarina ve ölümlere karşın yine de Leningrad Gazze’den daha şanslı. Onca acıdan sonra faşizme teslim etmedikleri şehirlerini hep birlikte yeniden inşa etmeyi başarabildiler çünkü. Gazelliler ise onca acının, ölümün, yıkımın üstüne etraflarındaki ülkelere mülteci edileceklerinin kederini yaşıyorlar. Bir de kendilerine bunları yaşatan kötülüğün, aralarına Müslüman ülkeleri de alarak şehirlerini muhtemel ki yeni bir Epstein Adası olarak inşa edecek olmasının utancını.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.