GZT ÖZEL | Amiral Cihat Yaycı'dan kritik uyarı : Güney Kıbrıs'ın Fransa ile savunma anlaşması garantörlüğü deldi
13:15, 16/07/2026, Perşembe

Amiral Cihat Yaycı'dan kritik uyarı
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Fransa ve ABD gibi ülkelerle peş peşe imzaladığı askeri işbirliği mutabakatları, adadaki diplomatik dengeleri temelden sarsıyor. 1960 antlaşmalarına göre Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin onayı olmadan bu tarz adımların atılamayacağı belirtilirken, Doğu Akdeniz'deki silahlanma hamleleri Ankara'nın güvenliğine doğrudan tehdit niteliği taşıyor. Gerilimin gölgesinde adada kalıcı tek formülün iki devletli yapı olduğu vurgulanıyor.
Doğu Akdeniz havzasında stratejik önemi her geçen gün artan Kıbrıs adası, son dönemde atılan tek taraflı askeri adımlarla yeni bir diplomatik krizin merkezine yerleşti. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Fransa, ABD ve İsrail gibi ülkelerle peş peşe savunma paktları kurması, bölgedeki tansiyonu zirveye taşıdı. 1960 yılında tesis edilen ve Türkiye, Yunanistan ile İngiltere'yi garantör kılan uluslararası statükoya göre, bu üç ülkenin ortak rızası bulunmadan adada herhangi bir askeri işbirliği ağı kurulamıyor. Ankara cephesi, uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bu hamleleri yakından takip ederken, uzmanlar Rum kesiminin bu tutumuyla "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti" vasfını yitirdiğini kendi eliyle tescillediğine dikkat çekiyor.
Anlaşmaların hukuki geçersizliği ve Lozan detayı
Bölgedeki mevcut anlaşmazlığın hukuki temeli büyük oranda Lozan Barış Antlaşması'na dayanıyor. İlgili antlaşmanın 16. maddesi uyarınca Türkiye, adanın geleceği hakkında masada söz sahibi devlet konumunda bulunuyor. Tarihi kayıtlara göre bu madde, "Bu anlaşmaya tabi olan adalar ve toprakların şimdiki ve gelecekteki kaderleri ilgili devletlerce belirlenmiş ya da belirlenecektir" hükmünü içeriyor ve Türkiye'nin bölgedeki garantörlük haklarının temelini oluşturuyor. Rum yönetiminin üçüncü ülkelerle kurduğu askeri temaslar, GKRY'nin tüm adayı temsil eden yasal bir devlet statüsünde olmadığını net bir şekilde gösteriyor.
Birleşmiş Milletler planı ve hedeflenen kumpas
Yabancı ülkelerin adaya yönelik artan askeri yığınağı sadece Fransa ve ABD ile sınırlı kalmıyor. İsrail'in bölgeye hava savunma sistemleri konumlandırması ve geçmişte kurduğu "KKTC benim de hedefim" şeklindeki söylemleri, hedeflenen kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Diplomatik kulislerde yankılanan son iddialara göre, Birleşmiş Milletler gözetiminde adanın statüsünü değiştirmeyi amaçlayan yeni bir taslak masada bekletiliyor. Söz konusu planın, mevcut garantörlük yetkisini tamamen ortadan kaldırarak bu görevi NATO'ya devretmeyi öngördüğü belirtiliyor. Bu durumun GKRY'nin dolaylı yoldan NATO şemsiyesi altına girmesi ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz denkleminden dışlanması amacını taşıdığı ifade ediliyor.
Türkiye'nin sahadaki askeri yanıtı
Batılı güçlerin adadaki silahlanma ve nüfuz yarışına Ankara sessiz kalmıyor. Yunanistan'ın güneye fırkateyn ve savaş uçakları sevk etmesinin hemen ardından, Türkiye de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) savunma tahkimatını çok daha güçlü bir boyuta taşıdı. Ada çevresinde artan yabancı askeri varlığa karşı Türk Deniz Kuvvetleri unsurları bölgede aktif devriye görevini sürdürüyor. Gelinen bu kritik eşikte yetkililer, federasyon veya benzeri siyasi formüllerin artık geçerliliğini yitirdiğinin altını çiziyor. Türkiye'nin güvenliği için hayati önem taşıyan Kıbrıs meselesinde, sahadaki dengeleri koruyacak yegane gerçekçi çözümün iki bağımsız devletli yapı olduğu vurgulanıyor.

Jurnal.ist
GZT ÖZEL | Amiral Cihat Yaycı'dan kritik NATO Zirvesi yorumu: Türkiye hedef alınıyor
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.