16 yıllık sırrı topuk kanı çözdü: Çöp konteynerinde cesedi bulunan bebeğin annesinin ifadesi ortaya çıktı!

2010 yılında Manisa’da bir çöp konteynerinin yanına bırakılan poşetin içindeki kız bebek cesediyle ilgili dosya, 16 yıl sonra yeniden açılan soruşturmayla çözüldü. Yapılan incelemeler sonucunda bebeğin annesine ulaşıldı. İfadesinde bebeğini öldürmediğini öne süren anne, onu canlı olarak bıraktığını iddia etti. İşte anne ve babanın tüyler ürperten ifadesinin detayları...
2010 yılında Manisa'daki bir çöplükte çöpten hurda toplayan bir şahıs tarafından öğleden sonra bir çöp poşeti içinde kimliği belirsiz bir kız bebek cesedi üzerinde kıyafetleri ve yanında bir takım eşyalar ile birlikte bulunmuş, olaya ilişkin soruşturma işlemleri başlatılmıştı. Otopsi raporuna göre bebeğin ölüm sebebinin kafa ve beden travmasına bağlı kafatası kemikleri kırığı, karaciğer laserasyonu ve kanama sonucu meydana geldiği bildirilmişti. Aradan geçen 16 yılın ardından gizemli olay üzerindeki sır perdesi aralandı ve anne ve babanın ifadeleri ortaya çıktı.
Şüpheli Berin Dikbaş'ın yakalandığı, alınan ifadesinde özetle şunları söylediği belirtildi:
"2010 yılında Manisa ilinde Kocatepe Mahallesinde ikamet ediyordum. O tarihte eşimden yaklaşık 1,5 yıl önce ayrılmıştım. Yine o tarihlerde ben tarlalarda işçi olarak çalışıyordum. Sera işlerine giderdim. Biz 9 kardeşiz. Bir kısım kardeşimiz evli idi. Hatırladığım kadarı ile 3 kardeş, annem ve babam ile ikamet ediyorduk. Ben boşandıktan sonra ailemin ikametime döndüm. O tarihlerde evimizin yakın sayılabilecek bir yerde Orhan AKTAŞ isimli şahıs ile aramızda bir gönül ilişkisi oldu. 2009 yılında Orhan ile yaklaşık olarak 1 ay kadar sevgililik durumumuz oldu. Orhan ile o dönemde cinsel ilişki yaşadık. Bu ilişkiyi Orhan' ın bir arkadaşının Karaköyde bulunan evinde yaşadık. Bu cinsel ilişki sonrası ben hamile kaldım. Hamile olduğumu yaklaşık olarak 3-4 hafta kadar sonra evde test yaparak öğrendim. O tarihlerde cep telefonu kullanıyordum. Telefon numarası hatırladığım kadarı ile benim adıma kayıtlıydı. Bu telefon ile Orhan ile görüşüyordum. Hamile olduğumu öğrendikten sonra Orhan' a Fatih parkında kendisine hamile olduğumu söyledim. Kendisi bana inanmadı. Bana sen yalan söylüyorsun, bir seferde nasıl olur dedi. Kabul etmedi. Sonrasında da yanımda ayrılıp gitti. Zaten o tarihlerde aranıyordu ve kaçıp gitti. Bir daha da kendisine ile iletişime geçmedim. Geçmekte istemedim. Benim o tarihte çocuğum yoktu. Çocuğu aldırmak istemedim.

Doğurmak istedim. Hamilelik kontrolleri için herhangi bir hastaneye giderek takiplerini yaptırmadım. O dönemde çalışıp para biriktirdim. Amacım çocuğu doğurup aynı bir eve çıkmaktı. Hamile olduğumu ne bir arkadaşıma nede aile bireylerine söylemedim. Kimsenin haberi yoktu. Ben hamilelik dönemini büyük kısmını ailemin evinde geçirdim. Bazen Kıbrıstaki abimin yanında geçirdim.
Karnım fazla büyümediği için kimse hamile olduğumu anlamadı. Doğumum yaklaşınca ailemden çekindiğim için doğumu başka yerde yapmaya karar verdim. Manisa da bulunduğum bir gün Mart 2010 tarihinde doğum sancılarım başladı.
"Kızım oldu kızıma kıyafet alamadım diye düşündüm"
Bunun üzerine taksiye binip İzmir iline gittim. Yanımda kimse yoktu. Ayrıca hiç eşyamda yoktu. Taksi ile Konak hastanesine gittim. Hastane görevlilerine kimliğimi vererek sancılarımın olduğunu söyledim, kayıt işlemlerim yapıldı ve doğum başladı. Birkaç saat sonra hatırladığım kadarıyla sabah 10 sıralarında doğum gerçekleşti. Kız bebeğim oldu. Doktorlar anne karnında iken pisliğini yuttuğunu söylediler. Bu nedenle bebeği küveze koydular. Yaklaşık 3-4 gün hastanede kaldık. Annem o dönmede beni aradı. Ben anneme "anne İzmir araştırma hastanesindeyim, daha önce geldiğim bir doktor vardı, beni yatırdılar, 2-3 gün sonra geleceğim" dedim. Onlarda buna inandılar. Ben hastanede 3-4 gün kaldım. Bana hastanede bir tane mavi takım vermiştiler. Hatta üzülmüştüm. Kızım oldu kızıma kıyafet alamadım diye düşündüm.
'Bebeğin öldüğünü sizden öğrendim'
Bunun dışında bebek bezi, bir tane battaniye, doğarken bebeği sardıkları mavi bir bez parçası, çorap, şapka gibi eşyaları da verdiler. 3-4 gün sonra bebeğin sağlığı düzelince çıkış işlemleri yapıldı. Hemşireden rica ettim ve taksi çağırdı. Taksiye binip Manisa iline geri geldim. O tarihte vakvak çeşmesi olarak bildiğim yerde taksiden indim. Bu çeşmenin yakınında medrese tarzı bir yer vardı. Bunun yakınında demir-metal büyük belediyeye ait olan bir çöp konteynırı vardı. Ben taksiden inmeden önce bebeği emzirmiştim. Bebek uyuyordu. İndiğim yerde bebeği, yanımdaki bebeğin kıyafetlerinin bulunduğu rengini hatırlamadığım poşete koydum ve bu poşeti konteynırın yaklaşık 1,5-2 metre yanında medresenin merdiveninin dibine koydum. Hatta tahta kapı vardı ve kapıda kilit vardı. Oraya koymamdaki amaç orda biri bulup sahiplensin diye. Hava soğuk olduğu için kıyafetleri üzerine sarmıştım. Ben bebeğe zarar vermedim. Bıraktığım zaman hayattaydı. Kafasındaki ve karaciğerindeki yaralanmasının nasıl olduğunu bilmiyorum. Bıraktıktan sonra bir daha oraya gitmedim. Bulunup bulunmadığından haberim olmadı. O tarihlerde çöplükte ölü bebek cesedi bulunduğundan haberim olmadı. Bebeğin öldüğünü sizden öğrendim.

'Çocuğu sonradan bulur yanıma alırım diye düşündüm'
Bu olaydan sonra sürekli Çocuk esirge Kurumunun çevresinde dolayıp etrafı izliyordum. Çocuğun hayatta olduğunu düşünüyordum. Ben bebeği çöp kutusunun içine atmadım. Bebeği öldürmedim. Bu olaydan kimseye bahsetmedim. Bu bebeğin hayatta olup olmadığı hakkında araştırma yapamadım. Bebeğin göbeğinde beyaz bir mandal duruyordu. Bana göstermiş olduğunuz fotoğraflardaki kıyafetleri hatırladım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Bebeği oraya bırakmam konusunda bana birisi yardımcı olmadı. Bu olaydan ailemin ve Orhan'ın haberi yoktu. Bebek ile eve gidemezdim. Çocuğu sonradan bulur yanıma alırım diye düşündüm."
'Bu çocuğun benden olacağına ihtimal vermiyorum'
Konu ile ilgili olarak bebeğin babası olduğu değerlendirilen Orhan Aktaş’ın tanık sıfatıyla alınan ifadesinde özetle şunlar yer aldı:
"Berrin isimli şahsı hatırlıyorum. Kendisiyle çok kısa bir dönem sanırım yaklaşık bir aylık arkadaşlığımız oldu. Ancak tarihi tam olarak hatırlamıyorum. Bu bir ay süre içerisinde kendisiyle 7-8 kere cinsel ilişki yaşadık Bu ilişkileri ikimizin ortak arkadaşı olan Sıla Yaman ve Osman Kayalı’nın evlerinde yaşadık. Bir kısmını da pikniğe gittiğimiz ormanlık alanda yaşadık. Belki 5-6 kez ilişki yaşamız olabilir. Sayısını tam olarak hatırlamıyorum. Yine o tarihlerde bir gün Berin ile Berin'lerin evlerinin yakınlarında buluştuk. Berin bana "senden hamileyim" şeklinde söyledi. Ben kendisine "bu çocuğun benden olacağına ihtimal vermiyorum" dedim. Ancak Berin benden olduğunu söyledi. Berin benden önce Sabahattin Kart ya da Fadıl Kart isminde bir şahısla ilişki yaşamıştı. Ben bebeğin bundan olabileceğini söyledim. Sonrasında Berin bana "çocuğu aldıracağım" dedi. Ben de "çocuk bendense aldırma" dedim. Bu ilişkimizi annesi biliyordu. Hatta ben onların evine gitmiştim.

Sonrasında kendisiyle görüşmedim. Ancak bu olaydan birkaç gün sonra Berin'i annesi ve babasıyla birlikte eski devlet hastanesinin önünde gördüm. Sonradan bana arkadaşlar söyledi, sanırım bebeği aldırmış. Bebeğin kız mı erkek mi olduğunu bilmiyorum. Kaç aylıkken aldırdığını da bilmiyorum. Mahallede bu konuşuluyordu, oradan haberim oldu. Berin'in Gurbet isminde bir kardeşi vardı. O bana söylemişti. "ablam senden hamile bebeği aldıracak" şeklinde söylemişti. Ben de "aldırmasın, çocuk bendense kabul ediyorum" dedim. Benim bildiğim kadarıyla çocuğum olmuyor. Tedavi de gördüm. Eğer bu çocuk bendense kabul ediyorum. Ben 2010 yılında cezaevine girdim. 2019 yılının 10. Ayına kadar cezaevinde kaldım. Ne ailemden ne de Berin'den bir haberim olmadı"


Bakan Gürlek konuya ilişkin açıklama yaptı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız, göreve başladığı ilk günden itibaren geçmiş yıllara ait dosyaları büyük bir titizlikle ele almaktadır. İlgili Cumhuriyet başsavcılıklarımızla koordineli yürütülen çalışmalar neticesinde, vicdanları yaralayan bir olayın daha üzerindeki sis perdesi kaldırılmıştır. 2010 yılında Manisa'da yaşanan bebek ölümü hadisesi, bizzat öncelik verdiğimiz dosyalardan biri olmuştur. Sağlık Bakanlığı topuk kanı verileri üzerinden bu ay içerisinde gerçekleştirilen çapraz sorgulamalar, 16 yıl sonra vakanın aydınlatılması bakımından kırılma noktasını oluşturmuştur. Topuk kanı kayıtları, nüfus kayıtları, sağlık verileri ve tanık beyanları üzerinden yürütülen incelemeler neticesinde, bebeğini dünyaya getirdikten sonra çöp konteynerinin yanına bıraktığı anlaşılan şüpheli ile olaya iştirak ettiği değerlendirilen kardeşi hakkında gözaltı kararı verilmiştir.
Bu süreçte, İçişleri Bakanlığımızla kurduğumuz koordinasyon; adli birimlerimizin hukuki değerlendirmeleri, emniyet birimlerimizin saha araştırmaları ve ilgili bakanlıkların veri tabanlarından elde edilen verilerin analiziyle olay aydınlatılmış; şüpheliler hakkında "altsoyu kasten öldürme" suçu kapsamında işlem başlatılmıştır. Hukuk devletinin vazifesi, mazlumun hakkını aramak, maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve suç işleyenlerin hukuk önünde hesap vermesini sağlamaktır. Bu doğrultuda özveriyle çalışan Manisa Cumhuriyet Başsavcılığımızın değerli savcılarına ve olayın aydınlatılmasında görev alan Manisa İl Emniyet Müdürlüğümüzün kıymetli mensuplarına teşekkür ediyorum. Her bir dosyanın izini sabırla sürmeye, hakikati ortaya çıkarmak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz."

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.