Türkiye’yi kurtaran Generalin günlüğünde yazanlar

Darbeyi engellemek için darbe yapmak! Kulağa biraz ilginç gelen bu söz Türkiye'nin 1971 yılında yaşadığı olayın aslında tam olarak özetiydi. 9 Martçılar olarak bilinen Sol Darbecilerin darbe hazırlığı istihbarata tarafından öğrenilince yaşananlar ilk kez bu kadar içeriden aktarıldı. 12 Mart Muhtırası sürecinin başrolü Org. Faik Türün'ün kişisel not defterindeki bilgiler GZT farkıyla ilk kez gün yüzüne çıktı.
Bundan tam 46 yıl önce 9 Mart 1971’de Türkiye, baas tipi bir sol darbenin eşiğinden döndü. Yaklaşık 3 yıllık bir faaliyetin ardından ordunun kritik noktalarını ele geçiren cuntanın içinde siviller de yer alıyordu.
Milletvekilleri, akademisyenler, gazeteciler ve öğrencilerin dahil olduğu cuntanın hedefi 27 Mayıs’ta yarım kalan işi tamamlayarak, Türkiye’ye sol bir hükümet getirmekti.
Cumhurbaşkanının dahi karşısında hiçbir şey yapamadığı darbecileri Ordu içindeki bir grup general engellemişti.
- Aksiyon filmlerini aratmayacak bir gerilime sahne olan9 Mart olayının asıl kahramanı İstanbul’daki I. Ordu Komutanı Org. Faik Türün’dü…

Türün, 12 Mart döneminde gösterdiği dirayet ve kararlı duruşla Türkiye’nin baas tipi bir ülke yönetimine engel olan isim.
- Türün’ün, bizzat kendi el yazısıyla 1990 yılında kaleme aldığı not defterinde12 Mart’ın tüm detayları mevcut. Yıllarca herhangi bir yerde yayımlanmayan bu notları oğlu Cemil Şinasi Türün, bana teslim etti. Bir dönemin tüm karanlık noktalarına ışık tutan bu notlara gelin hep birlikte göz atalım…
Yarım kalan işi tamamlamak




Ordu üst kadrosunu da darbeye ikna eden cunta darbe tarihini, kurulacak askeri mahkemeleri, darbe sonrası oluşturulacak kolluk güçlerinin niteliğini ve darbe hükümetindeki isimlere kadar tüm detayları belirlemişti.
- Ancak cunta faaliyetleri devam ederken İstanbul’daki I. Ordu Komutanlığında bir isim yaklaşan darbeden haberdardı ve tüm planları bozmak için hazırlıklara başlamıştı…
"Gerekirse I. Ordu’yla Ankara’ya yürürüz"

- ‘Kolordu komutanlarımızla Ankara’ya müdahale gerekirse ne yaparız konusunu şifahen konuştum. Ankara’ya hangi yol ve istikametlerden gidebileceğimizi birliklerin yanlarına alacakları silah ve araçlar bölgemizdeki ve yakınımızdaki askeri hava alanlarını nasıl kontrol edeceğimizi, gerekirseTRT’nin İstanbul vericilerinin kullanılması için tedbir alınması gibi…’

Faik Türün ve darbe karşıtı komutanların başlarına gelecek olası bir tutuklamaya karşı I. Ordu uyarılmıştı. Cunta darbeye kalkışırsa, İstanbul’daki I. Ordu Ankara’ya yürüyerek darbeyi bastıracaktı.
Genelkurmayın etrafını askerler çevreliyor

Türün, cuntacıların her türlü çılgınlığı yapabileceğini düşünüyor ve toplantıya katılacak komutanların güvenliği için Ankara Merkez Komutanı olan kardeşinden yardım istiyordu.
- ‘Ankara Merkez Komutanı olan kardeşim Tümgeneral Tevfik Türün’le Orduevinde buluştuk. Diğer arkadaşlarım da tanıdıkları ile buluşup bilgi toplamaya, nabız yoklamaya çıktılar. Kardeşim durumun gergin olduğunu, yakın Garnizonlardan gelmiş eli silahlı bazı Subayların Karargahlarda dolaştıklarını, bir bekleyiş içinde bulunduklarını söyledi. Kendisinden Orduevinde misafir olan bizleri en az bir takımla koruma altına almasını istedim. Bir taraftan da İstanbul’daki Ordu Kurmay Başkanıyla telefonla konuşarak dikkatli olunmasını, benden şahsen vereceğim emirler dışında, buradan verilecek emirleri hemen icraya koymamasını istedim.’

Bu yola göre hükümete bir muhtıra verilerek, Demirel görevden el çektirilecek ve daha sonra kurulacak yeni reform hükümetiyle cunta yavaş yavaş istediklerini elde edecekti.

- ’12 Mart 1971 Muhtırasını da İstanbul’da radyodan dinledik. Sonradan duyduklarıma göre “Tam bir müdahelenin kansız olamayacağına kanaat getirdikleri için, gayeye safha safha varmayı planlamışlar. Muhtıranın son maddesi ve üç Kuvvet ve Genelkurmay Başkanının imzaları ile de Silahlı Kuvvetlerin tümüne mal etmişler.
- ESKALASYON’un ilk basamağı olarak icrayı kabul etmişler; parlamentodaki partilerden karma bir hükümet teşkilini istemişlerdir. İkinci basamak Devlet Başkanlığı’nın ele alınmasıdır. Üçüncü basamak parlamentonun, DEVRİM Konseyi ve DEVRİM MECLİS’i haline dönüştürülmesidir. Hazırlık çalışmaları buna göre yapılacaktır.’


Son Perde: Meclis’i İstanbul’a taşırım

- ‘Parlamento toplantı salonunun dinleyici, misafir bölümleri, üniformalı General ve Subaylarla doldurulmuş. Caddelerin bazı yerlerine zırhlı araçlar konulmuş, oteller kontrol edilmiş. İstanbul’da, Ordu Komutanlığı lojmanının bitişiğindeki lojmanda, 3. Kolordu Komutanı, benim eski Kurmay başkanım Korgeneral Fikret Köknar’lar ikamet ediyordu. Haberlerin bazılarını da ondan almıştım. Kendisi Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın daha Tümgeneral rütbesi ile 19. Tümen Komutanı iken, Karargahında Kurmay Yüzbaşı rürtbesi ile Kurmay Başkanı olarak çalışmış. Ailece tanışırlarmış. Köşk’te telefonla temasa geçerek, Cumhurbaşkanının Emir Subayı ile konuşmuş ve haberlerden kaygılandığımızı söylemiş.’

Gürler’in sandıktan çıkamayışı, genç subayları kızdırıyor ve bu subaylar milletvekillerini Meclis çatısı altında pervasızca tehdit ediyordu.

- ‘Ertesi günü ben de, Ankara’dan Genelkurmay Başkanını telefonla aradım. (Orgeneral Faruk Gürler ayrıldıktan sonra Genel Kurmay Başkanlığına Orgeneral Semih Sancar, Kara Kuvvetleri Komutanlığına da Orgeneral Eşref Akıncı’yı atamışlardı.) Orgeneral Semih Sancar’ın eski bir davete icabetle o sabah eşi ile birlikte Amerika’ya gittiklerini, yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Eşref Akıncı’nın vekalet edeceğini öğrendim. Bu defa Orgeneral Eşref Akıncı’yı arayarak, kendisine aldığımız haberlerden üzüldüğümüzü Parlamento’nun üzerinden Silahlı Kuvvetlerimizin elini çekmelerini, aksi halde üzerlerine dört koldan geleceğimizi söyledim. Daha sonra Jandarma Genel Komutanlığını arayarak, Komutan Orgeneral Orhan Yiğit ile konuştum. Makam odasında üç Korgeneral daha varmış. Onlara da söyle, Parlamento’nun üstünden elinizi çekin, gerekirse Millet Meclisimizin İstanbul’da toplanmasını teklif ederim dedim.’

- ‘Sizi enterne edecek olanlar bir yanlışlık yapar, üzücü durumlar hasıl olabilir diye düşündüm. Bölgedeki enterne timlerinin başında bir subay bulunacak. Ancak timi erler değil, bölgedeki yeraltı örgütlerindeki çoğu üniversite öğrencisi gençler oluşturacaktı. Bunlara parka, kep, bot ve silah verilecek ve eğitileceklerdi…’
Yani 12 Mart sonrası sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan gençler, 9 Mart darbesi başarılı olsa kolluk kuvvetleri olarak görev yaparak gerici olarak nitelendirdikleri insanların tutuklamalarını gerçekleştirecekti.

Devrim mahkemelerinde on binlerce insan yargılanacakken, insanları bu mahkemelerin pençesine düşürecek güçler henüz 20’li yaşlarının başlarındaki üniversite öğrencileri olacaktı. Fakat kader başka şekilde tecelli edecek ve yeni kurulan sıkıyönetim mahkemelerinde daha önce kolluk güçleri olarak görev yapması planlanan gençler yargılanacaktı.
- Türk solu yıllarca 12 Mart’ı en çok eleştiren kesim olurken, 12 Mart’a giden yolun bizzat kendileri tarafından açıldığını ise daima inkar etmeye devam etti.
Parlamentoyu ve Demokrasiyi canı pahasına koruyan Faik Türün faşist olarak anılırken, planladıkları darbe başarılı olsa binlerce insanı devrim mahkemelerinde yargılayacak olanlar gerçekten özgürlük kahramanı mı?
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.