Çoğunluk iktidarı adaleti nasıl tehdit ediyor?
13:10, 21/07/2026, Salı

Çoğunluğun zorbalığı.
Yönetimde halkın çoğunluğunun her şeyi yapmaya hakkı olması ilkesini dine aykırı ve korkunç buluyorum ama yine de tüm iktidarların kökenini, çoğunluğun iradesine bağlıyorum. Kendimle mi çelişiyorum?
Şu veya bu halkın çoğunluğu tarafından değil, tüm insanların çoğunluğu tarafından yapılmış ya da en azından benimsenmiş genel bir yasa vardır. Bu yasa adalettir. Dolayısıyla adalet, her halkın hakkının sınırını oluşturur.
Bir ulus, evrensel toplumu temsil etmek ve onun yasası olan adaleti tesis etmekle yükümlü bir jüri gibidir. O evrensel toplumu temsil eden jüri, yasasını uyguladığı toplumun kendisinden daha fazla güce sahip olmalı mıdır? O hâlde adil olmayan bir yasaya uymayı reddettiğimde, çoğunluğun buyurma hakkını yadsımış olmam, yaptığım sadece halkın egemenliğine değil insanlığın egemenliğine başvurmak olur.
Öyle insanlar var ki bir halkın sadece kendisini ilgilendiren konularda adaletin ve aklın sınırlarından bütünüyle çıkamayacağını, bu nedenle de tüm iktidarı onu temsil eden çoğunluğa vermekten korkmamamız gerektiğini söylemekten çekinmiyorlar. Ne var ki bu bir kölenin dilidir.
O hâlde toplu hâlde ele aldığımızda çoğunluk dediğimiz şey, azınlık adı verilen bir başka bireye zıt görüşleri ve sıklıkla da zıt çıkarları olan bir birey değilse nedir? Peki, sınırsız güçle donanmış bir insanın bu gücü muhaliflerine karşı kötüye kullanabileceğini kabul ediyorsanız, aynı şeyi şeyi bir çoğunluğun yapabileceğini neden kabul etmiyorsunuz? Bir araya geldiklerinde insanların karakteri mi değişir? Daha güçlü hâle geldiklerinde, engeller karşısında daha mı sabırlı olurlar? Ben buna inanmam ve benzerlerimden birine bile vermeyi reddettiğim her şeyi yapma gücünü birden fazlasına asla vermem.
Özgürlüğü korumak için, birçok ilkenin aynı yönetim içinde birbirine gerçekten karşıt olacak şekilde bir araya getirilebileceğine inanıyor değilim. Karma adı verilen hükûmet, bana hep bir hayal gibi gelmiştir. Doğruyu söylemek gerekirse karma hükûmet yoktur. Çünkü nihayetinde her toplumda, bir yönetim ilkesinin tüm diğer ilkelere baskın geldiği görülür.
Bu tarz yönetimlere bir örnek olarak adı özellikle anılan, son yüzyılın İngiltere'si, bünyesinde önemli demokratik öğeler barındırsa da esasen aristokratik bir devletti. Zira bu devlette yasalar ve teamüller öyle düzenlenmişti ki aristokrasi uzun vadede hep geliyor ve kamu işlerini istediği gibi yönetebiliyordu.
Hata, soyluların çıkarlarının sürekli olarak halkın çıkarlarıyla çatıştığını gördükçe sadece mücadelenin kendisinin dikkate alınmasından kaynaklanır. Hâlbuki bu mücadelenin sonucuna bakılmalıydı, zira önemli nokta oydu. Bir toplum gerçekten karma, yani karşıt ilkeler arasında eşit bir şekilde paylaştırılmış bir yönetime sahip olduğunda ya devrim sürecine girer ya da dağılır gider. Dolayısıyla diğer hepsinden üstün bir toplumsal iktidarın bir yerlerde her zaman olması gerektiğini düşünüyorum ama bu iktidar, onu ilerleyişinden alıkoyup ona ılımlı hâle gelmesi için zaman tanıyabilecek hiçbir engelle karşılaşmadığında, özgürlüğünün tehlikede olduğuna inanıyorum.
Sınırsız güç, bana göre bizatihi kötü ve tehlikeli bir şeydir. Bence bu gücün kullanımı nasıl olursa olsun insani kuvvetlerin üzerindedir ve bir tek Tanrı, tehlikesiz bir şekilde kadiri mutlak olabilir. Çünkü onun bilgeliği ve adaleti her zaman gücüne eșittir. Dolayısıyla yeryüzünde denetimsizce etkin olmasına ve hiçbir engelle karşılaşmadan hâkim olmasına rıza gösterebileceğim, bizatihi bu kadar saygın ya da bu kadar kutsal bir hakla donanmış bir otorite yoktur. O hâlde adına halk da dense kral da demokrasi de dense aristokrasi de bir monarşide de uygulansa bir cumhuriyette de diyeceğim aynıdır: Herhangi bir güce her şeyi yapma hakkı ve yetkisi verildiğini gördüğüm anda, işte orada tiranlığın tohumları atılır ve ben de gidip başka yasalar altında yaşamaya çalışırım.
ABD'de örgütlendiği șekliyle demokratik yönetimde en çok eleștirdiğim şey, Avrupa'da birçok insanın ileri sürdüğü gibi zayıflığı değil tersine karşı konulmaz kuvvetidir. Ve Amerika'da en hoşlanmadığım şey, orada hüküm süren aşırı özgürlük değil; zorbalığa karşı çok az güvence bulunmasıdır. ABD'de bir insan ya da bir kesim, adaletsizlikten mustarip olduğunda kime başvurabilir dersiniz? Çoğunluğu oluşturan kamuoyuna mı? Çoğunluğu temsil edip ona körü körüne boyun eğen yasama kuvvetine mi? Çoğunluğun hüküm verme hakkıyla donatılmasından ibaret olan mahkeme jürisine mi?
Dolayısıyla sizi etkileyen düzenleme ne kadar haksız ya da akıl dışı olursa olsun, boyun eğmeniz gerekir. Bir de tam tersine, çoğunluğu ille de onun tutkularının esiri olmadan temsil edebilecek bir yasama kuvveti, kendine özgü bir gücü olan bir yürütme kuvveti ve diğer iki kuvvetten bağımsız bir yargı kuvveti düşünün. Hâlâ demokratik bir yönetiminiz olacak ama zorbalığın orada neredeyse hiç şansı olmayacak.
Günümüzde Amerika'da zorbalığa sıklıkla başvuruluyor demiyorum; ona karşı hiçbir güvence bulunmuyor ve yönetim ılımlıysa bunun nedenini yasalardan çok koşullarda ve
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.