Pink Martini Harbiye konseri öncesi konuştu
19:00, 27/07/2026, Pazartesi

Bazı şehirlerde konser takviminde yer alır, İstanbul ise kalpte.
22 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda İstanbul seyircisiyle yeniden buluşan Pink Martini’nin sahnedeki sesi Storm Large ile konser öncesinde müziğin sınır tanımayan dili, geçmişten geleceğe uzanan şarkılar ve İstanbul’un yıllardır eksilmeyen büyüsü üzerine konuştuk.
Pink Martini, 30 yılı aşkın bir süredir dünyanın dört bir yanından topladığı şarkıları aynı sahnede buluşturuyor ve siz de yaklaşık 20 yıldır birliktesiniz. Sizce Pink Martini’nin en büyük sırrı nedir?
Bence sırrımız hiçbir zaman tek bir yere ait olmamamız. Bir ülkeye, bir türe ya da bir döneme sıkışmadık. Dünyaya merakla bakmaya devam ettik. Her yeni şarkı yeni bir yolculuk gibi geldi bize. Thomas her zaman müziğe bir koleksiyonerden çok, bir kâşif gibi yaklaştı. Bu yüzden Pink Martini’nin repertuvarındaki bir Fransız şansonunun yanında bir Japon baladı ya da bir Türk klasiği kendine yer bulabiliyor. İnsanlar da bu samimiyeti hissediyor. Çünkü sonuçta hepimiz aynı duyguların peşindeyiz.
Sırrımız hiçbir zaman tek bir yere ait olmamamız.

Moda da teknoloji gibi hızla değişir ama insan kalbi çok yavaş dönüşür.
Günümüzde her şey hızlandı. Şarkılar birkaç hafta içinde tüketilip unutulabiliyor. Pink Martini ise zamana karşı direnen bir dünya kuruyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Çünkü biz güncel olmak için değil, kalıcı olmak için müzik yapıyoruz. Bir şarkının elli yıl sonra da birine dokunabilmesi beni çok daha fazla heyecanlandırıyor. Bugün sosyal medyada milyonlarca kez izlenmekten daha değerli bulduğum şey bu. Moda da teknoloji gibi hızla değişir ama insan kalbi çok yavaş dönüşür. Biz de kalbin o temposunda ilerlemeye çalışıyoruz.
Konserlerinizde bazen seyirci kendisini bir film sahnesinde hissediyor. Siz sahnedeyken Pink Martini dünyasını nasıl tarif ediyorsunuz?
Bunu küçük bir kaçış olarak görüyorum. Dışarıda haberler, ekranlar, trafik, gürültü ve bitmeyen bir koşuşturma var. Pink Martini konserinde ise insanlar birkaç saatliğine başka bir dünyaya geçiyor. Bir şarkıyla Paris’e gidiyoruz. Sonra Küba’ya uğruyoruz. Birkaç dakika sonra İstanbul’dayız. Ardından Japonya’da bir aşk hikâyesi dinliyoruz. Bir anlamda seyahat ediyoruz ama pasaport göstermeden.
Moda da teknoloji gibi hızla değişir ama insan kalbi çok yavaş dönüşür.

Bence sırrımız hiçbir zaman tek bir yere ait olmamamız.
Türkçe şarkılar yıllardır repertuvarınızın önemli bir parçası. Türk müziğinde sizi etkileyen şey ne?
Duyguların cesur olması. Türkiye’den repertuvarımıza aldığımız şarkılarda aşk da romantizm de özlem de büyük yaşanıyor. Şarkılar bunu saklamıyor. Melodilerin içinde güçlü bir hikâye anlatıcılığı var. “Üsküdar”ı ya da “Aşkım Bahardı”yı söylerken sahneye sadece güzel bir melodi taşımıyoruz; o şarkıların taşıdığı hayatları da hissetmeye çalışıyoruz. Pasion Turca ile 25 yıldır çalışıyoruz, bu nedenle Türkiye’deki dinleyicilerle aramızda çok doğal bir bağ oluştu.
İstanbul’un Pink Martini için özel bir anlamı olduğunu sık sık dile getiriyorsunuz. Bu şehir sizde ne uyandırıyor?
İstanbul, her zaman duygusal bir şehir gibi geliyor bana. Bir tarafı geçmişe bakıyor, diğer tarafı geleceğe. Bir tarafı Avrupa, diğer tarafı Asya. Zaten Pink Martini’nin ruhu da biraz böyle. Buraya her gelişimizde büyük bir özlem görüyoruz. Seyircinin enerjisinde bir kutlama duygusu var. Sanki bir konser için değil de eski dostlarla yeniden buluşmak için bir araya gelmişiz gibi. Bazı şehirler konser takviminde yer alır, İstanbul ise kalpte kalır, hafızada kalır.
Son dönemde Bella Ciao yorumunuz çok konuşuldu. Bu şarkının sizde bıraktığı duygu ne?
İnsanların birlikte ses çıkarabildiğini hatırlatması... Bella Ciao’nun etkileyici tarafı ise bugün de insanları bir araya getirebilmesi. Şarkıyı söylerken sloganlar atmıyoruz. Ama özgürlüğün, insan onurunun ve dayanışmanın değerli olduğunu hissediyorsunuz. Bazı şarkılar melodinin ötesine geçer. İnsanların birbirine verdiği sessiz bir söze dönüşür.
Türkiye’den repertuvarımıza aldığımız şarkılarda aşk da romantizm de özlem de büyük yaşanıyor.
Harbiye’deki konser için nasıl bir gece hazırlıyorsunuz?
Bol sürprizli bir gece. Elbette herkesin sevdiği klasik Pink Martini şarkıları olacak. Ama aynı zamanda romantizm, mizah, dans ve biraz da beklenmedik anlar da planladık. Harbiye’nin çok özel bir enerjisi var. Açık havada, yaz gecesinde, binlerce insanla birlikte şarkı söylemenin yerini hiçbir salon tutamaz. Bence İstanbul seyircisi yine bizi şaşırtacak.
Son olarak Türkiye’deki dinleyicilerinize ne söylemek istersiniz?
Yıllardır bize gösterdiğiniz sevgi için teşekkür ederim. Ayrıca Pasion Turca’ya da çok teşekkür ederim, bize sağladıkları sebebiyle. Dünyanın neresine gidersek gidelim, Türkiye’de sahneye çıktığımızda özel bir karşılık görüyoruz. Bu bizim için büyük bir hediye. Bu gece birlikte şarkı söylemek, biraz romantik olmak, biraz hüzünlenmek ve bol bol dans etmek için sabırsızlanıyoruz. İstanbul’la aramızdaki hikâye uzun yıllardır devam ediyor. Ve bana kalırsa bu hikâyenin en güzel bölümleri hâlâ yazılmayı bekliyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.