Semiha Berksoy’un “Tüm Renklerin Aryası” Sergisi İstanbul Modern’de açıldı

Bugün İstanbul Modern’de dikkat çekici bir serginin ön izlemesindeydim. Sahnenin, operanın, resmin ve rengin birbirine karıştığı bir hayatı hem kızı Zeliha Berksoy’dan hem de müzenin şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak ile küratörü Deniz Pehlivaner’den dinleme şansı yakaladık.
Böyle bir tanıklık insana şunu hatırlatıyor: bazı sanatçılar tek bir disipline sığmaz; bazıları da tek bir çağa. Semiha Berksoy her ikisine de sığmayanlardan. Opera sahnesinde eğilip bükülen bir sesin, tuvale yayılmış renkle devam etmesi; tiyatronun dramatik gövdesinin bir anda resme geçmesi… Bir bedenin aynı yaşam içinde bu kadar fazla kanaldan konuştuğu çok az örnek var. Bu yüzden İstanbul Modern’in yeni sergisi “Tüm Renklerin Aryası” retrospektif bir bakış olmasının yanında; bir sanatçının hafızasının nasıl dağıldığını, çoğaldığını ve sahneden salona taşındığını gösteren bir alan.


Türkiye’de kadın sanatçıların tarihini okurken hep benzer bir eksiklik göze çarpar: kadınlar genellikle üretimlerinden değil, hayatlarının dramatik yanından anlatılır. Berksoy ise bunun tam tersini yapmıştı; hayatı zaten dramatikti ama onu eserine dönüştürmek için hiçbir zaman izin beklemedi.
Serginin ismi manidar: Arya, bir sesin tek başına durduğu an demek. Ama Berksoy’un aryası yalnız değil; resimlerle, otoportrelerle, mektuplarla, sahne kostümleriyle birlikte geliyor. Renk burada yalnızca ton değil; duygu, kayıt ve hafıza. Sanatçının kişisel mitolojisi resimlerdeki figürlerden, operalardaki rollerden ve gündelik hayattan toplanmış parçalarla kuruluyor. Her şey bir bütün. Bir diğer mesele ise görünürlük. İstanbul Modern’in son yıllarda kadın sanatçı üretimlerini görünür kılma çabası, Berksoy’la başka bir seviyeye çıkmış.
Reklam


“Tüm Renklerin Aryası”nın en güçlü yanı, Semiha Berksoy’un yalnızca bir sanatçı olarak değil, bir dünyayı kuran biri olarak okunması. Kızının anlattıkları bunu doğruluyor: “Sessizlik ister, tamamen işe odaklanırdı.” Sessizlik burada bir estetik değil; mücadele biçimi. Ve belki de en önemlisi: umut ve ısrar.
Sergi en sonunda şunu hatırlatıyor: Kadın sanatçının üretimi hiçbir zaman yalnızca sanattan ibaret olmadı; hayatta kalma biçimiydi. Renk, burada süs değil; bir dayanma mekaniği.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.