Türk resminde hat ve soyutlama: Abidin Elderoğlu örneği

1914 Kuşağı olarak adlandırılan, İbrahim Çallı ve arkadaşlarının temsil ettiği sanatçı grubuna gelene kadarki dönemde Türk resminde peyzajlar, mimari görünümler, natürmortlar, figürlü kompozisyonlar gibi konulara ağırlık veren sanatçılar arasında hat sanatının genellikle konuya bağımlı olarak yer bulduğunu söyleyebiliriz. Bu sanatçılar yazıyı ve hat sanatını, eserlerinde tamamlayıcı detaylar olarak kullanmışlar, en önemlisi de harflerin okunabilirliğini muhafaza ederek yansıtmaya çalışmışlardır.
Hattı ve kaligrafiyi, harflerin okunurluğunu muhafaza etmeden ve plastik niteliklerinden faydalanarak yansıtan sanatçılar arasında da Abidin Elderoğlu, Adnan Turani, Adnan Çoker, Arif Kaptan, Burhan Doğançay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Bingöl, Elif Naci, Ercüment Kalmık, Erdal Alantar, Fahrünnisa Zeid, Ferit Edgü, Ferruh Başağa, Fethi Arda, Hakkı Anlı, Lütfü Günay, Mustafa Ata, Nejad Devrim, Nuri İyem, Nurullah Berk, Ömer Uluç, Sabri Berkel, Selim Turan, Şadan Bezeyiş, Şemsi Arel, Şevket Arman ve Zeki Faik İzer’i anmak mümkündür.
İşte bu grupta yer alan ve 1930-32 yılları arasında Paris’te Laurens ve Lhote’un atölyelerine devam ederek yurda dönen Abidin Elderoğlu, yağlıboya ve suluboya çalışmalara ağırlık vermiş ressamlarımızdandır. İlk dönem resimlerinden itibaren abartılı desen ve figürleri, kübizmi çağrıştıran bir biçimciliğe sahiptir. 1940’lı yıllardaki eserlerinde gerçekçilikten romantizme ve açık-koyu renklerinin anlatım özelliğine dayanan araştırmaları dikkat çeken sanatçının resimlerinde Doğulu bir insanın duyarlılığı sürekli hissedilir. 1947’ye kadar genel olarak figüratif anlayışta çalışan Abidin Elderoğlu; bu yıldan sonra soyut bir anlayışa yönelmiş ve nesnel değerlerin gerçekçi aktarımı yerine plastik etkisini araştırmaya başlamıştır. 1950’lerin ortalarından 1960’a kadarki döneminde katı bir geometrizm ile soyutlamalar yapmıştır. Doğu sanatlarına özgü fırça kullanımıyla, kontur ve yüzey sentezini gerçekleştirmeye yönelmiştir. Bu çalışmalarında konturlar bir yumaktan rastgele boşalan ipi andırmaktadır. “Resimlerim neden ve konu aramaya kapılmadan gözle dinlemeye göredir. Problem, konudan sıyrılmak, konusuz plastik bir müzikalite yaratmaktır.” diyen Elderoğlu; kaligrafik çizgilerden yararlandığı yapıtlarını ilk kez 1959-60’ta üretmeye başlar ve 1960’lardan sonra eserlerinde kaligrafi iyice egemen olur. Konturun önem kazanması ve çizgilerin kalınlaşmasının ardından; renkler kontur dışına taşmaya başlamış ve 1960’ların sonunda, çizgisellikten lekeciliğe yönelen bir soyutlama uygulamıştır. Bu dönemde, ebru uygulamalarını hatırlatan, akıcı, lekesel benekler ile “aynalı yazı” düzenine yakın, renk lekelerinin simetrik görünümleri karşımıza çıkar. Abidin Elderoğlu ile hat sanatımız, çizgi stilizasyonunun en ileri ürünlerini vermiştir. Sanatçının yapıtlarında kaligrafik değerler belirli bir plastititeye göre düzenlenir. Çizginin sürekliliği ve kıvraklığı temel endişedir. İnce, kıvrak, devingen bir biçim içinde çalışmış; kendi duygularını, düşüncelerini, yorum gücünü toplumun geleneksel kaynaklarıyla birleştirerek çağdaş bir resim dili oluşturmuştur. Pek çok Cumhuriyet dönemi sanatçısı gibi Türk resminin kuramsal ve düşünsel kavramları üzerine makaleler de kaleme alan Abidin Elderoğlu, eserlerindeki kaligrafik öğelerle ilgili olarak; kaligrafiden esinlenmediğini, yoğun ve dinamik bir kurgu içinde belirli plastik bir aşamaya ulaştıktan sonra bu öğelerin kendiliğinden ortaya çıktığını ifade eder. Doğadaki biçimleri ayıklayarak çizgisel temele dayanan soyut resimler yapan, hat sanatından aldığı öğelerle, gelenekle çağdaş yorumun Türk resminde başarılı bir sentezini gerçekleştiren ilginç ve özgün bir sanatçıdır Abidin Elderoğlu.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.