Bulgaristan Müslüman azınlığının makûs tarihi

Bulgaristan'ın asimilasyon politikalarına maruz kalan Müslüman azınlığın Türkiye'ye göçü.
Bulgaristan'ın asimilasyon politikalarına maruz kalan Müslüman azınlığın Türkiye'ye göçü.

Bulgaristan Devleti, iki siyasi hadisenin neticesinde ortaya çıkmıştır. Birinci hadise; 17. yüzyılda Çar Deli Petro’nun önderliğinde sıcak denizlere inme ve bütün Slav halklarını tek devlet çatısı altında toplama idealiyle ortaya çıkan Çarlık Rusya’sıdır. Yaklaşık 400 yıl süren Osmanlı-Rusya münasebetlerinde Rusya, her fırsatta Slavların hamisi olduğunu iddia etmiş ve başta Bulgarlar olmak üzere Balkanlarda yaşayan diğer Hristiyan-Ortodoks topluluklarının Osmanlı Devletine isyan etmesinde başat rolü oynamıştır.

İkinci hadise ise 18. yüzyılda meydana gelen siyasi, sosyal, ekonomik ve fikri anlamda tüm dünyayı etkileyen Fransız İhtilalidir. Osmanlı Devleti, ihtilalin gerçekleştiği dönemde Rusya ve Avusturya devletleriyle savaş halinde olduğundan dolayı soruna öncelikle Avrupa’nın iç meselesi olarak bakmış, ihtilalin ilerleyen yıllarda kendi topraklarında sebep olacağı sorunları hesaplayamamıştır. Sorun ayyuka çıktığında ise imparatorluk gerileme sürecine girmiştir. Gerileme sürecinde kurtuluş reçetesi olarak, farklı ulusları bir arada tutmak için reform ve ıslahatlar yapılmıştır. Ancak bu projeler beklentileri karşılamamış aksine parçalanmayı hızlandırmıştır.

Fransız ihtilali’nin ardından tüm çok uluslu devletleri tehdit eden Milliyetçilik akımı Osmanlı Devletinin dağılma sürecine girmesinde de etkili oldu.
Fransız ihtilali’nin ardından tüm çok uluslu devletleri tehdit eden Milliyetçilik akımı Osmanlı Devletinin dağılma sürecine girmesinde de etkili oldu.

Rusya, Balkanlarda Osmanlı Devletinin gerilemesinden kaynaklanan istikrarsızlık ve otorite boşluğundan faydalanmak istemiş ve bu hedefini gerçekleştirmek için kendisi gibi imparatorluk hüviyetine sahip olan Avusturya-Macaristan ile Balkan topraklarının kontrolü konusunda anlaşmıştır. İki devlet Balkan sorununa çözüm getirmek için 1877 yılı başlarında büyük devletlerin Londra’da toplanmasına ön ayak olmuştur. Londra Protokolünde alınan kararlar çıkarlarına aykırı olduğu için Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmemiş, akabinde Rusya, Londra Protokolünü bahane ederek Osmanlı Devletine savaş ilan etmiştir.

1877-1878 tarihleri arasında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşında (93 Harbi) Osmanlı Devleti mağlup olmuş, önce Rusya ile Ayestefanos (Yeşilköy) Anlaşmasını imzalamış fakat anlaşma İngiltere ve Avusturya gibi Balkan coğrafyasıyla yakından ilgilenen devletlerin çıkarlarına aykırı olduğu için iki devletin girişimiyle iptal edilmiş ardından birçok devletin mutabakatıyla 13 Temmuz 1878’de Berlin Anlaşması imzalanmıştır. Yazımızın muhtevasını teşkil eden Bulgaristan Devleti ve teb’ası olan Müslüman azınlık Berlin Anlaşmasının ardından dünyanın gündemine girmiştir.

 13 Temmuz 1878'de yapılan Berlin Antlaşması’nın son toplantısı, Gyula Andrássy ile Pyotr Shuvalov arasında Bismarck, solda Alajos Károlyi, Alexander Gorchakov (oturmuş) ve Benjamin Disraeli yer alıyor.
13 Temmuz 1878'de yapılan Berlin Antlaşması’nın son toplantısı, Gyula Andrássy ile Pyotr Shuvalov arasında Bismarck, solda Alajos Károlyi, Alexander Gorchakov (oturmuş) ve Benjamin Disraeli yer alıyor.

Bulgaristan, Berlin Anlaşmasından sonra önce Osmanlı Devletine bağlı prenslik, 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra ise bağımsız devlet olmuştur. Kuruluşundan itibaren birçok sorunla uğraşan Bulgaristan, krallık döneminde bölgede ve bütün Dünya’da yıkıma sebep olan Balkan Savaşları ve 2.Dünya Savaşına katılmış, bu savaşlardan mağlup ayrılmıştır.

II. Dünya Savaşından sonra Sovyetlerin etkisiyle 1944 yılında Komünistler krallık rejimine karşı geniş halk kitlelerinin desteğini de alarak isyan başlatmış ve kısa sürede ülke muhaliflerin kontrolüne geçmiştir. 8 Eylül 1946’da yapılan halk oylamasında halkın %92’si ülkede krallık rejiminin kaldırılması yönünde oy kullanmıştır. Ardından 15 Eylül 1946 tarihinde cumhuriyet ilan edilmiştir. Bulgaristan’ı 1944-1947 yılları arasındaki bu dönemde ‘’ Vatan Cephesi ‘’ ismiyle bilinen komünistler, sosyal demokratlar, çiftçiler, liberaller ve bağımsız aydınlardan oluşan anti-faşist grup yönetmiştir. Cephenin en güçlü ortağı Sovyet Rusya destekli Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) 1947 yılında yönetimi tamamen ele geçirmiş ve ülkeye 4 Aralık tarihinde Bulgaristan Halk Cumhuriyeti adı verilmiştir.

Eski Komünist Parti binası, Sofya, Bulgaristan.
Eski Komünist Parti binası, Sofya, Bulgaristan.

Müslüman azınlık

Müslüman Türklerin Anadolu’dan Balkan Coğrafyasına ilk seferleri Aydınoğulları Beyi Umur Bey dönemindedir. Fakat bu seferler yerleşme niyetiyle yapılmamış daha çok ganimet kazanmak maksadıyla gerçekleştirilmiş gaza faaliyetleridir. Müslümanlar bu seferlerden sonra Osmanlı Devleti döneminde bölgeye ayak basmıştır. Balkanlara yönelik gaza faaliyetleri Orhan Bey döneminde olmakla birlikte asıl seferler ve yerleşme niyeti I. Murad döneminde olmuştur. İlk mücadeleler Bulgarlarla yapılmış aynı zamanda ilk toprak kazanımları da Bulgar Krallığının kontrolündeki topraklar olmuştur. 1396 yılında yaşanan Niğbolu Savaşıyla bütün Bulgaristan toprakları Osmanlı yönetimine geçmiştir. İlk toprak kazanımlarından itibaren Osmanlılar Anadolu’dan aileler getirip iskân etmiş ve Niğbolu Savaşından sonra göç ve iskân faaliyetleri hız kazanmış, nihayetinde Bulgaristan, Müslüman beldesine dönüşmüştür.

 1396 yılına ait Kuşatma altındaki Niğbolu kalesi gösteren minyatür, Topkapı Sarayı, İstanbul.
1396 yılına ait Kuşatma altındaki Niğbolu kalesi gösteren minyatür, Topkapı Sarayı, İstanbul.

Devlet-i Ali Osmaninin bütün Balkan Coğrafyasındaki iskân faaliyetleri yaklaşık 200 yıl sürmüş, gönüllü ve zorunlu göç olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilmiştir. Göçebeleri yerleşik hayata geçirme, hasım aşiretler arasındaki kavgalara son verme, Avrupa devletlerinin saldırılarına karşı tampon bölge oluşturma ve Balkanların yerli halklarına karşı denge unsuru oluşturmak, iskân politikasının amaçları olarak sıralanabilir.

Bulgaristan’a daha çok Konya'dan Türkmenler ve Yörükler, Kırım’ın kaybedilmesinden sonra Tatarlar ve Büyük Çerkez sürgününden sonra bir kısım Çerkezler iskân edilmiştir. Ayrıca yukarıda değindiğimiz Türk kökenli toplulukların haricinde Arnavut, Roman ve Pomaklar Türk azınlıklarla birlikte yaşayan Müslüman topluluklardır. Başta, Haskovo, Filibe, Kırcaali, Sofya, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk şehirleri olmak üzere birçok yerleşim bölgesinde Müslüman azınlıklar yaşamaktadır.

16. yüzyıla gelindiğinde Vidin ve Rusçuk dışındaki tüm şehirlerde Müslüman ahali Hristiyan ahaliyi sayıca geçmiş, Osmanlı Devletinden bağımsızlığın kazanıldığı dönemde Müslüman nüfusun 1 milyon 600 bin civarında olduğu ve bu rakamın ülkedeki Hristiyan Bulgar nüfusuyla eşit sayıda olduğu tahmin edilmektedir. Zamanla yaşanan kitlesel göçlerin neticesinde ülkedeki Müslüman nüfusun sayısı azalmıştır. Günümüzdeki sayı 1 milyon civarındadır. Sünni Müslümanların oranı %92,3, Şii Müslümanların (Alevi-Bektaşi) oranı ise %7,7’dir.

Türkler

Müslüman azınlık içinde en çok nüfusa sahip olan grup Türklerdir. Tarihi kaynaklara göre Müslüman Türklerden önce 10 ila 13. Yüzyıllar arasında Kuman, Peçenek ve Uzlar ilk defa Bulgaristan topraklarına yerleşen Türk topluluklarıdır. Bu Türk boyları zaman zaman Bulgar Krallığının ve Bizans İmparatorluğunun hizmetine girmişlerdir. Birçoğu zamanla Hristiyanlık inancını benimseyip Slavlaşmışlardır.

Müslüman Türklerin Bulgaristan topraklarına göçü ise Osmanlı Devleti döneminde fethedilen bölgelere Anadolu’dan getirilen ailelerle olmuştur. Bulgaristan topraklarında Müslüman Türk azınlığı, diğer Müslüman azınlıklar ve Hristiyan teb’a 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşına kadar imparatorluğun kontrolünde küçük çaplı sorunların haricinde huzur içinde yaşamışlardır.

Müslüman Bulgarlar, 1932.
Müslüman Bulgarlar, 1932.

Mezkûr savaştan sonra temelleri atılan ve 1908 yılında bağımsızlık kazanan Bulgarların yönetiminde ise azınlık sorunu ortaya çıkmıştır. Azınlıklar içinde politik gerekçelerle Türk azınlığına sürekli baskı yapılmış, zaman zaman bu baskıların dozu arttırılmış, ölümler ve zorunlu göçler olmuştur. Savaşlar ve hak ihlallerine bağlı olarak meydana gelen göçler Türk azınlığın ülkede sayıca azalmasına neden olmuştur. Günümüzdeki nüfus sayısı resmi kaynaklara göre 750 Bin civarındadır.

Ancak yerel Türk kaynaklarına göre gerçek nüfus bu sayının üzerinde olup 1 milyon civarındadır. Türk nüfusun çoğu Sünni Müslüman, az bir kısmı ise Alevi-Bektaşi ve Ortodoks Hristiyan inancı mensubu olan Gagavuz-Türkleridir. Bazı kaynaklarda Gagavuz Türklerinin Osmanlılardan önce bölgeye yerleştiği yazılıdır. Tüm dünyada 150 bin civarında nüfusa sahip olan Gagavuz Türklerinin Bulgaristan'daki sayıları da 20 bin ile 50 bin arasında olup, çoğunlukla Varna, Kavarna ve Balçık şehirlerinde yaşamaktadırlar.

Tarihte Gagavuz Türkleri.
Tarihte Gagavuz Türkleri.

Pomaklar

Osmanlı kaynaklarında Pomak ismine 19. yüzyılda rastlanılmaktadır. Kökenleri hakkında farklı iddialar ortaya atılan Pomakların Müslümanlaşmış Bulgar, Sırp veya Rum, ayrıca Arap ya da Türk oldukları iddia edilmiştir. Slav kökenli olduklarını iddia edenlerin tezi konuştukları dilin içinde çok sayıda Slavca kelimelerin olmasıdır. Ancak diğer bir görüşe göre Pomaklar; Orta Asya ve Kafkaslardan göç ederek Balkanlara yerleşen Türk kökenli Kumanlar olduğu yönündedir. Nitekim Kuman, Peçenek ve Uzların tahminen 11. yüzyılda göç edip yerleştikleri Balkan coğrafyasında yerli halkla karışarak Slavlaştıkları tarihi kaynaklarda geçmektedir.

İkinci tezin devamında Pomakların Osmanlı fütuhatları esnasında karşılaştıkları Türk soydaşlarından etkilenerek Müslüman oldukları ve Osmanlı Devletinin fetihlerine öncülük ettikleri belirtilmektedir. Haklarındaki bu iddialardan ziyade Pomak topluluğunun gündemimizi en çok meşgul eden tarafı, Bulgaristan’da maruz kaldıkları asimilasyon sürecidir.

Bulgaristan Devleti, Pomakları kuruluş döneminde Türk azınlığın içinde kabul etmiş fakat sonraki dönemlerde ‘’Muhammedi Bulgarlar’’ olarak adlandırmıştır.

Balkan savaşları sırasında Devin köyünde, Müslüman Pomaklar Ortodoks Rahipler tarafından zorla vaftiz ediliyor. (1912)
Balkan savaşları sırasında Devin köyünde, Müslüman Pomaklar Ortodoks Rahipler tarafından zorla vaftiz ediliyor. (1912)

Bulgar yönetimi ve araştırmacılarının iddialarına göre ‘’Aslında Pomaklar Bulgar ve Hristiyan’dır, Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş ve Müslümanlaştırılmıştır.’’

Pomaklar, Bulgaristan’ın Osmanlı Devletinden ayrılmasından sonra 1912, 1942, 1948, 1962, 1971-74 yılları arasında ‘’öze dönüş projesi’’ adı altında gerçekleştirilen asimilasyon politikalarına maruz kalmışlardır.

Bazı dönemlerde Pomakların Bulgar olduklarını ispatlamak için bilimsel veriler kullanılmış, örneğin; kan örnekleri alınıp DNA testleri yapılmıştır. Ancak Pomaklar bu projeye büyük bir direnç göstermişler ve Bulgaristan, Pomakların direncine birçok kez ölüm, sürgün ve müsadere yoluyla mukabelede bulunmuştur.

Komünist rejimle birlikte Bulgaristan Pomakları nüfus sayımlarında Bulgar nüfusu içinde gösterilmiştir. Dolayısıyla Pomak nüfusu her zaman tartışma konusu olmuştur. Pomakların sayısıyla ilgili değişik rakamlar verilmekte olup en doğru tahmin 250 bin civarında olandır. Çoğunlukla, Rodop Dağları, Smolyan Bölgesi ile Hasköy-Kırcali’de yaşamaktadırlar.

Romanlar

Yaşadıkları ülkelerde en dezavantajlı kesimler arasında kabul edilip, kökenleri hakkında farklı iddialar ortaya atılan Romanlar; Türkiye’de halk arasında “Çingene” ismiyle bilinmektedir. Ancak bu kelime aşağılayıcı bir ifade taşıdığı gerekçesiyle kendilerine “Roman” denilmesini istemektedirler.

Batı Avrupa'da bir Roman kafilesi.
Batı Avrupa'da bir Roman kafilesi.

Romanlar Anadolu’da “poşa/boşa”, “karaçi”, “mutrib/mıtrıp/mırtım”, “kıptî”, “arabacı”, “elekçi”, “köçer” gibi isimlerle bilinmektedir. Aynı zamanda İç Anadolu'nun bazı bölgelerinde “abdal” ismiyle de anılmaktadırlar. Romanların, 11. yüzyılda Hint kıt'asından dünyanın farklı yerlerine göç ettikleri, bu bağlamda 11. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu üzerinden Balkan Coğrafyasına ve Batı Avrupa’ya geçtikleri bazı akademik araştırmalarda yazılıdır.

Yaşam ve kültürlerinden dolayı yaşadıkları yerlerdeki topluluklar tarafından dışlanan Romanların bir kısmı Osmanlı Devleti döneminde İslam Dinini kabul etmiştir. Bu kararın Müslüman olmayan ırkdaşlarına göre toplum ve devlet nezdinde biraz daha avantajlı duruma geçmek için alındığından bahsedilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde daha rahat yaşam koşullarına sahip oldukları bilinmektedir.

Çadırlarının önünde kalaycılıkla uğraşan bir Çingene ailesini gösteren kartpostal. (TDV)
Çadırlarının önünde kalaycılıkla uğraşan bir Çingene ailesini gösteren kartpostal. (TDV)
Doğu Rumeli'den göç eden Türkler, 1885.
Doğu Rumeli'den göç eden Türkler, 1885.

İki bölge de iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Osmanlı Devletine bağlı kalmaya devam etmiştir. Bulgaristan, Osmanlı Devletinin zor durumundan faydalanarak 18 Kasım 1885 tarihinde Doğu Rumeli Vilayetini darbe yaparak ele geçirmiştir. Her iki bölgede de 93 harbi öncesine kadar Müslüman ve Hristiyan nüfusu eşit seviyededir. Fakat 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından dolayı yaklaşık 1 milyon Müslüman bölgeden göç ederek Anadolu topraklarına sığınmış ardından meydana gelen olaylarla bu sayı artmıştır. Ancak azınlık kesiminin nüfusu göçlere rağmen azımsanmayacak derecede olmuştur.

Osmanlı-Rus savaşı sonrası göç etmek zorunda kalan Müslüman Türkler.
Osmanlı-Rus savaşı sonrası göç etmek zorunda kalan Müslüman Türkler.
I. Ferdinand'ın katılımıyla, Bulgaristan'ın bağımsızlığının ilanı, 1908.
I. Ferdinand'ın katılımıyla, Bulgaristan'ın bağımsızlığının ilanı, 1908.
Birinci Balkan Savaşı sırasında Kalkandere'de Sırp topçusu.
Birinci Balkan Savaşı sırasında Kalkandere'de Sırp topçusu.

Ardından yayılmacılık emelini gerçekleştirmek için dört devleti Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaşa kışkırtmıştır. Bu duruma Balkan Devletlerinin toprak kazanma arzusu da eklenince, perde arkasında Rusya’nın önderliğinde dört devlet 8 Ekim 1912 tarihinde Osmanlı Devletine savaş açmışlardır.

Osmanlı Devleti, I. Balkan Savaşında büyük bir yenilgiye uğramış Bulgarlar Çatalca’ya kadar olan tüm toprakları ele geçirmiş, başkent İstanbul’u ele geçirmelerine ramak kalmıştır. Mayıs 1913’te Londra’da yapılan anlaşma neticesinde Midye-Enez hattı Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasındaki sınırı teşkil etmiştir.

Kırklareli ve Edirne Bulgaristan’a bırakılmıştır. Tıpkı 93 Harbi gibi 1912-13 Balkan Savaşları da Türkler için tam bir felâket olmuştur. Savaş esnasında başta Türk, Pomak ve Arnavut olmak üzere yaklaşık 200 bin Müslüman katledilmiştir. 440 bin kişi Anadolu topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır.

 I. Balkan Savaşı sırasında, Bulgar askerler, Bleriot XI tipi uçaktan Edirne'ye el yapımı bombayla saldırı düzenlemek için hazırlanıyor.
I. Balkan Savaşı sırasında, Bulgar askerler, Bleriot XI tipi uçaktan Edirne'ye el yapımı bombayla saldırı düzenlemek için hazırlanıyor.
Kasım 1919’da imzalanan Neuilly Barış Antlaşması.
Kasım 1919’da imzalanan Neuilly Barış Antlaşması.

Bulgaristan, anlaşma şartları gereği Güney Dobruca’yı Romanya’ya, Gümülcine ve Dedeağaç’ı Yunanistan’a bırakmıştır. Böylece Bulgaristan’da Müslüman azınlığın nüfusuyla ilgili tekrar değişiklik meydana gelmiştir.

Çiftçi Partisi Dönemi (1919-1923)

I.Dünya Savaşında aynı ittifak içinde yer alan Osmanlı Devleti ve Bulgaristan savaştan yenilgiyle ayrılmış, savaş sonrasında iki ülkede önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Anadolu’da Milli Mücadele'nin başladığı sırada Bulgaristan’da; önce krallığa karşı ihtilal gerçekleştirilmiş ardından da seçimle Aleksander Stambulisky’nin liderliğindeki Bulgaristan Çiftçi Partisi yönetime gelmiştir.

Bulgaristan Çiftçi Partisi lideri Aleksander Stambulisky.
Bulgaristan Çiftçi Partisi lideri Aleksander Stambulisky.
Medresetü’n-nüvvâb – Şumnu / Bulgaristan. (TDV)
Medresetü’n-nüvvâb – Şumnu / Bulgaristan. (TDV)
Bulgaristan'da bir Türk Okulu.
Bulgaristan'da bir Türk Okulu.
 ‘’Brigadir’’ adı verilen kısa süreli işçi taburları.
‘’Brigadir’’ adı verilen kısa süreli işçi taburları.
 Todor Jivkov. (solda)
Todor Jivkov. (solda)
Bulgaristan'da yaşayan Pomaklar.
Bulgaristan'da yaşayan Pomaklar.
1989 yılında Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Bulgarlar.
1989 yılında Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Bulgarlar.
Bulgaristan'ın asimilasyon politikalarına maruz akalan Müslüman Türk azınlığı.
Bulgaristan'ın asimilasyon politikalarına maruz akalan Müslüman Türk azınlığı.

İsim değiştirme ve asimilasyon sürecinin canlı şahidi gazeteci-yazar Galip Sertel ‘’Bulgaristan'da 1984 yılında, Sovyet dönüşü bir devlet icraatının olduğunu söyledi. Osmanlı zamanında Bulgaristan'da yaşayan Bulgarların, mecburen Hristiyanlıktan çıkıp Müslümanlığı kabul ettikleri ve Türk olduklarının iddia edildiğini anlatan Sertel, bu icraat kapsamında, Komünist Parti'nin, Bulgaristan'da yaşayan Türklerin, Bulgarlığa dönmesi için isimlerinin değişmesini ve böylelikle tek millet, tek ulus, tek dil olarak ulus devlet oluşturulmasının istendiğini ifade etti. Türklere, Hristiyan Bulgar isimler verilmesinin ardından bazı şehirlerde yürüyüşler yapıldı. Barışçıl yürüyüşlerin amacı Türk isimlerinin iade edilmesi, Türkçe konuşulması, okullarda Türkçe dersinin okutulması ve Müslüman adetlerinin uygulanmasıydı.

Bulgar devleti, yürüyüşleri devlete karşı bir hareket gibi değerlendirip Türkiye'ye ‘'sınır kapılarını açın'’ dedi. Kapılar açıldı, çeşitli baskılarla 350 bin kişi Türkiye'ye göç etti.

Bulgaristan'dan gelen Müslüman Türkler.
Bulgaristan'dan gelen Müslüman Türkler.
Alnından vurularak şehit edildikten sonra direnişin sembolü haline gelen Türkan bebek.
Alnından vurularak şehit edildikten sonra direnişin sembolü haline gelen Türkan bebek.
Turgut Özal ve Naim Süleymanoğlu.
Turgut Özal ve Naim Süleymanoğlu.
Belene Kampı.
Belene Kampı.
Belene toplama kampından sağ kurtulanlar ve yakınları komünist dönemden kalan hapishanesi binası önünde, Bulgaristan.
Belene toplama kampından sağ kurtulanlar ve yakınları komünist dönemden kalan hapishanesi binası önünde, Bulgaristan.

16 ay Belene Adasında tutuklu kalan gazeteci Mehmet Türker kaleme aldığı hatıralarında kampın azınlık toplumu üzerinde bıraktığı etkiyi ‘’Otomobil yükünü (tutuklu) almış, tekrar harekete geçti. Kısa bir sükûnetten sonra hepimizin kafasındaki ‘’Nereye götürüyorlar bizi?’’ sorusu birisi tarafından seslice soruldu. Her kafadan ayrı bir yorum çıkıyor, kimi Eski Zağra, kimi Lovça, bir başkası da Sofya cezaevlerine götürüldüğümüz tahminlerini yürüttü. Hiçbirimizin aklına gelen ve en muhtemel gidebileceğimiz Belene’yi korkudan telaffuz etmeye dili varmıyordu. Oysa Belene denince tüylerimizin ürperdiği o ölüm adasına son iki üç günden beri onlarca kişinin hapsedildiğini duymuştuk.’’ sözleriyle ifade etmektedir.