Bulgaristan Türklerinin varlık mücadelesi

Bulgaristan'daki baskı ve zulümden dolayı Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Türk azınlık.
Bulgaristan'daki baskı ve zulümden dolayı Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Türk azınlık.
İÇİNDEKİLER

Bulgaristan'ın Osmanlı Devleti'ne isyan ederek bağımsızlığını ilan etmesinin ardından bölgede yaşayan Pomaklar ve Romanlar da dahil bölgedeki birçok Müslüman azınlığın inanç, kültür ve yaşam tarzlarına yapılan baskılar neticesinde Türkiye'ye zorunlu göçleri...

Göçler

Bulgaristan’da Müslüman Azınlığın göçü II. Dünya Savaşından sonra üç dönemde gerçekleşmiştir. Birinci göç; 1950/51 yılları arasında gerçekleşen göçtür. 15 gün içinde Bulgaristan topraklarını terk etmek kaydıyla göçe izin verildiği için bu göçün diğer adı 15’likler göçüdür. Göç gerçekleşmeden önce, öğretmen, öğrenci, din adamları, esnaf ve ticaret erbabına Komünizm doktrinini aşılamak için kurslar açılmış ve kurslara katılım zorunluluğu getirilmiştir.

Bu karara direnenlerin birçoğu hapse atılmış veya meslekten ihraç edilmiştir. Bulgaristan, 10 Ağustos 1950’de Türkiye'nin Sofya Büyükelçiliğine ülkesindeki 205 bin Türk’ün kabul edilmesi için nota göndermiş, Türkiye ise 28 Ağustos tarihinde bu notaya cevap vermiştir. ‘’iç düzeni gereği bir anda bu kadar mülteciyi kabul edemeyeceğini beyan etmiştir.’’ Fakat Bulgaristan yönetimi Eylül 1950’de zoraki şekilde Müslüman azınlığı Türkiye sınırına yığmıştır. Türkiye, sosyo-ekonomik ve politik şartlar gereği ilk gelen sığınmacıları kabul etmemiştir. Türkiye’nin gelen sığınmacıları kabul etmemesindeki en önemli etken Türk kökenli oldukları iddia edilerek gönderilen Roman azınlığın olmasıdır.

Edirne'ye getirilen Bulgar göçmenler, 1951.
Edirne'ye getirilen Bulgar göçmenler, 1951.

Bulgaristan, 22 Eylül’de ikinci defa Türkiye’ye nota vermiştir. Fakat Türkiye'nin sınırı kapatması üzerine Bulgaristan göç meselesini çözmek için masaya oturmayı teklif etmiş ve iki ülke arasında müzakereler başlamıştır. Türk Heyeti müzakere esnasında vizesiz veya sahte vizelerle insan gönderilmesi durumunda kabul etmeyeceğini beyan etmiş, Bulgar heyeti de bu teklifi kabul etmiş ve 2 Aralık 1950 tarihinde resmi yollarla göç başlamıştır.

Köylerde yaşayıp tarım ve hayvancılıkla uğraşanların 1950/51 göçünde Türkiye’ye gönderilmemesi dikkat çekmektedir. Çünkü II. Dünya Savaşından sonra yeniden toparlanma uğraşı içinde olan Bulgaristan yönetimi, kalkınma için en çok çiftçiye ihtiyaç duymaktadır ve Bulgarlara göre ülkede yaşayan azınlıklar daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Dolayısıyla azınlığın köylü kesiminin gönderilmesi ülkede tarım ve hayvancılık sektörlerinde büyük bir boşluğa neden olacağı için azınlığın bu kesimine dokunulmamıştır. Türkiye sınırında yaşayanlar iç bölgelerde zorunlu iskâna tabi tutularak ülkede demografik değişim gerçekleştirilmiştir.

1950-51'de Türkiye'ye göç eden azınlıklar.
1950-51'de Türkiye'ye göç eden azınlıklar.

Türk azınlıkla birlikte Pomak ve Roman kökenli azınlığın bir kısmı da Türkiye’ye göç etmiştir. Hatta bu dönemde yüz binlerce Pomak’ın Türkiye’ye göç etmek için dilekçe verdiği, bu sayının Türk ve Roman azınlıkla birlikte dönemin şahitlerinden teyit edilmiştir. Fakat Bulgaristan’ın bütün alt yapı, sanayi, tarım ve hayvancılık işlerinde azınlık kesimi çalıştığından dolayı bir anda bu kadar yoğun göçün Bulgaristan ekonomisine zarar verileceği hesap edilerek Komünist yönetimce engellenmiştir. Nihayetinde Bulgaristan’da devlet eliyle Müslüman azınlığa karşı uygulanan politikalar, içinden çıkılmaz bir hale dönüşmüş, 1950­-51 senesinde büyük çoğunluğu din adamları, öğretmen, ticaret ve meslek erbabından oluşan 150.000 kişinin göç etmesine neden olmuştur. Bu göçün özelliği azınlığın yetişmiş insan kaynağı kitlesinin göçe tabi tutulmasıdır.

1951'de Bulgaristan'dan sürülen Müslüman Türkler.
1951'de Bulgaristan'dan sürülen Müslüman Türkler.

1950/51 göçünden sonra ‘’yakın akraba göçü anlaşması’’ çerçevesinde ikinci göç gerçekleşmiştir. Bu göçün özelliği, 1950/51’de Türkiye’ye göç eden muhacirlerin yakınlarını kapsamasıdır. Türkiye ile Bulgaristan’ın 1968’de yaptığı anlaşma kapsamında 1969-1978 yılları arasında 130 bin kişi Türkiye’ye göç etmiştir. Her iki göçün en önemli özelliği azınlık içinde dini ve ulusal bilinci yüksek kesimin göç ettirilmesidir.

Bulgaristan bu iki göç sayesinde azınlık toplumuna liderlik yapabilme kapasitesine sahip olanları ülkeden uzaklaştırmış böylece kalan azınlığı daha rahat şekilde asimile edebileceğini düşünmüştür. Fakat asimilasyon beklediği doğrultuda olmamış ve 70’li yılların başından itibaren asimilasyon sürecini hızlandırma kararı almıştır. Asimilasyon sürecini tekrar Pomaklarla başlatmış ardından Romanlarla devam ettirmiş ve 80’li yılların başında Türk azınlığına yönelik asimilasyon sürecini başlatmıştır.

Türk azınlığına yönelik gerçekleştirilen asimilasyonun ilk aşaması tepkileri ölçmek maksadıyla teorik bilgi yayma şeklinde olmuştur. Yani Türk azınlığın arasında ‘’aslında siz Bulgarsınız, Türklerin 500 yıllık hakimiyeti döneminde zorla Müslüman ve Türk yapıldınız’’ gibi sözler halk arasında yayılarak tepkiler ölçülmüştür.

Bulgaristan'ın asimilasyon politikaları kapsamında Müslüman halk, Hristiyan din adamları vasıtasıyla zorla Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı.
Bulgaristan'ın asimilasyon politikaları kapsamında Müslüman halk, Hristiyan din adamları vasıtasıyla zorla Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı.

1984-1989 yılları arasında Müslüman Türk azınlığına yönelik kesintisiz olarak uygulanan baskı ve asimilasyon süreci artık dayanılmaz bir hale dönüşmüş ve Kuzey Bulgaristan Türkleri 20 Mayıs 1989 tarihinde protesto yürüyüşlerine başlamıştır. Kısa sürede azınlığın yaşadığı her bölgede benzer yürüyüşler organize edilmiştir. Silahlı kuvvetler, protestoları bastırmak için tanklarla köyleri kuşatmış, yürüyüşler esnasında ateşli silahlar kullanmıştır. Olaylardan dolayı 60’tan fazla Türk yaşamını yitirmiştir. Bazı bölgelerde açlık grevleri başlatılmıştır.

Tüm taşınmazlarını geride bırakarak Türkiye'ye göç eden Bulgar Türkleri.
Tüm taşınmazlarını geride bırakarak Türkiye'ye göç eden Bulgar Türkleri.

Dünya basını, açlık grevleri, barışçıl protestolar, Naim Süleymanoğlu ve kaçak yollarla Türkiye’ye ulaşan bazı mültecilerin anlattıklarıyla azınlığın dramından haberdar olmuş, Bulgaristan bu durumdan dolayı birçok devletten tepki almıştır. Tepkilerin neticesinde Bulgaristan yönetimi, 24 Mayıs 1989 tarihinden itibaren insanları gruplar halinde Türkiye sınırına yığmış, 2 Haziran 1989 tarihinde de ‘’Türkiye’den ülkesindeki azınlığı kabul etmesi için, sınır kapılarını açmasını istemiş’’ dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Turgut Özal Jivkov’a ‘’Bizim kapılarımız herkese açıktır’’ cevabını vermiştir. Bulgaristan, başbakanın bu sözünün üstünden 24 saat geçmeden insanları zorla Türkiye sınırına yığmaya başlamıştır. Bunun üzerine Türkiye soydaşlarına sınır kapılarını açmıştır.

 Kapıkule Sınır Kapısından Bulgaristan'a giriş yapan Türkler.
Kapıkule Sınır Kapısından Bulgaristan'a giriş yapan Türkler.

20 Ağustos 1989 tarihli bakanlar kurulu toplantısında alınan kararla 22 Ağustos tarihinden itibaren vize uygulaması başlatılmıştır. Uygulamaya yönelik yapılan tepkiler üzerine dönemin dış işleri bakanı Mesut Yılmaz konuya istinaden bilgi vermiştir.

Yılmaz, uluslararası kamuoyundan beklenen desteğin gelmemesi ve Bulgaristan’ın açık kapı politikasını istismar etmesinden dolayı hükümetin bu kararı aldığını söylemiştir. Ayrıca bu duruma ek olarak ülkeye giriş yapan soydaşların barınma ve iş gibi temel ihtiyaçlarının karşılanamaması da bu kararın alınmasında etkili olmuştur. Toplamda 308 Bin kişi Türkiye’ye göç etmiş, ekonomik ve uyum sorunlarından dolayı yaklaşık 130 Bin kişi farklı tarihlerde Bulgaristan’a geri dönmüştür.

O dönem Devlet Bakanı olan Mesut Yılmaz'ın Bulgaristan'da zulüm gören Bulgarlarla ilgili açıklaması.
O dönem Devlet Bakanı olan Mesut Yılmaz'ın Bulgaristan'da zulüm gören Bulgarlarla ilgili açıklaması.

Göçmenlere Yapılan Yardımlar ve Geçici İskan

Türkiye, Bulgaristan’dan her dönemde göç eden soydaş ve dindaşlarına kucak açıp sahip çıkmıştır. Bilhassa 1989 yılında göç edenlere ayrı bir önem verilmiştir. Göçmenler için öncelikle geçici barınma faaliyetini yapmıştır. Sınır illerinde çadır kentler kurulmuş, yakın akrabaları olanlar akrabalarının yanına gönderilmiş, eğitim döneminin sona ermesiyle öğrenci yurtları, ilk, orta ve lise eğitimi verilen okullar göçmenlerin barındırılması için kullanılmıştır.

 1989'da Bulgaristan'dan sınır dışı edilen Türkler için Edirne'de kurulan çadırkent.
1989'da Bulgaristan'dan sınır dışı edilen Türkler için Edirne'de kurulan çadırkent.
Ahmet Doğan (sağda) ‘’Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ün kuruluşu kongresi.
Ahmet Doğan (sağda) ‘’Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ün kuruluşu kongresi.
Ahmet Doğan'dan görevi devralan Lütfi Mestan.
Ahmet Doğan'dan görevi devralan Lütfi Mestan.
Sofya İslam Enstitüsü.
Sofya İslam Enstitüsü.

İmam Hatip-Liselerinin haricinde yüksek dini eğitim veren Sofya İslam Enstitüsü de 1990 yılında açılmıştır. Bulgaristan’daki Müslüman azınlıkların din adamı ihtiyacını karşılamak için kurulmuştur ve eğitim süresi dört yıldır. Yüksek İslam Enstitüsü, YÖK tarafından tanınmaktadır. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile Bulgaristan Dinler Müdürlüğü arasında 1998 yılında yapılan protokol kapsamında okulların maddi giderleri Türkiye Diyanet Vakfı tarafından karşılanmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla okulun eğitim sistemini düzenlemek ve destek için, ilk yıllarda Türkiye’den eğitimci gönderilmiştir. Din görevlilerinin maaşları bu zamana kadar Türkiye Diyanet Vakfı ve Başmüftülüğün temin ettiği bağışlarla karşılanmıştır. Bulgaristan Hükumeti, 31 Aralık 2018 tarihinden itibaren din görevlilerinin maaşlarını ödeme kararı almıştır. Yıllık 3,5 milyon Euro bütçe Müslüman azınlığın dini hizmetleri için ayrılmıştır. Araştırmacı-Yazar Basri Zlabid Çalışkan Bulgaristan Hükümetinin bu kararı almasının nedeni ‘’İslamofobi ve Türkiye korkusu’’ olduğunu belirtmektedir.

Müslüman azınlık, demokratik dönemde aşamalı olarak basın-yayın alanlarındaki haklarını geri alınmıştır. Başmüftülüğün Bulgarca-Türkçe bastırdığı Müslümanlar gazetesi, HÖH’ün yayın organı Hak ve Özgürlük gazetesi azınlığın en önemli yayın organlarıdır.

Ayrıca eski Başmüftü Nedim Gencev Başmüftülüğe muhalefet etmek için Türkçe-Bulgarca İslam Kültürü isimli gazeteyi yayınlamıştır. Bu dönemde Türkçe kitapların basılmasına izin verilmiş, 2004 yılı itibariyle Sofya Şehir Kütüphanesinde ‘’Türkçe Kitap Bölümü’’ açılmıştır. Türk azınlığın yoğun yaşadığı yerlerde Bulgaristan Radyosu Bulgarcanın yanında belirli gün ve saatlerde Türkçe yayınlar yapmaktadır. Radyoda Roman azınlık için haftada bir saat Romanca yayın yapılmaktadır. Bulgar Ulusal Kanalında Türkçe haber bülteni de yayınlanmaktadır.

Sonuç

Balkan devletleri, 19. yüzyılda din, ulus ve iç dinamikler gözetilmeden kurulmuş, bu duruma 19. ve 20. yüzyılda yaşanan büyük savaşlar ve dünyada değişen dengeler de eklenince azınlık sorunu ortaya çıkmıştır.

Son yüzyılda büyük çapta azınlık sorununun yaşandığı ülkelerden birisi de Bulgaristan’dır. Bulgaristan, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti ile yaptığı sözleşmelerde azınlıkların din, ibadet, dil ve eğitimi konusunda en temel haklarının sağlanacağı yönünde teminat vermiştir. Ayrıca imzaladığı ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de bu yöndeki yükümlülükleri yerine getireceğine dair teminat vermiştir.

Ancak sözleşmelere sadık kalınmamış ve her fırsatta azınlıklara baskı uygulanmıştır. Çiftçi Partisi iktidarı ve soğuk savaş sonrası dönemin dışında Müslüman azınlık baskı, katliam, hapis, işkence ve din değiştirme gibi insan onuruna aykırı temel hak ihlallerine maruz kalmıştır. Bilhassa 1980 yılından sonra Türk azınlığına uygulanan asimilasyon politikasının dozu arttırılmış ve bu durum dayanılmaz bir hale dönüşmüştür. Baskılara direnenler hapis, sürgün ve ölümle cezalandırılmış özellikle kötü yaşam koşullarıyla gündeme gelen ‘’Belene Kampı’’ muhalifleri asimile etmek için baskı aracı olarak kullanılmıştır.

Asimilasyon politikasında başarılı olamayan rejim, azınlıkları sürgün etme kararı almıştır. Türkiye, sürgün ve asimilasyon politikasına tepki göstermiş ve soydaşlarına sınır kapılarını açmıştır. Haziran-Ağustos 1989 tarihleri arasında 308 Bin kişi Türkiye’ye göç etmiş, göçün en önemli özelliği II. Dünya savaşından sonra Avrupa’da yaşanmış en büyük kitlesel göç olmasıdır.

1989 yılında Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden Müslümanlar Kapıkule Sınırından Türkiye' giriş yaptı.
1989 yılında Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden Müslümanlar Kapıkule Sınırından Türkiye' giriş yaptı.

Bu göç hem Türkiye hem de Bulgaristan içinde bazı sorunlara yol açmıştır. Bilhassa Bulgaristan’da göçten dolayı tarımsal faaliyetler durma noktasına gelmiş, ekonomik anlamda büyük bir kayıp yaşanmıştır.

Son dönemlerde dünya genelinde yaşanan savaşlar ve doğal afetlerle artan göç hareketlerinden en çok etkilenen ülkelerden birisi olan Türkiye’de mültecilerle ilgili sorunlara her mecrada rastlanılmaktadır.

Günümüzdeki göç sorunu kadar etkili olmasa da 89 göçü de dönemin en önemli sorunlarından birisi olmuştur. Ülkemizdeki mültecilerin yaşadığı sorunların benzerini bir dönem Bulgaristan Türkleri de yaşamıştır.

Türkiye’de ise bir anda bu denli büyük bir göçün yaşanması ekonomik anlamda bazı sorunlara neden olmuştur. Başlıca sorunlar; ucuz iş gücü olarak kullanılma, yüksek bedelli kiralar ve barınmadır.

Entegrasyon ve ekonomik sorunlar bir süre sonra Bulgaristan’a geri dönüşlerin başlamasına neden olmuştur. Sovyet Rusya’nın çöküşü ve soğuk savaşın bitmesiyle birlikte Bulgaristan’da yeni bir dönem başlamış, ilerleyen yıllarda bazı hakların kazanımı geri dönen insan sayısında artışa neden olmuştur. Türkiye’ye göç eden yaklaşık 130 bin kişi Bulgaristan’a çeşitli dönemlerde geri dönüş yapmıştır.

Bulgaristan, Komünist rejim döneminde uyguladığı politikalardan dolayı birçok ülkenin tepkisini almıştır. Müslüman azınlıkla dini ve milli bağlarından dolayı en çok Türkiye bu duruma tepki göstermiş, gerilen ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Ancak soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dönemde azınlıklara yönelik olumsuz politikaların bitmesi, siyasette parti düzeyinde temsil edilmeleri ve bazı hakların geri verilmesi ilişkilerin tekrar düzelmesini sağlamıştır. Türkiye, Bulgaristan’ın demokrasiye geçiş döneminde devlet ve sivil toplum kuruluşlarıyla azınlıklara yönelik uygulamaya konulan projelere destek vermiştir.

Bulgaristan’ın 2004 yılında NATO, 2007 yılında da Avrupa Birliğine üye olması ülkede yeni bir dönemin başlangıcı kabul edilmektedir. Ancak yolsuzluk ve organize suçlarla mücadelede kayda değer bir başarı olmaması ülkeyi sosyal ve ekonomik alanlarda müşkül duruma sürüklemektedir. Bu duruma Orta Doğu ülkelerindeki iç savaşlar nedeniyle artan göç hareketliliğinin eklenmesi ülkede İslamofobiayı artırmıştır.

2017 yılında yapılan seçimlerde ırkçı partiler ‘’Birleşik Vatanseverler İttifakı’’ adı altında birleşerek %9,12 oy oranıyla meclise üçüncü grup olarak girmişlerdir. Irkçı partilerin bu başarısı azınlığa yönelik tehditleri arttırmıştır. Son olarak ülkedeki geçim kaynaklarının kısıtlı olması, yeni neslin kültür ve geleneklere yeterli derecede değer vermemesi Bulgaristan’da Müslüman azınlığın özellikle de Türk azınlığının gelecekteki varlığını tehdit etmektedir.