İslâm medeniyetinin ortak birikimi: Kudüs
12:50, 02/10/2023, Pazartesi

Kudüs'e akşam çökerken.
Günümüzde İsrail işgali altında bulunduğu için Kudüs’ü ve Mescid-i Aksâ’yı genellikle Siyonistlerle birlikte aklımıza getiriyoruz hep. Ama İsrail’in tarihte açılmış kanlı ama minik bir parantez olduğu gerçeğini düşünürsek, aslında Mescid-i Aksâ bütün ihtişamıyla dünyanın bütün işgalcilerine meydan okuyor orada. Sessizce ve heybetli biçimde. Bakabilene, görebilene, hissedebilene...
Resulullah Efendimizin
ahirete irtihalinden yaklaşık 6 yıl sonra, 638
’de, Bizans İmparatorluğu’nun topraklarını fethederek ilerleyen İslâm
orduları nihayet Kudüs surlarına ulaşmıştı. Sahabeden Ebû Ubeyde bin Cerrâh
komutasındaki Müslümanlar, manevi kıymeti çok büyük olan bu kutsal şehri İslâm hâkimiyetiyle tanıştırmak için sabırsızlanıyordu. O sırada Bizans adına Kudüs’ü yönetmekte olan Ortodoks Hristiyan Patrik Sophronius,
Müslümanların
yaklaşan ağır kış şartlarına dayanamayacaklarını düşünerek onları oyalamaya karar verdi. Kasımda başlayan kuşatma bahara kadar devam edince, patrik için artık şehri teslim etmekten başka bir seçenek kalmamıştı. Sophronius
, elindeki son kozu da oynamaya karar verdi:- “Burası sıradan bir şehir değildir.” dedi, “Kudüs’ü ancak, bizzat Halife Ömer’e teslim edebilirim. Gelsin ve alsın.” Başkomutan Ebû Ubeyde, durumu Medine’deki Halife Hz. Ömer’e (r.a.) bildirdi. Yaklaşık üç hafta sonra, koca halife, törenle Kudüs surlarından içeri giriyordu.
Kudüs surlarının batısındaki El Halil Kapısı’nda
Hz. Ömer’i karşılayan Patrik
Sophronius
, ona şehrin anahtarlarını vererek Kudüs’te
İslâm hâkimiyetinin başlangıcını da resmen ilan etti.
Patrik’le birlikte şehri gezen
Hz. Ömer,
en çok Beyt-i Makdis’in (Mescid-i Aksâ)
yerini görmek istiyordu. Ta Mekke
döneminin başlangıcından Medine döneminin 16. ayına kadar,
Müslümanlar namazlarda buraya dönmüşlerdi. Hz. Süleyman’ın
inşa ettiği, daha sonra Bâbillilerin
yıktığı, sonra yeniden inşa edilip Romalılar
tarafından ikinci kez yerle bir edilen Beyt-i Makdis,
belki harabe halindeydi. Ama Hz. Ömer
, en azından yerini görmek, elleriyle orayı temizlemek, oraya bir mescit inşa etmek istiyordu.- Patrik, Hz. Ömer’e eşlik ederek onu bugünkü Mescid-i Aksâ Külliyesi’nin bulunduğu yere getirdi. Romalılar M.S. 70’te temellerine kadar söküp yok ettikleri için ortada mescit yoktu. Hz. Ömer, kısa bir şaşkınlık ve tefekkürün ardından, yanındakilerle birlikte harabeye girdi. Kıble yönündeki mezbeleliği ve otları temizlediler, birkaç haftalık bir çalışmanın ardından, oraya ahşap çatılı bir mescit inşa ettiler. Hz. Ömer, iki ay sonra Kudüs’ten Medine’ye dönerken, arkasında İslâm’ın ve Müslümanların yeşermeye başladığı bir şehir bırakmıştı.

Tarihler
680’leri gösterirken
, Emevî
halifelerinden Abdulmelik bin Mervân
, Hz. Ömer’in inşa ettiği ahşap mescidin yerine devasa bir cami yaptırmak istedi. Bunun için Beyt-i Makdis’in
tam ortasındaki kayanın üzerini muhteşem bir kubbeyle örttürdü. Bu kaya, Yahudilerin inancına göre, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmekle emrolunduğu yerdi.
İslâm, meşhur kıssanın doğru biçimini Müslümanlara
anlatmıştı. Fakat kaya yine de sembolik önemdeydi. Abdulmelik bin Mervân’ın
emriyle altı yılda tamamlanan ve 691’de
ziyarete açılan bu esere Kubbetu’s-Sahra
denildi. Bugün, altın rengiyle Kudüs’ün simgesi olan muazzam bina…
- Abdulmelik’in 705’te vefatıyla yerine geçen oğlu Velîd, Şam’da inşa ettirdiği Emevî Camii’nin bir benzerini Mescid-i Aksâ Külliyesi içine yaptırmak istedi. Bu aynı zamanda babasının başlattığı imar faaliyetlerinin de devamı olacaktı. Kubbetu’s-Sahra’nın güneyinde, kıble yönünde, Hz. Ömer’in inşaatında bizzat çalıştığı ahşap mescidin yerine devasa bir cami yapıldı. Kıble yönünde yer aldığı için buraya “Kıble Mescidi” denildi.

Kıble Mescidi’nin
de tamamlanmasıyla birlikte, artık Mescid-i Aksâ Külliyesi
içindeki iki büyük eser de ortaya çıkmıştı. Günümüzde, yanlış biçimde, Kıble Mescidi’ni Mescid-i Aksâ’nın kendisi zannedenler çoktur. Oysa
Mescid-i Aksâ, tıpkı Mescid-i Haram kavramında olduğu gibi içindeki çok sayıda eser ve yapıyla birlikte, devasa bir külliyeyi tanımlar.
İslâm coğrafyasını yönetme emaneti
750’de
Emevîlerden
Abbâsîlere
geçtiğinde, Kudüs
nispeten ihmal edildi. Abbâsîler
, kendilerinden önceki yönetimler kadar Kudüs’ü
siyasetlerinin merkezine almamışlardı. İlginçtir, bu dönem oldukça kısa sürdü. Hemen sonrasında, 900’lerden
itibaren Kudüs Fâtımîlerin
kontrolüne girdi. Fâtımîler
, Mescid-i Aksâ’nın
etrafına küçük ilaveler yaptılar, Kubbetu’s-Sahra’nın
dört bir yanında bugün de görülen zarif revakları inşa ettiler. Aksâ’nın
batı tarafında da medreseler kurdular.- 1099’dan 1187’ye kadar, Kudüs, Haçlı sürülerinin işgali altında kaldı. Şehirde sadece Müslümanlara değil Yahudilere ve Ortodoks Hıristiyanlara da zulmeden Haçlılar, Mescid-i Aksâ’daki İslâm eserlerini tahrip ettiler. Kıble Mescidi ahır ve Tapınak Şövalyeleri’nin kılıç-kalkan talimi yaptıkları bir alana dönüştürüldü. Kubbetu’s-Sahra, Hz. İsa’nın buradan gökyüzüne yükseldiği iddiası yayılarak, bağnaz haçlılarca istila edildi. Nihayet, Salahaddîn Eyyûbî tarafından yeniden özgürlüğüne kavuşturulan Kudüs, Haçlıların arkalarında bıraktığı bütün pisliklerden temizlenerek, tekrar İslam şehri hüviyetini kazandı.
Eyyûbîler
, tıpkı Fâtımîler
gibi Mescid-i Aksâ’ya
küçük ve zarif dokunuşlarda bulundular. Bazı çeşmeler, medreseler ve zaviyeler bu dönemde eklendi.
Mescid-i Aksâ’yı
bugünkü görkemli görüntüsüne kavuşturma şerefi, tarihte Memlûk İmparatorluğu’na nasip olmuştur. Sultan Kalavun
döneminde Kıble Mescidi yeni baştan inşa edildi. Kubbetu’s-Sahra
boydan boya tamirattan geçirildi. Sultan Kayıtbay,
Kubbetu’s-Sahra’nın batı tarafına İslâm mimarisinin en seçkin eserlerinden biri sayılacak olan bir sebil
yaptırdı.Aksâ’nın
en güzel minaresi, Gavânime
, yine bu dönemde bugünkü görünümüne kavuşturuldu.
1516’nın son günlerinde
, Yavuz Sultan Selim
, Kudüs’ü
fethettiğinde, Mescid-i Aksâ
ve çevresi tüm bu abide eserlerle lebâlep doldurulmuştu. Kudüs
şehir surlarını ayağa kaldıran ve mamur hale getiren Osmanlılar, Mescid-i Aksâ’ya
minik dokunuşlarda bulunmakla yetindiler. Çünkü kendilerinden önceki İslâm imparatorlukları bütün boşlukları doldurmuştu neredeyse.- Kanuni Sultan Süleyman’ın Aksâ Külliyesi içine yaptırdığı şık sebil, ondan fazla namazgâh ve açık hava mihrabı, çeşme ve şadırvanlar, Osmanlıların Mescid-i Aksâ’ya yaptığı başlıca katkılardı. Kubbetu’s-Sahra’nın etrafında bugün de görünen mavi çiniler ve Yasin suresi de yine Aksâ’daki Osmanlı izleri.

Bugün Kudüs’e giderek, batı yönündek
i Kattânîn Kapısı’ndan
Mescid-i Aksâ’ya giriş yapan bir Müslüman, sırtını kapıya dönüp Kubbetu’s-Sahra’yı
karşısına aldığında, tarih boyunca Kudüs’te hâkimiyet kurmuş bütün
İslâm imparatorluklarının
eserlerini aynı karenin içinde temaşa etme imkânı bulur.Kubbetu’s-Sahra (Emevî)
, hemen önündeki zarif revaklar (Fâtımî
), köşede medrese (Eyyûbî
), Kayıtbayı Sebili (Memlûk),
yan tarafta iki namazgâh (Osmanlı
)…- Mescid-i Aksâ, İslâm tarihinin, medeniyetinin, mimarisinin ve sanatının zirve dönemlerinin tek kareye sığdığı ve bu kadar çok çeşitli dönemin iç içe geçtiği belki de tek İslâmî mekândır.
Günümüzde İsrail işgali altında bulunduğu için
Kudüs’ü
ve Mescid-i Aksâ’yı
genellikle Siyonistlerle
birlikte aklımıza getiriyoruz hep. Ama İsrail’in tarihte açılmış kanlı ama minik bir parantez olduğu gerçeğini düşünürsek, aslında Mescid-i Aksâ
bütün ihtişamıyla dünyanın bütün işgalcilerine meydan okuyor orada. Sessizce ve heybetli biçimde. Bakabilene, görebilene, hissedebilene…
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.