Seydi Ali Reis’in uğursuz yolculuğu

Mehmed Mazlum Çelik
17:00, 18/07/2026, Cumartesi
CategoryMecra
Mecra
Seydi Ali Reis’in uğursuz yolculuğu
Hindistan’ın vahşi coğrafyasında talihsiz bir Osmanlı subayı: Seydi Ali Reis

Seydi Ali Reis’in yıllar süren yolculuğu kendisi adına talihsizlikse de bizlere Mir'âtü'l-Memâlik (Ülkelerin Aynası) isimli eşsiz bir seyahatnameyi hediye etmiştir.

Osmanlı denizciliği denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri hiç şüphesiz Piri Reis’tir. Haritalarıyla çağını aşan, seferleriyle denizlere hükmeden bu büyük kaptan, ömrünü devletine hizmet ederek geçirmişti. Fakat tarih bazen en parlak yıldızlarına bile merhamet göstermez. Kazandığı şöhret ve başarılar, ona hayranlık duyanlar kadar düşmanlık besleyenlerin de sayısını artırmıştı.

Yaşı sekseni geçmişken, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle idam edilen Piri Reis’in ölümü asırlardır tartışılmaktadır. Kimi kaynaklar onu görev yerini terk etmekle suçlarken, bazıları padişahın talimatlarını aşarak donanmayı tehlikeye attığını ileri sürer. Daha ağır ithamlarda bulunan tarihçiler ise Portekizlilerle gizli anlaşmalar yaptığı ve rüşvet aldığı yönündeki iddiaları gündeme getirir. Kesin olan tek şey, Osmanlı’nın en tecrübeli deniz komutanlarından birinin bir cellat kılıcıyla hayata veda etmiş olmasıdır.

Piri Reis’in idamı yalnızca bir devlet adamının sonu değildi. Aynı zamanda Hint Okyanusu’nda Osmanlı nüfuzunu ayakta tutmaya çalışan büyük bir mücadelenin de en kritik dönemlerinden birine denk geliyordu.

O sırada Portekiz İmparatorluğu, Hürmüz Boğazı’ndan Hindistan kıyılarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada Müslüman limanlarını baskı altında tutuyor, ticaret yollarını ele geçiriyor ve bölgedeki siyasî dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyordu. Hatta dönemin bazı kaynaklarında, Medine’ye yönelik tehditkâr planlardan ve Hz. Peygamber’in kabrine dair dile getirilen ürkütücü tasavvurlardan dahi söz edilmekteydi.

İşte böylesine kritik bir dönemde sahneye Seydi Ali Reis çıktı.

Denizcilik geleneği içerisinde yetişmiş bir Osmanlı subayı olan Seydi Ali Reis, yalnızca savaş meydanlarındaki cesaretiyle değil, ilmî yönü ve zarif kişiliğiyle de tanınıyordu. Gençlik yıllarından itibaren Osmanlı donanmasının çeşitli kademelerinde görev almış, Akdeniz’deki büyük mücadelelerin içerisinde bulunmuştu. Özellikle Rodos ve Preveze Seferlerinde kazandığı tecrübeler, onu devrin seçkin kaptanları arasına taşımıştı. Barbaros Hayreddin Paşa’nın yanında bulunma fırsatı elde etmesi ise kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştu.

2 Aralık 1553 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen emirle, Hint denizlerindeki Osmanlı kuvvetlerinin başına geçmek üzere görevlendirildi. Böylece, Piri Reis’in ardından ortaya çıkan boşluğu doldurmak ve bölgede yeniden Osmanlı hâkimiyetini tesis etmek vazifesi ona verildi. Fakat kaderin Seydi Ali Reis için hazırladığı yol, sıradan bir askerî görevden çok daha farklıydı.

İstanbul’dan ayrılırken hedefi Mısır’a ulaşmak ve oradan Hint Okyanusu’ndaki Osmanlı filosunun idaresini devralmaktı. Ancak hesaplanamayan fırtınalar, savaşlar ve siyasî çalkantılar onu bambaşka bir serüvenin içine sürükledi. Denizlerde başlaması gereken görev, kısa süre sonra karalar üzerinde devam eden uzun ve meşakkatli bir yolculuğa dönüştü.

Payitahta
yaya
dönen
kaptan:
Seydi Ali Reis
Mecra
Payitahta yaya dönen kaptan: Seydi Ali Reis
Başına gelenler öylesine sıra dışıydı ki, Osmanlı toplumunda zamanla “Seydi Ali Reis talihi” ifadesi ortaya çıktı.

Bir işi tam yoluna koyduğunu düşünürken kendisini yeni bir felâketin içinde bulan insanlar için kullanılan bu söz, büyük denizcinin yaşadığı talihsizliklerin hafızalarda bıraktığı etkinin bir yansımasıydı.

Ancak tarihin garip bir adaleti vardır. Seydi Ali Reis’in yaşadığı sıkıntılar, onun şahsî hayatında derin izler bıraksa da bugün elimizde bulunan en kıymetli seyahatnamelerden birinin ortaya çıkmasını sağladı. Kaleme aldığı
Mir'âtü’l-Memâlik
, yalnızca bir yolculuk hikâyesi değil; 16. yüzyıl Asyası’nın siyasî, kültürel ve sosyal dünyasını gözler önüne seren eşsiz bir eser hâline geldi.

Ve bütün bu olağanüstü hikâye, bir Osmanlı paşasının İstanbul’dan ayrıldığı gün başladı.

Bir rüya ile anlam kazanan yolculuğu

Bilindiği üzere büyük seyyahımız Evliya Çelebi’nin bir gece rüyasında Hz. Peygamber'i ve ashabını görmesi büyük yolculuğuna ulvi bir anlam kazandırmıştı.

Seydi Ali Reis’in de rüyasında İbn Arabi’yi gördükten sonra yolculuğa çıkması alışılmış bir seyahat olmadığı anlaşılmıştı. Kendi ifadesiyle, başına gelecek talihsizlikler bu rüya ile ona sezdirilmişti.

Bahreyn’de kendisini bekleyen 20 kadar kadırga ile denize açılan Seydi Ali Reis henüz denize adımını atar atmaz gördüğü gariplikleri dikkatle gözlemlemişti. Bahreyn’de denizin altından çıkan tatlı suya dair hayretini şu sözlerle dile getirecekti:

“Bahreyn’de ne garip hikmettir ki denizin dibine sekiz kulaç atan denizciler tuzlu suyun dibinden tulumlarını tatlı sularla doldurarak çıkıyorlar.”

Seydi Ali Reis, Horfekan açıklarında beklenmeyen bir anda Portekiz donanmasıyla karşı karşıya geldi. Bu, Portekizlilerin Seydi Ali Reis İstanbul’dan ayrıldığı andan itibaren onun gelişinden haberdar olduğunun işaretiydi.

Portekizliler Seydi Ali Reis’i fazla hafife almıştı, oysa Seydi Ali Reis, Piri Reis’i aratmayacak ustalıkta bir subaydı. Hızlıca manevra almış ve Portekizlileri püskürtmeyi başarmıştı.

Mir'âtü'l-Memâlik
’te ilk karşılaşma şöyle aktarılacaktı:
“Öyle bir top ve tüfek savaşı oldu ki dille anlatılamaz. Sonunda Allah’ın yardımı ile Portekizlilerin bir kalyonu topla vurulup kendisini Fekkulerdad adasına baştankara etti; fakat kurtulamadı. İçindekilerle beraber battı.”

Gerçekten de Portekiz donanması geri çekilmiş ve Seydi Ali Reis ile ilk karşılaşmasını kaybetmişti.

Portekizliler, Seydi Ali Reis’in donanmasının başına geçmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıydı. İlk karşılaşma Osmanlı lehine sonuçlanmıştı; ama Portekizliler bu kez daha büyük bir donanmayla bir kuşluk vakti Seydi Ali Reis’i yakaladı.

Portekiz donanması sayıca daha fazla olsa da Seydi Ali Reis, kayalıkları stratejisinin bir parçası haline getirerek düşmanın manevra alanını daralttı.

Bu çarpışmayı ise seyahatnamesi
Mir'âtü'l-Memâlik
’te şu sözlerle anlatacaktı:
“Hak Alîmdür ki merhum Hayrü’d-dîn Paşa ile Andriytorya ve Cendral Cenkleri’nde bile olup bu mertebe gemi savaşı görilmemişdür.”

Bu çarpışmada taraflar birbirine üstünlük sağlayamamışsa da Osmanlı paşasının donanmasının başına geçmesini engellemek konusunda Portekizlilerin kararlılığı anlaşılmıştı.

Seydi Ali Reis, Müslüman yerel halkın su ve kılavuz yardımıyla emrindeki kadırgaları Guadar Limanı'na sağ salim ulaştırdı.

Akdeniz'de bir ada: Cerbe
Mecra
Akdeniz'de bir ada: Cerbe

Hint Okyanusu macerası başlıyor

Kısa bir molanın ardından Seydi Ali Reis, Hint Okyanusu'na doğru resmen açıldı.

Yolculuk daha başlar başlamaz okyanusun iç denizler gibi olmadığını hayretler içerisinde anlamıştı. Daha önce hiç görmediği fırtınalar ve kadırgalar büyüklüğündeki balıklar ile okyanus bambaşka bir suydu.

Nitekim Şihr kıyıları civarında fil fırtınası ismi verilen korkunç hortumlar Seydi Ali Reis ve donanmasını gafil avlayacaktı. Daha önce hiçbir denizde bu denli yüksek dalgalar görmediğini söyleyen Seydi Ali Reis, bu fırtınadan Allah’ın yardımıyla kurtulduklarını söylüyordu.

İlk defa bir balina ile karşılaşmalarını ise şu sözlerle aktaracaktı:

“Denizde iki kadırga büyüklüğünde balıklarla karşılaştık. Kılavuzlar ilişmezler korkmayın, dedi.”
Kılavuzların korktuğu ne balinalar ne de fil hortumuydu.
Hint Okyanusu, medcezirleri ile gemileri yutmasıyla meşhurdu.
Bu felâket de yine Seydi Ali Reis’in denizcilik hünerleri sayesinde atlatılmıştı.
Gücerat’a varıldığında paralı askerlerin pek çoğu bu zorlu yolculuğa daha fazla dayanamayarak Seydi Ali Reis’ten ayrıldı.

Bir kısım mürettebat da paşanın izniyle Gücerat Padişahının emrine girerek yola devam etmedi. Seydi Ali Reis, yola çıkmak için hazırlanırken Gücerat Padişahı ölmüş ve ülkede iç savaş çıkmıştı.

Bunun üzerine Seydi Ali Reis elindeki askerî birliklerle, vefat etmiş olan Sultan Mahmud’un oğlu Sultan Ahmed’in tahta geçmesi için çatışmalara destek verdi. Gelişmeler üzerine Portekizliler elçi göndererek Sultan Ahmed’e Seydi Ali Reis’i teslim etmelerini istedi; fakat çiçeği burnunda sultan bu teklifi reddetti.

Karadan devam eden yolculuk

Sultan Ahmed, Seydi Ali Reis’i düşmana vermedi; ama Seydi Ali Reis’in okyanusta Portekizlilerle mücadele edebilecek askerî gücü de kalmadı. Bu sebeple yolculuk artık karadan devam edecekti.

Bunun tek nedeni Portekizlilerin denizde kurduğu engeller değildi. Seydi Ali Reis’in neredeyse tüm denizcileri Gücerat’ta onu terk etmişti. Bunun üzerine gemileri Hüdanvent Han’a teslim eden Ali Reis yoluna karadan devam etmeye karar verdi.

Ali Reis, Ahmedabad’da kendisini tehdit eden Portekizli elçiye şu cevabı verecekti:

“Deryâdan gitmek lâzım degül. İnşâ’allâh Hak teʿâlâ nasîb iderse karadan varmak bana dahı âsândur.”
Gücerat hükümdarı Ahmed Han, denizlerin Ali Reis’e kapatıldığını, karadan da gitmenin ölüm demek olduğunu biliyordu. Bu sebeple Ali Reis’ten yanında kalmasını istedi, hatta Buruc vilayetine kendisini vali olarak atayacağını bildirdi.

Seydi Ali Reis ise bu teklifi reddederek tekrar yola revan oldu.

Ahmed Han, çeşitli ikramların yanında Seydi Ali Reis’e Batlar denilen iki kılavuz verdi. Bunlar eşkıya saldırısı sırasında hançerlerini çekerek intihar ediyorlardı. Bu durumu büyük bir uğursuzluk sayan eşkıyalar Batların bulunduğu kervanlara saldırmıyordu.

Batlar ücreti verilip gönderildikten sonra Sind yolunda ise eşkıyalar ile Seydi Ali Reis askerleriyle karşı karşıya geldi. Osmanlı yapımı tüfekler karşısında saldırmaktan vazgeçen eşkıyalar, Ali Reis’in geçişine izin verdi.

Sind hükümdarı Mirza Han, Osmanlı hükümdarının elçisini büyük bir hürmetle karşıladı; fakat karayolu ile Osmanlı’ya gitmenin intihar demek olduğunu bilen Han, Seydi Ali Reis’e yanında kalıp Lahor limanlarının başına geçmesini teklif etti.

Seydi Ali Reis bu teklifi de geri çevirdi; ama Mirza Han şu anda Mir Musa isminde bir bey ile savaşta olduğunu belirterek gitmelerine müsaade etmedi. Seydi Ali Reis bunun üzerine Mirza Han saflarında bu savaşa da dâhil oldu.

Mirza Han’ın zehirlenerek ölmesi üzerine tahta oğlu Mahmud Han çıktı.

Mahmud Han, Seydi Ali Reis’e Hümayun Şah'a ulaştırılmak üzere bir mektup yazarak gitmelerine izin verdi.

Hindistan’da bir Türk

Seydi Ali Reis, Hindistan Müslümanları tarafından da sevgiyle karşılandı. Hümayun Şah'ı çok sevdiği ama daha önce hiç tanışmadığı Anadolu Türklerinin elçisini yanında kalması ikna etmeye çalıştı.

Hümayun Şah'ı kalması karşılığında Osmanlı paşasına 100 bin akçelik dirlik teklif etti. Seydi Ali’nin ulufesinin sadece 80 akçe olduğu düşünüldüğünde, bir servet önerilmişti.

Tüm bu tekliflere rağmen Ali Reis gitmek istediğini bildirince, Hümayun Şah yıldızlar ilmiyle alakalı bir eseri tamamlaması karşılığında gitmesine müsaade edeceğini söyledi.

Hümayun Padişahı zaman zaman Osmanlı hükümdarı hakkında sorular soruyordu. Seydi Ali’nin verdiği zeki cevaplar şöyleydi:

“Bir gün padişah bu hakire;
‘Vilayet-i Rum mu yoksa Hindistan mı büyük?’ diye sordu.
Padişahım Rum’dan maksadınız Rum’un merkezi ise Sivas vilayetidir. O zaman Hindistan büyüktür. Fakat Padişah-ı Rum’a tâbi olan memleketler ise Hindistan bunun onda biri kadar yoktur.”

Seydi Ali Reis, eserini yazdığı sırada Hümayun Şah öldü. Ülkede bir kaos ortamı hâkim olmak üzereyken hükümdarın vezirleri Seydi Ali Reis’ten bu tür durumlarda Osmanlıların ne yaptığını sordu.

Seydi Ali Reis, Selim Han’ın ölümünün bir süre gizli tutulması örneğini vererek padişahın oğlu tahta çıkana kadar haberin saklı tutulmasını tavsiye etti. Bu tavsiyeye uyan Hint Müslümanları ülkeyi bir kaostan korumuştu.

Seydi Ali Reis, Hindistan’da adımını attığı her Müslüman coğrafyasında büyük bir sevgiyle karşılanmış ve büyük ikramlarla yanlarında kalması teklif edilmişse de türlü maceralara girişerek yoluna devam etmişti.

Sonunda İstanbul’a vardığında ahali büyük bir şaşkınlık yaşadı çünkü herkes Seydi Ali Reis’in çoktan öldüğünü düşünüyordu. Görevleri başkasına verilen ve serveti dağıtılan Seydi Ali Reis’in başına gelenleri halk ibretle dinliyordu.

Seydi Ali Reis, tüm maceraların ardından hayata tekrar başladı ve kalan vaktinde eserlerini kaleme aldı.

Seydi Ali Reis, Evliya Çelebi’nin dahi gitmediği coğrafyalara giderek Türklere yenidünyaların kapılarını aralamıştı.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026