Ahmetçe köyü turizme açılıyor: Kazdağları eteklerinde taş evler ve doğa
12:00, 16/09/2023, CumartesiG: Güncelleme: 16:52, 16/01/2026, Cuma

Yapının terasına ait bir fotoğraf. Fotoğraf: Derya Atıcı
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Ahmetçe Köyü, son zamanlarda popüler hale geldi. Yabancı turistler ve büyük şehirlerin stresinden, daha huzurlu bir yaşama kaçanların uğrak noktası olan köy, mavi ve yeşilin hakim olduğu Kazdağları’nda yer alıyor.

Çanakkale
il merkezine 80 km
, Ayvacık’a
ise 15 km
uzaklıktaki Ahmetçe Köyü, yine Ayvacık’a bağlı olan Büyükhusun
, Kozlu
, Sazlı
ve Kayalar
köylerini geçtikten sonra yeşilliklerin içinde konumlanıyor. 874 km2’lik yüzölçümüne ve 83 km’lik sahil şeridine sahip olan Ayvacık ilçesinin %52’sini oluşturan ormanlık alanlar
, köye tertemiz bir hava ve yeşillikler içinde bir manzara sunuyor. Ayvacık’ta bulunan Assos Antik Kenti
, Gülpınar Apollon Kutsal Alanı
gibi tarihi ve turistik bölgelerden sonra Ahmetçe Köyü de popüler konumlardan biri haline geliyor. Ayvacık’ın en büyük köylerinden biri olan ve 650 yıllık
bir geçmişe sahip olduğu düşünülen Ahmetçe, Çaltepe ve Yalı olmak üzere iki mahalleden oluşuyor. Kuzey Ege
olarak adlandırılan bölgede, Kazdağları
’nın eteklerinde bulunan köyün her sokağı denize açılıyor.

Ahmetçe Köyü genel olarak
iki katlı
, bahçeli
, eski taş
yapılardan oluşuyor. Yapıların bazıları eski dönemlerden kalmış olsa da köye büyük şehirlerden taşınanların yaptırdığı yeni evler de bulunuyor. Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi tarafından yeni yapılan evlerin dış cephelerinde boya ve sıva kullanımına izin verilmiyor
. Bu sayede yerel malzemelerin kullanıldığı yapılar ortaya çıkıyor. Ahmetçe Köyü’nde ve çevre köylerde yerel taş kullanılmadan, genel görünüme aykırı inşa edilmiş olan yapılar, yerli halkın eleştirilerine maruz kalıyor.
Ahmetçe Köyü ve çevresinde, köylere özgü taşlar çıkarılıyor. Bu taşlar, genellikle yapılarda kullanılıyor. Ahmetçe Köyü’ne özgü olan
sarı-kırmızı tonlardaki
taşlar, sert
bir özelliğe sahip olduğundan, yapılarda ve bahçe duvarlarında
kullanmak için iyi bir malzeme olarak nitelendiriliyor. Eski evlerin tamamında bu taş kullanılıyor. Bölgede aynı zamanda yeşil ve sarı taşlar da bulunuyor. Sazlı ve Nusratlı köylerine ait olan sarı taş, yumuşak yapısından dolayı suyu emiyor ve bu nedenle Ahmetçe taşına oranla daha az tercih ediliyor. Artan nüfus nedeniyle çok sayıda inşaatın yer aldığı köyde yaygın olan gelir kaynaklarından biri de taş ustalığı
haline geliyor.
Ahmetçe Köyü, iki sene öncesine kadar göç veren ve satış tabelalarının yoğun olduğu bir köy olmasına rağmen son zamanlarda açılmış olan Simurg Inn gibi oteller ve küçük dükkanlarla
yeniden canlanıyor
. Emlak fiyatlarının oldukça yükseldiği köyde, yabancı turistlere, İstanbul gibi büyük şehirlerden göç etmiş ailelere ve ünlü isimlere sıkça rastlanıyor. Eskiden 600’den fazla haneye ev sahipliği yapan köy, şimdilerde genelde yazlık
olarak kullanılıyor. Köyde yaşamaya devam eden yerli halk ise zeytincilik
ve hayvancılık
yaparak geçimini sağlıyor.Reklam

Köyde gezerken, buraya son yıllarda göç etmiş halk tarafından açılmış dükkanlara rastlanıyor.
Fotoğraf sanatçısı Derya Atıcı
ve İç mimar Tarık Korkmaz
da birkaç yıl önce Ahmetçe Köyü’nü keşfedip burada yaşamaya karar veren isimlerden biri oluyor. Köy kahvesinin hemen karşısında kalan ve çifte ait olan bu küçük dükkan, kendileri tarafından ‘Damda’
olarak isimlendiriliyor. Turkuaz kapıları ve küçük sandalyeleriyle insanı içine çeken Damda, köyü ziyarete gelenlerin oturup kahve içebileceği sıcak bir ortam sunuyor.
Dükkanın sahipleri olan Derya Atıcı ve Tarık Korkmaz çifti, aynı zamanda yine ‘Damda’ olarak adlandırdıkları bir evde oturuyor.
Rectangle Studio
isimli tasarım ofisini kuran ikili Damda Taş Ev Projesi’
ni hayata geçiriyorlar.
Yapıda, çiftin
modern tasarım
anlayışı ve Ahmetçe Köyü’nün geleneksel taş ev biçimi harmanlanıyor.Tasarımlarının merkezine köyde kullanılan taş malzemeyi
ve doğa etmenini alan
çift, tasarımın geri kalanını da bunun etrafında şekillendiriyor. Çift, evin bir zamanlar temel konstrüksiyonunda kullanılmış olan duvardaki taşları, tavan ve zemindeki büyük ahşapları, hareketsiz mobilyaları, hayvan barınağı olarak kullanılan ahıra ait malzemeleri yapıda yeniden kullanarak değerlendiriyor. Elle şekillendirilmiş olan mevcut ahşaplar, yenilenen yapıda da tavan malzemesi olarak kullanılıyor. Yaklaşık 100 yıllık eski malzemeleri olduğu şekliyle kullanan çift, malzemelerin yosun, leke ve deformasyonlarını
tasarıma dahil ediyorlar. Malzemeler, doğada kendi halinde bulunduğu şekliyle kullanılıyor.Malzemelerin yeniden kullanımına örnek olarak terasta kullanılan pergola göze çarpıyor. Pergolada kullanılmış olan ahşaplar, bir zamanlar yapının giriş bölümündeki ahırda kullanılıyor. Derya Atıcı ve Tarık Korkmaz çifti, amaçlarını ‘yıllarca formunu değiştirerek bugüne kadar gelen ahşapları,
yeni ve modern kullanım şekliyle yeniden yorumlamak
’ olarak tanımlıyorlar.
Terasta zemin malzemesi olarak kullanılan tüy beyazı rengindeki microcement, gökyüzünün derin mavisi ile uyum yakalıyor. Terasa genel olarak hakim olan beyaz ve ahşap rengi, yapıya
modern ve minimalist
bir hava katıyor.
Çift, evin iç mekanlarında kullanılan mobilya ve aksesuarları tercih ederken
abartıdan uzak
, yalınlığı bozmayacak
seçimler yapmayı tercih ediyor. Ev için özel olarak tasarlanan ve üretilen mobilyalar, modern mimari ve doğaya saygı prensibine
bağlı şekilde kullanılıyor. Şehir hayatındaki alışkanlıklarını ve dönemin gereksinimlerini göz önünde bulunduran tasarımcılar, yaşadıkları evin alanlarını buna uygun şekilde şekillendiriyorlar. Salonda bulunan geniş pencereler
mavi ve yeşile açılıyor. Terasta olduğu gibi burada da kullanılan renkler birbiriyle uyumlu olacak şekilde seçiliyor. Kitaplıklar ve modern tablolar ise mekanı tamamlayan ögeler olarak karşımıza çıkıyorlar.
Derya Hanım ve Tarık Bey, karakterlerini ve tasarım mottolarıni
‘doğada olmak, doğaya yakın olmak’
olarak tanımlıyorlar. Ahmetçe Köyü’nde yaşayan herkes, bu konuda ortak noktada buluşuyor. Kuzey Ege ve Kazdağları’nı ilham verici bir inziva alanı olarak tanımlayan çift, asırlık zeytin ağaçları
ve taş binaların büyüsüne
kapılarak bu köye taşınma kararı alıyor.
Yapımı 1 yıla yakın süren evin, adını aldığı
‘dam’
terimi ‘üzeri toprakla örtülü yapı’
anlamına geliyor. Ahmetçe Köyü’nde bulunan evlerin önemli özelliklerinden birini de ‘dam’ adı verilen düz, toprak çatılar
oluşturuyor. Genelde meyve ve sebze kurutmak
için inşa edilen bu çatılar, günümüzde manzarayı ve gün batımını izlemek için kullanılıyor. Çift, bu geleneği devam ettirerek evin içinden merdivenle çıkılan bir teras tasarlıyorlar. Nerede oldukları sorulduğundan ‘Damdayız’ şeklinde cevap verdiklerini söyleyen Derya Hanım ve Tarık Bey, evlerine de bu ismi veriyorlar.Reklam

Damda Evi,
toplam 200 m2
olmak üzere, 135 m2’lik kapalı alan
ve 65m2’lik bir terastan
meydana geliyor. Zemin katta; mutfak, yaşam alanı, çalışma alanı, çocuk odası, tesisat odası ve banyo bulunuyor. Birinci katta ebeveyn yatak odası, banyo ve salon bulunurken, terasta ise yaşam alanı ve peyzaj köşesi yer alıyor.
Tipik bir Megaron konut mimarisine sahip olan yapının zemin katında
büyük cam açıklıklar
kullanılarak daha aydınlık
bir mutfak ve yaşam alanı sağlanıyor. Mutfak dolaplarının, taş malzemeyi gölgelemesini istemeyen çift, beyaz lake malzeme kullanıyor. Aynı zamanda bütünlük oluşturmak amacıyla tezgah da zeminle aynı malzeme ve renkte tasarlanıyor. Mutfak masasında paslanmaz çelik yüzey kullanılırken, masa ayaklarından birinde evden çıkan ahşap kullanılıyor. Ayaklardan diğeri ise evin çatısındaki toprak zemini sağlamlaştırmak üzere kullanılan ‘loğ taşı
’ndan oluşuyor.
Evin yatak odasına, köyün dar sokaklarını izlemek için
küçük pencereler
tasarlanıyor. Aynı zamanda çift, yıldızları izlemek
ve odaya daha aydınlık
bir hava katmak için tavana da cam bir açıklık ekliyor.
Evin kısıtlı bir alana sahip olmasından dolayı, kapılar
sürgülü
olarak tercih ediliyor. Bu sayede hem alandan tasarruf ediliyor hem de mekanlar arası ilişki artırılıyor. Kapıların hareli ahşap
seçilmesi de evin genelinde kullanılan taş malzemeyle bütünlük sağlanmasına yardımcı oluyor.
Tasarımcı çift, evin tüm alanlarını gözden geçirerek her köşeyi maksimum verimde kullanılabilecek şekilde tasarlıyorlar
. Evdeki kısıtlı alandan dolayı tavanlarda yüklükler oluşturarak bu alanları da depo olarak kullanıyorlar.
Yapının kısıtlı bir alana sahip olmasının dışında en zorlanılan noktalardan biri de evin konumu oluyor. Köyün dar ve bozuk sokakları nedeniyle tüm malzemeler küçük araçlar ve traktörlerle aktarmalı biçimde taşınıyor. İnşaat sürecinde, taş işçiliği gibi bazı işler yerel ustalarla çözülürken işin bir bölümü ise İstanbul ile koordine şekilde yürütülüyor.

Ahmetçe Köyü,
mavi-yeşil doğası, dar sokakları ve sakinliğiyle
tüm ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. Son zamanlarda köyün genel dokusuna zarar veren yapılar yapılmaya başlansa da ‘Damda’ gibi doğaya ve özgünlüğe saygılı olan evler de bulunuyor.Proje ile ilgili videoya linkten ulaşabilirsiniz.
Damda Taş Ev Projesi
Rectangle Studio - Tarık Korkmaz
Rectangle Studio -Derya Atıcı
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.