Birinci Ulusal Mimarlık akımının izlerini taşıyan Vedat Tek Evi incelendi
16:00, 14/06/2023, ÇarşambaG: Güncelleme: 22:50, 15/01/2026, Perşembe

Vedat Tek Evi.
Bugünkü inceleme yazımıza konu olan Mimar Vedat Tek’in kendisi ve ailesi için inşa etmiş olduğu Nişantaşı’ndaki ikinci konut yapısı, 1913 ile 1916 yılları arasında tasarlanıp birkaç aşamada inşa ediliyor. Yapı, İstanbul’un Şişli ilçesine bağlı Nişantaşı semtinde, Vali Konağı Caddesi ile Süleyman Nazif Sokağı’nın kesiştiği köşede, eğimli, üçgen, yaklaşık 190 metrekarelik bir arsa üzerinde konumlanıyor. Konut yapısının tasarımı, türlü açısal zorlukları var olan bu kentsel yapı parselinde, özgün bir tasarım çözümü ile öne çıkıyor.

İlk bakışta yapının tasarımında
Klasik Osmanlı ve Selçuklu
mimarisinden alıntılar dikkat çekiyor. Vedat Tek Evi, geçmişten günümüze ev, restoran, bar, muayenehane
gibi farklı işlevlerde
kullanılıyor ve söz konusu işlev değişikliklerinde yapının orijinal tasarımının bozulduğu
, birtakım tahribatlara uğradığı biliniyor. Hürriyet Gazetesi’nin Hürriyet Pazar
ekinde Türkiye'nin "En İyi 100 Mimari Eser
"i belirlediği listede Mimar Vedat Tek Evi, 73. sırada
yer alıyor. Kısaca yapının inşa edildiği dönemin ve dönem mimarlığının genel özelliklerinden bahsedecek olursak; yaygın kullanılışı Birinci Ulusal Mimarlık
akımı olan ancak “Neoklasik Türk Üslubu”
ya da “Milli Mimari Rönesansı”
isimleriyle de bilinen üslup, Ulusalcılığın
en yoğun olduğu İttihat ve Terakki
döneminde ortaya çıkan bir anlayış olarak karşımıza çıkıyor. Ulusal Mimari
akımının söz edilmesinde İttihat ve Terakki’ninUlusalcılık
yönündeki ideolojik gelişmeleri büyük rol oynuyor. Balkan Savaşı
ardından Türkçülük
akımı güçleniyor ve 1908 yılında II. Meşrutiyet’in
ilanından sonra ülkede var olan Milliyetçilik kavramı mimarlık faaliyetlerini
de derinden etkiliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde büyük toprak kaybetmesi, Milliyetçiliği etkin bir hale getiriyor ve böylece Ulusal Mimarlığın tohumları da filiz vermeye başlıyor.

Ulusal Mimari üslubunda Osmanlı İmparatorluğu’nun Klasik Dönemi’nde var olmuş olan
çini, sahte veya gerçek kubbe
gibi öğeler sıklıkla kullanılıyor. Mimari tasarımlarda Osmanlı’nın geçmişinden gelen zihniyeti temsil eden süsleme ögeleri yer alıyor. Bu üslupta inşa edilmiş yapılar, Batılı inşaat teknolojisi
kullanılarak Selçuklu ve Klasik Osmanlı Mimarisi yeniden canlandırılarak
tasarlanıyor. Ulusal mimari, Klasik Osmanlı ve Selçuklu Mimarisi’nin adeta biçimsel taklidi
şeklinde de yorumlanabiliyor. Yaygın adıyla Birinci Milli Mimari
akımının öncü mimarları Vedat Tek ve Kemalettin Beyler
oluyor. Geç Osmanlı Dönemi’nde başta Mimar Kemalettin ve Mimar Vedat Tek ülkedeki mimari havayı etkiliyor. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’nde Avrupa kendi geçmişini yeniden canlandırırken Türkiye’de de neden kendi geçmişimizi canlandırmayalım gibi bir düşünce ortamı oluşuyor ve bu doğrultuda da Selçuklu ve Klasik Osmanlı Mimarisi yeniden canlandırılıyor
. Söz konusu canlandırmacı üslup, Osmanlı Mimarlığı’nın son dönemindenCumhuriyet’in ilk yıllarına
kadar devam ediyor. Birinci Ulusalcı Mimarlık akımını işaret eden anlayışta inşa edilmiş yapılar genellikle kamu yapılarında
görülse de Mimar Vedat Tek’in Nişantaşı’nda söz konusu üslupta tasarlamış olduğu iki tane konut yapısı bulunuyor.




Vedat Tek’in
1960’lı yıllarda yıkılan,1908 tarihinde inşa ettiği ilk evinin
bugünkü inceleme yazımıza konu olan ikinci evinin bitişiğinde konumlandığı biliniyor. Vedat Tek’in Nişantaşı’nda yer alan ikinci evi, Milli Mimari Rönesansı üslubuna örnek verilebilecek küçük ölçek içerisine özenle sığdırılmış konut tasarımlarından bir tanesine örnek teşkil ediyor. Yapı, dönemin karakteristik özelliklerini yansıtıyor. Bu özelliklerden bazıları; geniş saçaklar, balkon ve çıkmalar, kemerli pencereler
olarak karşımıza çıkıyor. Yapıda kullanılan kemer, yalancı kubbe, kubbe, pencere altındaki ve kemer açıklıklarındaki çini bezemeler Klasik Osmanlı elemanlarına
örnek teşkil ediyor. Yapıda Selçuklu ve Arap mimarisinde
de var olan sivri kemer
kullanımı görülüyor. Vedat Tek, evin giriş holünde Selçuklu Mimarisi’nde de kullanıldığı sıkça görülen turkuaz renginde çiniler
ve mermerler
kullanılıyor. Yapının merdivenleri, som ahşap döşemeleri ve çinileri özel olarak tasarlanıyor. Vedat Tek Evi inşa edildiği dönemde oldukça ses getirmiş bir yapı oluyor. Yapıda bulunan stilistik Osmanlı göndermeleri mimarlık severleri adeta büyülüyor.
Yapıda plan, cephe, süsleme gibi unsurların bir araya getirilişinde
yenilikçi yönelim
dikkat çekiyor. Vedat Tek’in diğer birçok yapısı gibi bu yapısı da “Neo-Rönesans”
üslubunda değerlendirilebilecek batılı bir kütle anlayışına sahip olmasıyla öne çıkıyor. Mimar Vedat Tek, cephede Neo-Rönesans üslup üzerine Osmanlı mimarisinin klasik döneminden ve Selçuklu mimarisinden esinlenilmiş öğeler kullanıyor. Yapıda yer alan bezemelerin hepsinin Mimar Vedat Tek’in kendi tasarımı
olduğu ancak tasarım sürecinde kaynak olarak geleneksele
başvurmuş olduğu biliniyor. Yapıda bulunan tüm alçı tavan kabartmaları
da Vedat Tek tarafından tasarlanıyor.Reklam

Neo-Osmanlı Mimari üslubunun klasik ve akademik kuralı olan
simetri
, söz konusu konut tasarımında da sıklıkla kullanıyor. Pencere ve çıkmaların cephedeki düzeni mekanların işlevlerine de bağlı olarak asimetrik tasarlanıyor. Benzer asimetrik kurgu Süleyman Nazif Sokağı
cephesinde de gözümüzden kaçmıyor. Yapıda geç Art-Nouveau ve Art-Deco
esintiler de görülüyor. Mekân düzeninde batı soyluluğunun yansımasına karşın tüm yapılaşmada özgün bir Türk-Osmanlı
arayışı bulunuyor. Yapının tasarımında Mimar Vedat Tek, yerel teknoloji ve değerler sistemine
bağlı kalmayı seçiyor. Yapı aynı zamanda bahsetmiş olduğumuz gibi tasarımında birden çok üslup bulundurmasından kaynaklı
olarak eklektik
şeklinde de değerlendiriliyor.Bu yapı ile ilgili bir diğer ilginç bilgi ise,
alışılagelmemiş
bir şekilde dönemin padişahının bu yapıyı görmek için saraydan dışarı çıkmış
olması oluyor. Sultan II. Abdülhamit’in Beyoğlu Tokatlayan Hanı ziyaretinden sonra bir Osmanlı Padişahının onurlandırdığı ikinci özel yapı olarak mimarlık tarihinde yerini alıyor. Sultan Mehmet V (Reşat)’in Vedat Bey'i ziyareti yine o dönemin önemli olaylarından sayılıyor. Yapının ilk katında görülen ahşap çıkma hacimler
bazı Türk evlerinde de görülüyor. Taştan yapılmış olan konut, balkon ve çıkmalar ile her katı ayıran yatay çerçevelerin hareketlendirdiği mimari bir plastiğe ulaşıyor.


Vedat Tek’in uzun yıllar boyunca bu evde yaşamış olduğu biliniyor. Yapı zaman içinde yeniden işlevlendirilerek
bar ve restoran
olarak kullanılıyor. Günümüzde hala yapı restoran ve bar fonksiyonlarında kullanılmaya devam ediyor. Yapının Mimar Vedat Tek’ten sonra Yekta Lokantası, Süleyman Nazif Bar gibi farklı kullanıcılar tarafından kullanılıyor. Yapının ilk değişikliği
Vedat Tek tarafından ölümünden kısa bir süre önce yapılıyor. Bu dönemde yapının üst katları ise doktor muayenehaneleri
olarak kullanıldığı ve bu muayenehanelerin
arasında Doktor Hüsrev Hatemi’nin muayenehanesinin
de bulunmakta olduğu biliniyor. Yapının iç mekân tasarımında bulunan neredeyse tüm dekoratif öğelerinin değişerek lokanta ve doktor muayenehaneleri
fonksiyonlarında kullanılması Geç Osmanlı Dönemi Mimari mirası adına oldukça negatif bir tutum oluyor.
Yapının karşılaştığı
ilk önemli değişiklik bizzat Vedat Tek
tarafından yapılıyor. Bu önemli değişiklik, evin tek bir bütün olarak planlanmış olan üç katının, üç bağımsız konuta çevrilmesi
ile meydana geliyor. Bu değişim süresi içerisinde yapıda bulunan ahşap merdiven dökme mozaik bir merdivene
dönüşüyor. Yapı, kültür varlığı olarak koruma altında olsa da zaman içerisinde niteliği gereği birçok yapılmaması gereken değişikliğe maruz kaldığı dikkat çekiyor. Türk mimarlık tarihi adına son derece değerli bir miras niteliği taşıyan bu yapının, gereken tüm materyallerinin hali hazırda var olmasına rağmen yapının günümüzde restoran, bar gibi işlevlerde kullanılıp müzeye çevrilmemiş olmasının şaşırtıcı bir durum olduğu biz mimarlık tarihi ve Vedat Tek severlerin akıllarına takılıyor. Her ne kadar birçok benzeri gibi yıkılmamış olması sebebi ile müteşekkir olsak da yapının tam olarak orijinal haline sadık kalınarak korunmamış olmasından dolayı biz mimarlık sevdalıları, Türk Mimarlık Tarihi ve Geç Osmanlı Mimarlık Mirası adına üzüntü duyuyoruz.














Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.