Cengiz Bektaş’ın mimarlık ve edebiyat bakışını şekillendiren projeleri

Fatma Mehmetoğlu
09:00, 22/02/2021, PazartesiG: Güncelleme: 21:23, 27/12/2025, Cumartesi
Cengiz Bektaş’ın mimarlık ve edebiyat bakışını şekillendiren projeleri
Gönüllere taht kurmuş bir insan.

"Mimarlığın diğer sanatlarla birlikte olması gerektiğini düşünüyorum. İnsan bedeni çizmeden mimarlık yapılmaz." diyen Cengiz Bektaş, mimarların diğer sanat dallarıyla da ilgili olmaları gerektiğini söyler. Hayatını da bu bakış açısıyla şekillendiren Bektaş; mimar, mühendis, yazar, şair, öğretmen, gezgin gibi birçok unvan kazanır.

1934 yılında Denizli’de doğan
Cengiz Bektaş
, ilkokul 4. sınıfta duvar gazetesinde yazılar yazmaya başlar. Orta öğretimini İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamlayan Bektaş; bu dönemde yazarlığa devam eder ve 16 yaşındayken Denizli’deki
yerel
bir
gazetede köşe yazarlığı
yapar. Yeni yerler görmeyi çok seven mimar,
tatillerini gezerek
değerlendirir. Gezilerinde kaleme aldığı anıları, lisede "Bizim Petek" adlı dergide yayınlanır. Seyahatlerinde görmüş olduğu yapılar ilgisini çekmeye başlayınca
tasarıma ilgi duyduğunu
fark eder. Böylece, o dönemlerde
mimar olmaya
karar verir.

Arkadaşlarıyla
"Dağarcık" topluluğunu kurarak
el yazması bir dergi çıkarır. Dergide dil devrimi, Türkçenin özleşmesi gibi konular işlenir. 1954'te, D.G.S. Akademisinde düzenlenen,
Bedri Rahmi Eyüboğlu
'nun jüri üyeleri arasında bulunduğu
şiir yarışmasında birinci
olur. 1960'ta ise Bektaş'ın şiirleri,
Fazıl Hüsnü Dağlarca
tarafından Türkçe Dergisi'nde yayımlanır. Daha sonra
şiirleri
birçok dile çevrilir
. Bektaş’ın "Bizim savaşımız,
düşünceyi dile getirme
özgürlüğü içindir.
Düşünceyi
dile getirmenin
kısa yoludur şiir." sözleri, şiire olan bağlılığını ifade eder.

Üniversiteyi,
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi
mimarlık ve mimarlık bölümleri
ile
Münih Teknik
Üniversitesi
mimarlık bölümünde
tamamlar. 1959-62 yılları arasında Münih'te kalmaya devam ederek
serbest
mimarlık
yapar. Almanya'da kaldığı bu süreçte arkadaşları ile
birlikte Dilmaç dergisini
çıkararak
şiir ve yazı
yazmaya devam eder.
Bu dönemde, ODTÜ’den öğretim görevlisi olması için davet alır ve Türkiye’ye döner.

Almanya’da
Alexander Baron von Branca
ve
Prof. Dr. Fred
Angerer
gibi ünlü mimarların ofisinde çalışmış olsa da kendisini
ülkesinden başka bir yere ait hissetmez
. Bu düşüncelerini, "Ben Almanya’da yabancı bir yerdeydim. Ben
kendi insanımın dilini biliyordum
, kendi insanımın sorunlarını biliyordum. Türkiye'den başka hiçbir yer düşünmedim. Hatta Denizli'yi düşünüyordum ama
boğulacaksan büyük
denizde boğul
derdim kendi kendime." sözleri ile ifade eder. Türkiye’ye döndüğünde, 1962 – 63 öğretim yılında
ODTÜ İnşaat İşleri Başkanlığı
, Mimarlık işliğini bir yıl yöneten Bektaş; 1963'te
Oral Vural
ile birlikte
kendi ofisini
açar.

Cengiz Bektaş, piyasadaki ilk beş yılını yarışma projelerine katılarak geçirir. 1963-69 yılları arasında katıldığı, mimarlık ve şehircilik yarışmalarında
25'ten fazla ödül
alır. İş dünyasında tanınmaya başlandığı bu süreçte, yarışma projelerini bir daha dönmemek üzere bırakır.
Bu durumu, "
Tanınmışken
hala yarışmalara katılıyor olmayı
gençlere saygısızlık
olarak değerlendirdim. Bir de ciddiyetsizlik sorunu vardı. Ben, aldığım bir
proje
üzerinde en az altı ay çalışırım
. Fakat yarışmalar için çok kısa süre harcıyordum. En uzun çalıştığım yarışma projesi
Lizbon Büyükelçilik Binası’ydı
, 20 günde çizdim. Bu da ciddiyetsizlikti bence. Bir daha yarışmalara katılmayacağıma dair söz verdim kendime ve bir daha katılmadım." ifadeleriyle açıklar.

Kendi ofisinde çalıştığı süre zarfında;
yurt içinde ve
yurt dışında
birçok üniversitede
dersler vermeye
devam eder.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde
, Anadolu Üniversitesi’nde, Trakya Üniversitesi’nde, Marmara Üniversitesi’nde, İstanbul Üniversitesi’nde verdiği derslerin yanında
Makedonya, Amerika, Almanya
'daki üniversitelerde de dersler verir. "Beni detay çok ilgilendirmiyor. Beni,
yapıya
bir kişilik bir kimlik verebilmek
ilgilendiriyor. Bundan ötesi benim için teknoloji ve ayrıntıdan ibaret." diyen Bektaş; yapıyı malzemelerin üst üste istiflendiği bir nesne gibi görmek yerine,
yapının
da bir
ruhu
olduğunun üstüne basar. Öğrencilerine de bu
bakış açısını kazandırmaya
çalışır.

Bir yapıyı, sahip olduğu hikayesiyle birlikte ele alan Bektaş; aynı zamanda yapının inşa edildiği
dönemdeki ruhunu
hissederek
anlamaya çalışır. Bu özellikler, Cengiz Bektaş’ın edindiği
mimari bakış açısının
en güzel göstergesidir.

Cengiz Bektaş, TDK binasının tasarımına başlamadan önceki kaygısını şu şekilde açıklar. "
Türk
Dil Kurumu
benim kişisel korkumdu, çünkü bütün sevdiğim insanlar orada üyeydi. Lisedeki edebiyat hocamdan,
Fazıl
Hüsnü Dağlarca
’ya ki o benim şiir babam diye saydığım adamdır.
Ya orada başarısız olursam
?" Bu sözleriyle Bektaş’ın projelerini, kullanıcılarının gözünden düşünerek tasarladığı anlaşılır.



"Lakin yapı bittiği zaman gerçekten çok sevildi herkes tarafından. Ama şunun farkında değillerdi: Ben
oditoryumu,
konferans salonunu maket şeklinde yaptım
, sedirden. Çünkü oraya sığsa sığsa 350 kişi sığıyordu normalde. Hâlbuki bizim üye sayımız 550’ydi." dediği ve
beton, ahşap,
alüminyum, cam
kullanılarak inşa ettiği TDK Binası, mimarlar ve
mimarlık öğrencileri tarafından büyük ilgi görür
.

1978’de tamamlanan yapı, 1988 yılında
Ulusal Mimarlık
Ödülleri Yapı Dalı
Ödülü'nü
alır.

Bektaş,
Mersin
için yaptığı
iş merkezini
geleneksel mimari bakış açısından
farklı bir şekilde ele alır
. Fakat proje bittikten sonra yapının;
kültürel değerlere önem
veren Cengiz Bektaş
imzasını taşımadığı eleştirileri yapılır.

Bektaş bu eleştirilere cevap olarak, yapının kentsel tasarım anlamında bir başarı elde ettiğini vurgular. Kentin tekdüzeleşen betonarme yapılarının yanında bölgeye dinamizm kattığını belirtir. Ayrıca bölgenin ihtiyaçlarına karşın yenilikçi bir yaklaşım sergilediğini de dile getirir.


Cengiz Bektaş’a, 1964’te Ankara’da
askerliğini yaptığı
sırada
bir cami projesi teklifi gelir. Etimesgut Camii projesinde,
geleneksel Türk mimarisine
yönelmek yerine
çağdaş
bir yapı tasarlamayı tercih eder. Ayrıca bu yapı, Türkiye’de çağdaş cami özelliklerini taşıyan ilk yapıdır.

"Geleneğin ilk şartı çağdaş olmasıdır." diyen Bektaş,
geleneğin temel ilkelerini korur
ve kendi çizgileriyle birleştirerek
özgün bir yapı
ortaya çıkarır.
Bilgiyi
ve sonsuzluğu simgeleyen ışık; projesinde
temel tasarım ögesi olur.
Cephede kullandığı açıklıklar, ışığın
içeriye ulaşmasını sağlarken aynı zamanda,
iç mekan ve
dış mekan
arasındaki bağlantıyı güçlendirir.

Kıble duvarının dışındaki beş duvar,
Hz. Muhammed ve dört
imamı simgeler
. Bektaş, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında
strüktürel bir eleman olarak kullanılan kubbenin;
Türkiye’deki camilerde vazgeçilmez bir tasarım ögesi olarak kalmasını
taklit olarak yorumlar.
Bu bakış açısından yola çıkarak çatıyı, kendi mimari anlayışıyla tasarlar.
Minareye
ise geleneksel kullanımdan farklı
olarak,
kişileri kadınlar bölümüne ulaştıran bir merdiven
görevi verir.


Cami içine yazılan tüm yazılarda
latin alfabesi kullanımına
özen göstererek bu durumu "Cami içindeki tüm yazılar bizim ABC’miz kullanılarak yazılmıştır." diye ifade eder. Bektaş’ın bu
çağdaş tasarım yaklaşımı
, o güne kadar süregelen
geleneksel cami tasarımının sorgulanmasına
ve
yeni yaklaşımların üzerinde düşünülmesine
sebep olur.

Türkiye’nin önde gelen
fotoğrafçılarından
Ara
Güler
, Aydın’ın
Geyre Köyü’nde
tesadüfi bir şekilde denk geldiği, MÖ 5.yüzyıldan kalma
Afrodisias Antik
Kenti’ni
gün yüzüne çıkarır. Bu alanda inşa edilen müze yetersiz gelince,
mevcut müzeye ekleme
yapılmasına karar verilir. Bunun üzerine
Cengiz Bektaş
’tan bir proje tasarlaması istenir.

Bektaş, alan analizi yaparak
ek binanın yapılacağı yeri
belirler
. Daha sonra bu alanda
arkeolojik kazılar
yapılır ve
Roma ile Bizans dönemine ait duvarlar
bulunur. Arazide bulunan kalıntılar dikkate alınarak, çelik bir yapı tasarlanır.


Kazıklar, hiçbir
duvar kalıntısına ve ağaca temas etmeyecek
şekilde hassasiyette
yerleştirilir. 180 cm aralıklı çelik ayaklar, 5,40 m açıklık geçen
çelik kirişlere
oturtulur. Böylece
yerden yükseltilen
yapının altında kalan
kalıntıların
da ziyaret edilmesine olanak sağlanır.


1970 yılında yapılan
Hacı Halil Bektaş İlkokulu,
Cengiz
Bektaş’ın babası Hacı Halil Bektaş tarafından
yapılır.

Bektaş’ın "Babam bir gün beni çağırdı. İstanbul'dan gittim. Her şeyini satmıştı. Evimizi bile. Kirada oturuyordu.
Bir
okul yaptırmak istiyordu
." diye anlattığı bu okul, babasının tüm sermayesini ve
iş gücünü ortaya koyarak
yaptırdığı okuldur.

Hacı Halil Bektaş, oğullarına da okul yaptırmalarını vasiyet eder. İlerleyen yıllarda ilkokuldaki
derslikler yetersiz
kaldığında,
babasının vasiyetini hatırlayan Bektaş; eski yapıya
ek bir bina tasarlar
ve yapım masraflarını da
kardeşleriyle birlikte
karşılar.

15 derslik ve 7 laboratuvarın yanında bir de kütüphane tasarlanır.
Silindir bir hacme sahip olan kütüphane
yapısı, yine
silindir kolonlarla zeminden koparılarak,
zemin kotunda öğrencilere bir
toplanma mekanı
sunar.

Bektaş, okulun açılışına
Bedri Rahmi
ile gider. Bedri Rahmi bir ara duvara yaslanıp ağlar. Bektaş neden ağladığını sorunca "
Mimarlık budur işte! Bak çocuklar ne denli
mutlular
." der. Bu söz üzerine Bektaş,
ressam ve şair
olan birine
bu ruhu hissettirebilmenin
mutluluğunu yaşar.

1964’te,
Ankara
’da genel müdürlük binası yapılması için
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü
bir yarışma başlatır. Yarışmayı,
Bektaş’ın Oktay Vural ortaklığıyla
açtığı ofis kazanır. Birkaç bloktan oluşan bu projede; genel müdür ve genel müdür yardımcıları E bloğunda toplanır, diğer müdürlükler ise A ve C bloklarında toplanır. Servis birimleri C bloğuna alınır ve böylece
bloklar işlevsel olarak ayrılır
.

Arsada bulunan 10 m derinliğindeki çukur korunur ve
iç avlu
olarak
değerlendirilir. Türkiye’de bir ilk olarak değerlendirilen bu projede,
prefabrik cephe elemanı
kullanılır. Ofis katlarında,
60x60 cm’lik kasetler, çelik
kalıplarla
elde edilerek daha az maliyetli bir sistem kullanılır.
Aydınlatmalar
bu
kaset sistemin içine
yerleştirilir.


Kaset sistem aynı zamanda, mekanın akustiğini de olumlu yönde etkiler ve istenmeyen sesler bu sistem sayesinde absorbe edilir. Toplantı salonları,
prefabrik ahşap elemanlar
ile diğer bölümlerden ayrılır. Binanın
tüm mobilyaları
da mekan kullanımına uygun olarak
tasarlanır.

Akdeniz Üniversitesinde,
sosyal tesis ve çevre düzenleme amaçlı
yapılan proje, 1999 yılında tamamlanır. Proje, 2001 yılında
Ağa
Han Mimarlık Ödülü
’nü alır.


3,641 m²’lik alana sahip
proje,
Akdeniz Üniversitesi’nin
girişinden itibaren başlar. Sosyal tesiste,
kıvrımlı yolun
her iki tarafına
kitap dükkanları,
paket servis restoranları, öğrenci kulüpleri, video kaset dükkanı gibi birçok işletme yerleştirilir. Ayrıca proje kapsamında;
sinema,
müze
ve 1.200 koltuk kapasiteli
amfi tiyatro
da tasarlanır.

Kıvrımlı yolun ortasından bir su kanalı geçer. Ayrıca yürüyüş yolunun üstüne yerleştirilen pergolalar, sıcak iklimli bölgede gölgelik alanlar oluşturur.

Projelerinde, Almanya’dayken yanında staj yaptığı ve
Bavyera'nın Le Corbusier'i
diye anılan
Prof. Dr. Fred
Angerer
’in etkileri görülür. Bektaş projelerinde,
geleneksel mimariyi
taklit etmek yerine, yapıları
çağdaş
mimari ile harmanlayarak
özgün bir mimari tarz oluşturur. Birçok yapısında kullandığı
brüt beton,
minimal yaklaşımını simgeler.
Yeniliğe ve farklı fikirlere
her zaman açık olan Bektaş; ekip arkadaşlarının fikrini aldığı gibi ofisinde çalışan
genç mimarları da dinlemeye
özen gösterir. Bu durumu "
Eleştirileri
çok önemserim. Aynı yöntemle çalıştığım arkadaşlarım çok iyi eleştiriler yapabiliyorlar ama ben örneğin
çocuklara da fikirlerini
sorarım
. Bazen büyüklerden daha iyi cevaplar verebiliyorlar.
Onların cevaplarına göre anlıyorum ki yapmışım ya da
yapamamışım
." sözleriyle özetler.

"Eğer benden ev yapmam istendiyse ben evlerini yapacağım insanları tanımak isterim. Kendi kardeşime bile ev yapacağım zaman, 10 gün onlarda yaşadım ve ev yaşantılarını gözlemledim.
Günlük yaşantılarında nelere ihtiyaçlarının olduğunu saptadım. Aynı şekilde Japonya'da yapacağım bir ev için beni davet ettiler. Japon kültürünü tanıdım.
Amerika'daki bir arkadaşıma ev yapmak için 20 gün onunla yaşadım."
Başarıları ödüllerle taçlandırılarak
Türkiye’nin duayen mimarları
arasına giren Bektaş; geride birçok yapı, kitap, deneme, söyleşi ve şiir bırakarak
2020 yılında
hayata veda eder
.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026