Hidiv Kasrı İstanbul’da Art Nouveau mirası ve restorasyon hikâyesi
13:00, 16/07/2025, ÇarşambaG: Güncelleme: 23:01, 15/12/2025, Pazartesi

Beykoz, Hidiv Kasrı. Fotoğraf: Uluç Algan (
1907 yılında Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın isteğiyle inşa edilen ve İtalyan mimar Delfo Seminati tarafından tasarlanan Hidiv Kasrı, İstanbul’un Beykoz ilçesinde yer alıyor. Dönemin mimari eğilimlerini yansıtan Art Nouveau üslubundaki kasır, Boğaz’a hâkim konumu, kule formu, vitray süslemeleri, anıtsal çeşmesi ve Toscana villalarını çağrıştıran yapısıyla dikkat çekiyor. Yaklaşık 1.000 metrekarelik kapalı alanı ve 270 dönümlük koruluk arazisi bulunan yapı, ilk olarak Abbas Hilmi Paşa’nın konutu olarak tasarlanıyor. Zamanla farklı işlevlerde kullanılıyor ve 20. yüzyılın ikinci yarısında uğradığı tahribatın ardından 1980’lerde kapsamlı bir restorasyondan geçiriliyor.
Bugünkü yazımıza konu olan
Hidiv Kasrı
, İstanbul’un Beykoz
ilçesindeki Çubuklu sırtlarında
, geniş bir koru
içerisinde yer alıyor ve 1907
yılında Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa
tarafından, İtalyan mimar Delfo Seminati’ye
inşa ettiriliyor. “Çubuklu Sarayı”
ya da “Çubuklu Kasrı”
olarak da bilinen yapı, yaklaşık 1.000 metrekarelik
bir alan üzerine yerleşiyor ve çevresini 270 dönümlük bahçelik
bir arazi çevreliyor. Yapının kökeni ise, 1866’da Sultan Abdülaziz’den
egemenlik hakkı alan ve ilk “hidiv”
unvanını taşıyan İsmail Paşa’ya
dayanıyor. Emirgan Korusu kıyısında saray
ve köşkler yaptıran İsmail Paşa’nın
1892’de
hayatını kaybetmesinin ardından, yerine oğlu Abbas Hilmi Paşa
geçiyor. 1903
yılında Çubuklu kıyısındaki iki ahşap yalıyı satın alan Abbas Hilmi Paşa,
bir süre bu bölgede ikamet ediyor; ardından araziyi ağaçlandırarak
bu görkemli kasrın inşasını başlatıyor. Kasır, dönemin
gözde akımı
olan Art Nouveau
tarzında tasarlanıyor ve Toscana villalarını andıran
bir mimari görünümle
inşa ediliyor.
Yapının
mermer teraslarla
çevrili ana kütlesine
, İstanbul Boğazı’na hâkim konumda
yüksek
bir kule
yerleştiriliyor. Bu kuleye
hem merdivenle
hem de buharla çalışan
bir asansörle
çıkılabiliyor; kule, balkonlu bir orta kata
ve üstü açık bir terasa
sahip bulunuyor. Tepe noktası
ise Boğaz’ın geniş bir bölümünü gören etkileyici
bir panorama
sunuyor. L harfi formunda planlanan yapı, güney
ve doğu yönlerine
uzanan iki kanadın, çeyrek daire biçimindeki merkezi
bir bölümle birleşmesiyle oluşuyor. Bodrum üzerine üç katlı
olarak inşa edilen yapının zemin katında geniş salonlar,
birinci katında iki büyük yatak odası
ile iç tuvalet
ve banyolar, ikinci katında
ise daha alçak tavanlı hizmetli odaları
yer alıyor. Zemin kattaki salonlarda lambriler, vitrayla kaplı tavanlar
ve şömineler
dikkat çekiyor. Güney cephesindeki
ana girişten ulaşılan orta holde, merkezde konumlanan anıtsal mermer çeşme,
yapı içi dolaşımın odak noktasını
oluşturuyor. Bu anıtsal çeşmeyi,
iç mekândaki
diğer çeşme
ve havuzlar
takip ediyor. Salonlar arasındaki geçişler,
bu havuzun çevresinde dairesel bir dolaşım
oluşturuyor; bu düzen yalnızca giriş holünde kesintiye
uğruyor. Yapının iç mekân kurgusu, mermer sütunlar, dairesel galeri, geçitler
ve farklı düzlemlere yayılan odalarıyla
zengin bir planlama anlayışı yansıtıyor. Kasrın arkasındaki koruluk
alanda yer alan yürüyüş yolları,
günümüzde spor
ve yürüyüş yapanlar
tarafından aktif biçimde kullanılıyor.
Ayrıca yapı çevresindeki
peyzaj alanı, İstanbul’un en büyük gül bahçelerinden
birine ev sahipliği yapıyor. Büklümlü yolları
ve manzaralı yürüyüş rotaları
ise geçmişte olduğu gibi günümüzde de İstanbul kent yaşamında
özel bir yer tutuyor. Abbas Hilmi Paşa, 1930’lu
yıllarda İsviçre’ye
yerleşiyor ve ailesi kasırda 1937
yılına kadar yaşamaya devam ediyor. Bu tarihten sonra yapı ve arazisi İstanbul Belediyesi
tarafından satın alınarak kamulaştırılıyor; 1937 ile 1983
yılları arasında ise büyük ölçüde âtıl
durumda kalıyor. Bu süreçte kasır zaman zaman film çekimleri
için kiralanıyor; ancak bu kullanımlar sonucunda cephe taşları sökülüyor, vitraylar zarar görüyor, bahçesi dikenliklerle çevriliyor
ve yapı ciddi biçimde tahrip oluyor.Yapı,
1983
yılında oldukça harap bir durumda iken Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu
tarafından teslim alınıyor ve yaklaşık 18 ay süren kapsamlı bir restorasyonla
yeniden işlev kazanıyor. Restorasyon süreci, Çelik Gülersoy’un
öncülüğünde, Restoratör Mimar Hasan Karabey
ve Mimar Serdar Haybat’ın ekipleri
tarafından yürütülüyor. Gülersoy, İtalyan mimar Seminati’nin Art Nouveau üslubuna sadık kalmayı bir
olarak tanımlıyor ve “sanat borcu”
restorasyonu
bu hassasiyetle
yürütüyor. Yurt dışından kaynak temin edilerek, özgün tasarımların korunmasına özel bir özen gösteriliyor.
1983 ile 1984 yılları arasında yürütülen kapsamlı restorasyon sürecinde,
yapının tüm katlarında özgün mimari üsluba bağlı kalınarak çeşitli müdahaleler
gerçekleştiriliyor. Kulelerin çelik iskeleti güçlendiriliyor
, mevcut çatlaklar onarılıyor, su yalıtımı
ve çatı kaplamaları yenileniyor;
ayrıca kuleye ait asansör
ve süsleme detayları
da aslına uygun biçimde restore ediliyor. Üst katta yer alan personel odaları
ve mutfaklar
onarılıyor, bu kata yeni banyolar eklenerek işlevselliği
artırılıyor. Yatak katında balkonlara yalıtım uygulanıyor;
zemin döşemeleri yenileniyor, duvarlar orijinal dönemi yansıtan kumaşlarla kaplanıyor
ve tüm mobilyalar, dönemin karakterine uygun biçimde yeniden tasarlanıyor. Giriş katında
bulunan vitray tavanlar
, aynalar, şömine, mermer yüzeyler,
sütunlar, duvar kaplamaları
ve aydınlatma elemanları
özenle onarılıyor; bu katın tarihî dokusu titizlikle korunuyor. Bodrum katı, modern kullanım ihtiyaçlarına
cevap verecek şekilde mutfak
, çamaşırhane
ve teknik alanlarla
yeniden düzenleniyor. Bahçe düzenlemesinde teraslara mermer kaplamalar
uygulanıyor, iç bahçeye gül dikimleri
yapılıyor ve genel aydınlatma için ferforje fenerler
tercih ediliyor. Bu bütüncül müdahaleler sonucunda yapı, hem tarihî estetiğini koruyarak
hem de çağdaş ihtiyaçlara
uygun biçimde yeniden işlev kazanıyor.
Restorasyonun ardından yapı, 1930’ların
zarif atmosferini yansıtan bir görünüme kavuşuyor ve 1984 yazında, Başbakan Turgut Özal
ile Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ’un
katılımıyla resmî açılışı gerçekleştiriliyor. Bu dönemde Hidiv Kasrı, Orient Express
gibi uluslararası etkinliklere ev sahipliği
yapıyor; ayrıca “Club of the Clubs”
tarafından da tercih ediliyor. Ancak bu nitelikli koruma çalışması, yurt dışında ilgi görmesine
rağmen yerel basında yeterince yer bulamıyor.
Kısa bir süre otel
olarak hizmet veren kasır, 1994 ile 1996
yılları arasında ikinci bir restorasyon
sürecinden geçiyor ve sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Beltur A.Ş.
tarafından işletilmeye başlanıyor. İç mekân döşemeleri, Art Nouveau
üslubuna uygun biçimde yeniden düzenleniyor ve yapı, hem estetik
hem de işlevsel
açıdan yeniden canlandırılıyor. Günümüzde Hidiv Kasrı,
herkesin ziyaretine açık, çok amaçlı bir kamusal mekân olarak hizmet veriyor.


















*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.