Melekgirmez Sokak ve veba: İstanbul’un karanlık bir hafıza mekânı

Doğukan Karakoç
12:00, 27/01/2024, CumartesiG: Güncelleme: 22:35, 18/12/2025, Perşembe
Melekgirmez Sokak ve veba: İstanbul’un karanlık bir hafıza mekânı
Tasvir - Doğukan Karakoç.

İstanbul’un yediden yetmişe herkesi etkileyen ve kendinden parçalar bulabileceği bir varoluşu vardır. Bu varlık birçok katmandan oluşur. Kimi biricik doğal şekillenmesine hayran olur, kimi beşerî yapılarında kaybolur. Gel gelelim hem yerin üstünde hem de altında; binlerce yıllık bir tarihi ve yaşanmışlıkları taşımak kolay değildir. Şehrin kimi yerlerinde, bu tarihsellik yoğunlaşarak adeta kalıbına sığmayıp taşar; işte buralarda kendimizi mistik bir atmosferin içinde bulur, düşüncelerimizi sadece mekânı hissetmeye ve onu tanımaya bırakırız. Buralarda aklımızda bin bir olay canlanır; vaktiyle aynı sokaktan geçip gitmiş insanlar, binaları inşa eden işçi ve mimarlar, geçmişteki insanların burada şahitlik ettiği olaylar Mimar Doğukan Karakoç’un kaleminden sizlerle..

Mekanların güncel çehresinden, onların evveliyatını anlamaya çalışmak, bir nevi bulmaca çözmek gibidir; bu yönüyle zevkli bir uğraş da verir. Fakat bazen görüntü yanıltıcı olabilir. Hele ki böylesine büyük ve etkili olaylara gebe bir şehirde. O anlarda yüksek duvarların, neşeli kalabalığın ve şehrin gürültüsünün ardındaki saklı ve karanlık gerçeği hissedebilmek gerekir. İşte tarihin nabzının attığı gizil mekanlardan biri de,
bugün Eminönü ile Sirkeci arasında kalan Bahçekapı’da, eski adıyla Melekgirmez Sokak olarak bilinen mevkidir.
Melekgirmez Sokağın ismi ile müsemma namını anlayabilmek için, evvela İstanbul’un tarihindeki veba ile imtihandan bahsetmek gerekir.
Veba salgını, tedavi ve önlemleri bulunana kadar, geçmişte dünyanın dört bir yanında insanlığın kâbusu olarak sık sık nüksetmiştir. Batı coğrafyasında
Kara Ölüm
olarak da adlandırılan bu habis hastalık
, Orta çağda tüm Avrupa nüfusunun % 30 ile % 60 arasında bir değerini yok etmiştir.
Öncelikle Doğu Asya coğrafyasında bir salgın haline gelip buradan yayıldığı düşünülen hastalık, zamanla Avrupa içlerine ilerlemiş, bölgedeki etkisini yitirmeye başladıkça Anadolu’ya da nüfus etmeye başlamıştır.
Vebanın, ilk tam olarak hangi tarihte İstanbul’da ciddi bir yaygınlık kazandığı bilinmemekle birlikte, salgının başlangıcına dair rivayetler bulunmaktadır.
Bu rivayetlerin başlıcası Evliya Çelebi’nin meşhur seyahatnamesindedir.
Çelebi, eserinde İstanbul’un nigahbanı, gizli tılsımlardan bahseder. Bunların on birincisi ise, salgın hastalıklar için inşa edilmiştir. İlgili anlatıya göre, vakti zamanında
Sultan Bayezid-i Veli Hamamı’nın
bulunduğu yerde 80 arşın, dört köşe ve tek parça bir sütun bulunmaktaydı. Bu sütunu,
Gezbazya
adlı kadim bir kâhin tılsımlamıştı. İşte bu tılsım, Evliya Çelebi’nin anlatısına göre,
Bayezid-i Veli
tarafından yıktırılmış ve yerine bir hamam yaptırılmıştır.
Bu vakadan sonra ise şehirde sonu gelmez veba vakaları başlamıştır.
Tarihsel kayıtlarda İstanbul’da özellikle 1705, 1726, 1750, 1751, 1778 ve 1812 yıllarında tekrarlayan ataklarla şiddetli veba salgınları yaşandığı görülmektedir. 1750 yılında tam üç ay boyunca
İstanbul’da günde yaklaşık olarak
1000-1200 kişinin
öldüğü zamanlara tanık olunmuştur.
1811-1812 yıllarında
İstanbul’da etkili olan veba salgınlarında
en az 100.000 kişinin
ölmüş olduğu düşünülmektedir. Tüm bu acı gerçeklik devam ederken İstanbul halkının yaşadığı dehşet öngörülemez boyutlara ulaşmıştır. Sokaklar kimsesizlerin cesetleriyle, haneler sevdiklerinin arkasından feryat edenlerle dolmuştur.
İşte İstanbul’un böylesine elim sahnelere sahiplik ettiği zamanlarda, insanların ruhlarını teskin edebilmek ve endişelerini giderebilmek hasebiyle, bir yandan
minarelerden gece gündüz hastalığa karşı şifa umuduyla dualar okunuyor
, bir yandan da
dünyevi çareler
aranıyordu. Salgına karşı imkânı olanlar kendini tecrit ederek güvende kalmaya çalışıyordu, fakat buna imkanı olmayanlar için vebadan kaçabilmek ancak bir düştü. Hastalık, avını arayan vahşi bir yaratık gibi sokaklarda kol geziyordu; insanlar artık ne olursa olsun bu belanın nedenini bulmak ve yok etmek konusunda sarsılmaz bir niyetle dolmuştu.
19.yüzyıl başı İstanbul’u,
özellikle Galata ve Beyoğlu
, nüfus yoğunluğu ve sosyal yaşantıdaki alışkanlıklar sebebiyle vebanın yoğun olarak yaşandığı odaklar haline gelmişti. Söz konusu bu mekanlar, aynı zamanda
şehirdeki hijyen eksikliğinin en ileri seviyede hissedildiği yerlerdi.
Bu bölgelerde
yoğunlaşan ticaret hanları, liman boyu uzanan sokaklar ve kirli mahalleler, kışlalar,
bu illet hastalığın membaına dönüşmüşlerdi. Hakikat odur ki,
hijyen problemleri bu hastalığın en büyük sebeplerinden biriydi
, ve halk da bunun idrakine yavaş yavaş başlamıştı. Fakat bunun yanında, ilahi bir dokunuşun da bu illetin sebebi olabileceği yaygın bir biçimde düşünülüyordu. Yıllar boyu süregelen günahkarlıklar, kutsal düzeni lekeleyen yaşantılar, halk için mutlaka bu cezalandırılmanın sebebi olmalıydı. İşte burada kitleler, kederini ve öfkesini akıtacağı bir günah keçisinin arayışına girdi.
Arayışın sonucunda beliren hayırsızlık semtleri içinde, belli başlıları öne çıkmıştı; bunlardan biri de yazımızın konusu olan
Melekgirmez Sokağı’dır.
Bahçekapı haricinde yer alan ve bekâr odalarının bulunduğu Melekgirmez Sokağı, gerek meskende yaşanılan taşkınlıklar, gerekse bakımsız haliyle, İstanbul halkının eski tabirle ‘ırz ehli’ olarak nitelendirilen kesiminin rahatsızlığını üstüne çekmiş bir mevkiydi.
Sokaklarından envaı çeşit haşerat ve kemirgen eksik olmaz, evler bakımsızlıktan harabe bir vaziyette dökülürdü. Gece- gündüz demeden musiki gürültüleri kabadayı naralarına karışır, karanlıkta sağ girenin aydınlıkta cansız bedeni bir kuytuda bulunabilirdi. Buralar ahalinin yaka silktiği eşkıyaların, yeniçeri bozguncuların, kabadayılar ve zorbaların, uygunsuz işlerle kirlettiği bir suç meskeni haline gelmişti.

Ahmet Rasim, Fuhş- i Atik kitabındaki makalelerinden birinde, bu mevki hakkında şöyle der:

“Yeniçeriliğin son yıllarında, bu asker ocağı bir haşarat haline gelmiş ve kayıkçı, mavnacı, hammal gibi berâk uşakları yeniçeri yazılıp, Bahçekapı iskelesi ve civarını türlü fuhuş ve rezaletin sokaklara taşdığı bir semt haline getirmişlerdi.”

İşte bu ve benzeri görüşler, halkın içinde günden güne alevlenirken, alevler saraya da sıçramış, çevresindeki yöneticilerin de ısrarıyla
ıslahatçı padişah 2.Mahmud
, bu bekar odalarının yıktırılması ve bu habis mekandan ilelebet kurtulunması kararını almıştır. Melekgirmez Sokak’a ek olarak, Galata’daki kalyoncu odaları da aynı şekilde söz konusu yıkımdan paylanmıştır. Bunca eşkıya ve düzen tanımazın yerinden edilmesi elbette kolay olmamış, yıkım sırasında yer yer çatışmalar ve kargaşalar yaşanmıştır.
Yıkım süresince ortaya çıkan görüntüler en az sokağın faal hali kadar dehşet verici olmuştur. Girilen odalarda yıllanmış insan iskeletleri ve kimsesiz bebek cesetleri dahi bulunmuştur. Bu vaziyet halkta bir infial yaratmış, bekâr odalarının tespit edilen sakinleri, ibret için cezalandırılmıştır. Halk ve askerler tarafından linç edilmişler ve
Yeniçeri Ağasının makamı olan Ağa Kapısı mevkiinde
idam edilmişlerdir.
Yıkımdan sonra, artık bu mahalin
“Melek girmez’’
olarak akıllara kazınan adının bundan böyle değişmesi gerektiği düşünüldü. Eski bir şer yuvasının, artık bir ibret ve hayır meskeni olarak anılması için burada bir cami inşa edildi ve yapıya hak yolunda olmak manasında
“Hidayet”
adı verildi. Bu caminin, ismi gibi bölgeyi hayra çıkaracağı niyet edildi.
Bekar odalarının yıkılmasının akabinde,
aynı mevkide
camiye ek olarak ticaret dükkanları
da inşa edildi ve bu tarihten sonra bölge bugünkü temel çehresine kavuştu. Hastalık bahane mi oldu bilinmez ama, İstanbul ahalisi o günden sonra şüphesiz ki kendini daha huzurlu hissetti. İşte Melekgirmez Sokak’ın tekinsiz öyküsü böylelikle sona erdi. Şimdi o metruk harabelerin yerinde yükselen pırıltılı yapılar ve vakur bir cami olsa da, karanlığı dinleyebilenler hala burada bazı gece vakitlerinde yeniçeri zorbalarının feryatlarını işittiklerini söyler.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026