Mimarlıkta sade ve saf çizgiler: Peter Zumthor’un özgün tasarım dünyası

Ahmet Eren Keskin
13:00, 29/11/2020, PazarG: Güncelleme: 19:23, 18/12/2025, Perşembe
Mimarlıkta sade ve saf çizgiler: Peter Zumthor’un özgün tasarım dünyası
Peter Zumthor.

Mimarlık camiasının kült isimlerinden biri olarak görülen Peter Zumthor; zamansız, saf ve sade yapılarıyla tanınıyor. Tasarımlarında atmosfer, mekan deneyimi gibi konuları ele alan mimar, 2009 yılında layık görüldüğü Pritzker Mimarlık Ödülü ile bu alandaki başarısını kanıtladı.


Peter Zumthor, 1990’lı yıllarda karşılaştığımız
enformasyon
ve iletişim yönelimli, ikinci postmodern dalgaya karşı gelen
en önemli isimlerden biri. Bu karşıt duruşunu alışıldığı gibi yazılı ve sözlü olarak değil yaptığı işlerle gösteriyor.
M
alzeme
ve mekanla özel bir ilişki kuran
bu işlerin ortak yanları ise;
doğrudan
duyulara dokunmaları ve duyuları uyarmak
üzere
kurgulanmış
olmaları.
1943’te
, İsviçre’nin Basel kentinde,
marangoz
bir babanın oğlu olarak
dünyaya gelen Zumthor,
1963
yılında
yine aynı şehirdeki
Kunstgewerbeschule
'den mezun oldu. Babasının mesleği olması dolayısıyla
marangozluktaki
deneyimi, Zumthor’un yaşamının ve eğitiminin önemli bir
parçası oldu
ve mobilya yapımında uzmanlaştı. Endüstriyel tasarım öğrencisi olan Zumthor, daha sonra değişim öğrencisi olarak New York City’deki
Pratt
Enstitüsü Mimarlık Bölümü’ne
devam etti.

Mimarlığa ek olarak
akademik
alanda da
çalışmalarda bulunan Zumthor,
Münih
Teknik Üniversitesi, Los Angeles'taki Güney Kaliforniya Mimarlık
Enstitüsü ve New Orleans'taki Tulane Üniversitesi
gibi çeşitli üniversitelerde dersler verdi.

Bunun yanı sıra Zumthor;
Atmospheres:
Architectural Environments - Surrounding Objects, Thinking
Architecture
gibi mimari anlayışını yansıtan kitaplar yazdı. Bu kitaplarında, tasarım sırasında veya bir mekanda yaşarken,
atmosferi
hissetme ve mekanı anlama çabasını
vurguluyor.
Zumthor’un tasarımındaki fenomenolojik yaklaşım,
atmosferin
nesnel yönlerini anlamak ve mekan atmosferini oluşturmak için
ihtiyaç duyulan dokuz etkene
dayanıyor. Kendi tanımıyla
mekanla
kurduğumuz ilişkiyi
güçlendirecek olan bu dokuz etken;
mimari
beden, malzeme uyumluluğu, mekanın sesi, mekanın ısısı,
nesneler, sakinlik ve cazibe dengesi, içerisi ve dışarısı
arasındaki gerilim, samimiyet seviyesi ve nesnelerin sahip olduğu
ışık
olarak karşımıza çıkıyor.

Zumthor, yapı yapmanın dünyevi boyutunun da olduğunu savunan yaklaşımıyla,
somut
gerçekliğin birçok katmanının olduğunu
hatırlatıyor. Aynı zamanda,
mekansal
bir problem olarak görülen mimarlığın, göz ardı edilen fiziki
mevcudiyetini
vurguluyor.
Zumthor, zaman zaman mekanlarının sadeliğiyle, minimalist olarak tanımlanıyor. Ancak kendisinin yalnızca bir mimari stili olduğundan bahsetmek mümkün değil. Zumthor, belirli bir tasarım anlayışı üzerine devam etmek yerine,
her
çalışmasında tasarımını çevre ve ihtiyaçlara göre
şekillendirdiğini
belirtiyor.

Peter Zumthor’u günümüz mimarlarından farklı kılan bir başka özelliği ise,
tasarım
sürecini özgürce yönetmesi
olduğu düşünülüyor. Mimar, sektörün içerisinde bulunduğu kısa zaman diliminde, proje üretim zincirinin aksine,
daha
uzun bir süreye yaydığı ve tasarımlarının detayları üzerinde
titizlikle durduğu
bir çalışma disiplinine sahip.
Peter
Zumthor’un mimarlığı
üzerine kaleme aldığı "Mimarın Soluğu" adlı
kitabında
İhsan Bilgin
, Zumthor’un çalışma biçimini şu şekilde betimliyor:
  • https://image.piri.net/resim/imagecrop/2020/11/27/02/21/resized_665f6-4e1ee9ac7.jpg
  • "…[tasarımcı] dikkatini durumun kendisine yöneltirse, ilhamını durumun biricikliğinden alırsa, güneşin her doğuşuna, ağacın her kesitine, insanın her akşamki haline dikkat kesilmeyi bilirse, bakmaya, işitmeye, koklamaya, tatmaya, dokunmaya açıksa, bunları otomatiğe almamışsa, özgül durumların kendilerine bir kere açıldı mı tekrarlanan hiçbir şey, hiçbir an olmadığının farkındaysa, işte bu açıklık durumu içinde gerçekleştirme iddiasındadır üretimini."
  • Mimarın Soluğu, s.43.
İhsan Bilgin,
mimarların
öne çıkan, star mimarlar olarak tanınmak istediği seksenler
sonrası dönemde
, Zumthor’un tasarım yaklaşımını "
dizginlerinden
kopmuş bir nominalleşme eğilimi"
olarak tanımlıyor.

Zumthor New York City’den ülkesine döndükten sonra,
1968-1979
yılları arasında, Graubünden’deki Anıtlar Koruma Kurulu’nda
mimar
olarak çalıştı. Burada yaptığı çalışmalar neticesinde,
geleneksel
inşaat teknikleri ve çeşitli yapı malzemelerinin özellikleri
hakkında
tecrübe edindi. Mimarın yapılarına bakıldığında, burada edindiği
malzeme
ve yapım tekniklerini daha modern bir biçimde yorumlayarak
kullandığını görmek mümkün.
Anıtlar Kurulu’ndaki görevinden ayrılan Peter Zumthor,
1979’da
kendine ait bir mimarlık ofisi
kurdu. Tasarımlarının
planlama
ve uygulama aşamalarıyla yakından ilgilenebilmek amacıyla,
mesleki yaşamının başlangıcından itibaren çalışmalarını daha küçük ölçekte tutmaya çalıştı. Günümüzde aktif olarak çalışmalarına devam eden ofis,
30
çalışanıyla beraber İsviçre’nin Haldenstein kentinde
bulunuyor.

Mesleki yaşamında birçok başarı elde eden Zumthor, mimari alanda en saygın ödüllerden biri olan
Pritzker
Mimarlık Ödülü
’nün yanı sıra,
1999
Mies Van Der Rohe Ödülü’ne
,
2008
Praemium Ödülü’ne
ve
2013
RIBA
altın madalyasına layık görüldü.

Zumthor’un ilk önemli işlerinden biri olarak,
iki
Roma yapısının kalıntılarını kapsayacak şekilde inşa edilen "
Shelter for Roman Ruins"
gösterilebilir. Graubünden’de bulunan ve 1986’da inşa edilmiş olan yapı,
geçen
zamana rağmen oldukça iyi durumda olmasıyla
dikkat çekiyor.

İsviçre’nin tarihi alanlarından biri olan bu bölgede, günümüzde yapılan arkeolojik kazılar sonucu
bir
dizi Roma kalıntısı
tespit edildi. Yetkililerin
kazıları
korumaya ve halka açık bir şekilde sergiye açmaya
karar vermesi sonucunda, yerel mimar Peter Zumthor görevlendirildi.


Rüzgarı içeriye alabilen
koruyucu
ahşap strüktür
, üç Roma binasının kalıntılarını takip ediyor. Yapının formu,
cadde
boyunca uzanan evleri ve girişlerini
temsil ediyor. Zumthor bu tasarım kararını; "
Roma
binalarının aslının hacimsel olarak referans alınması ve soyut
bir şekilde yeniden inşası"
olarak tanımlıyor.

Mimarın İsviçre’deki önemli çalışmalarından bir diğeri ise;
St.
Benedict Şapeli
olarak gösteriliyor. Graubünden köyünde bulunan şapelin
mütevazı
dış cephesi, Zumthor'un eserlerinin sadeliğini yansıtırken; iç
mekanda eşsiz bir işçilik
göze çarpıyor.

Şapel, 1984’te köyün eski
Barok
tarzındaki şapelini yıkan çığ sonrasında
inşa ediliyor. Nefes kesen dağlık manzaralar sunan
yeni
şapelin yamaç alanı, çevredeki ormanlık alan tarafından gelecek
olası çığlardan
korunmakta.

Zumthor New York Times’a verdiği bir röportajında tasarım sürecini şöyle açıklıyor:



Zumthor bu özel tasarım için
modern
malzeme ve yapım teknikleri kullanmış olsa da; silindir şeklindeki
şapel, Alp köyünün geleneksel ve tarihi dokusunu rahatsız
etmeden
çevreye uyum sağlıyor.
Yapının dış cephesinde kullanılan
ahşap
kaplama, geleneksel yöntemlerin devam ettirildiğinin bir
göstergesi. Mekanın kat yüksekliği
ile
bir tekne gövdesini andıran çatı strüktürü ise, modern bir
anlayışı
işaret ediyor. Zumthor’un çalışmalarının büyük bir çoğunluğunda görülebileceği gibi
doğal
ışığı mümkün olduğunca iyi kullanan yapı, bunu çevresini
saran bant pencereler
ile sağlıyor.

Yapının barındırdığı tek mekanda sade bir biçimde tasarlanmış olan ahşap kolonlar, kirişler ve banklar, Zumthor’un
detay
ve materyal konusundaki hassasiyetini
bir kez daha gözler önüne seriyor.

Mimarın öne çıkan bir diğer projesi ise, Graubünden kentindeki
"
Gugalun
Evi ".
Tasarım, küçük bir dağ kulübesinin renovasyon projesi.
Modern
dünyanın içinde bir yapı tasarlamanın varoluşsal problemlerinin
içerisinden gelen
tecrübeli mimar Peter Zumthor’un, bu ahşap kulübeyle yaptığı iş,
mimari
alandaki hassas ve kırılgan duyarlılığını
somut olarak görme imkanı sunuyor.



Zumthor,
yapıya müdahalede bulunma fikrine oldukça çekinceli
yaklaşıyor. Ancak yine de bir şekilde önüne gelmiş olan bu işi, en iyi şekilde değerlendirmeyi amaçlıyor. Zumthor’un yapıya yaptığı müdahaleye baktığımızda, en çok dikkat ettiği
noktanın binanın formu, penceresi, kapısı değil; ahşabın
yüzeyi
olduğunu anlamak mümkün.
Zumthor’un yapının cephesinde,
geçmişin izlerini taşıyan
ahşap yüzeylerden etkilendiği
görülüyor. Mimar, yapıya önemli bir
müdahalede bulunmak yerine bir kenarından ekleme
yapmayı
tercih ediyor. Eklediği bölümde ise
alışıldığı
gibi konstrüksiyonu kaplamak yerine, duvarı ham bir şekilde
bırakıyor
. Ancak kullandığı ahşapları
istediği dokuyu
elde edene kadar
işlemden geçiriyor.

Tüm bunların sonucunda
ham
bir duvar ve işlenmiş bir yüzey
ortaya çıkıyor. Duvar
yüzeyinde
pencere açıklıkları oluşturmak yerine; ışık gereken birkaç
yerde tahtaların arası boşaltılarak
doğal ışık elde ediliyor. Zumthor’un yaptığı bu işte;
yeni,
eskinin yanında bulunarak, ona bağımlı kalarak varlığını
sürdürüyor. Aynı zamanda eskiyi bulunduğu yer içinde daha görünür kılıyor. Eski de yalnız başına bağlama uyum sağlayamayacak olan yeniyi vadediyor ve bu şekilde eski ve yeni, sağlam bir birliktelik oluşturuyor.

Zumthor’un inşa edilen
en
büyük ölçekli yapılardan birisi olan, World Expo Hannover
etkinliği için tasarladığı "Swiss Pavilion"
isimli yapısı.

Tasarımında İsviçre’nin farklı kültürel özelliklerinin yansıtılması amaçlanan ve çoğunlukla
ahşap
malzemeden oluşan yapı.
50x50
metre genişliğinde
ve
9 metre yüksekliğinde
. Proje duyulara yönelik bir mimari oluşturmayı hedefliyor.

İsviçre'de Graubunden Katarakn'daki kaplıcalar üzerine inşa edilen Therme Vals, Zumthor’un
en
popüler tasarımlarından biri
.
Otel
ve spa merkezi
olarak hizmet veren yapı,
çeşitli
duyusal deneyimleri derin bir şekilde yaşamayı
mümkün kılıyor.

Peter Zumthor yapının tasarım felsefesini şu cümlelerle açıklıyor:


Tasarımın başlangıcındaki ana fikir;
mağara
ve taş ocağı hissiyatını yansıtabilecek bir strüktür meydana
getirmek
. Bu fikirden yola
çıkılarak,
topoğrafyaya yarıya kadar gömülmüş olan yapı, yeşil bir çatı
ile gizleniyor. Böylece tasarım, bulunduğu doğal çevrenin bir uzantısı olarak devam ediyor.

Bölgedeki taş ocaklarından elde edilen,
yerel
bir taş türü olan Valser Kuvarsit’inden yapılmış olan
levhalar; yapının iç ve dış mekanlarında
kullanılıyor.
Tasarım
aşamasında birçok yerde, ilham kaynağı olan bu taş,
yapıya nitelikli bir biçimde işleniyor.


Yapının iç mekan planlamasında özenle tasarlanmış olan sirkülasyon ağı, ziyaretçileri ana fonksiyon olan kaplıca bölümüne yönlendiriyor. Bu rota üzerinde, Zumthor’un
ziyaretçilerin
keşfine bıraktığı
alanları da içerisinde barındırıyor. Yapı içerisindeki açıklıklar da, ziyaretçileri kimi zaman
eşsiz
bir manzarayla baş başa bırakırken; kimi zaman da içeriyi
dışarıdan tamamen soyutlayarak
farklı deneyimler sunuyor.


Dağ içindeki bu mistik dünyanın nitelikleri olan;
karanlık
ve aydınlık, ışığın su ve buhardaki oluşturduğu atmosfer,
akustik, sıcak taşların oluşturduğu his ve eski çağlardan
kalmış arınma (temizlenme) ritüeli,
tasarımda mimara rehberlik eden kavramlardan birkaçı. Mimar projenin başından beri,
bu
elementleri değerlendirmeyi, yapının formuna bilinçli bir şekilde
aktarmayı
amaçlıyor.



Mimarın
sadelikle,
malzemeyi başarılı bir şekilde harmanladığı
bir diğer projesi ise 2007’de tamamlanan Bruder Klaus Şapeli. Çiftçilikle uğraşan Hermann-Josef Scheidtweiler ve eşi Trudel Scheidtweiler, bu yapıyı
ıssız
bir araziye "adak" amacıyla
inşa ettiriyor.
En
son beton dökümünde bizzat Zumthor’un da eşlik ettiği
şapel, işverenin arzusu üzerine; işveren, yakın dostları ve birkaç yapı ustası iş birliğinde inşa ediliyor.
Betonun
yığma olarak
kullanıldığı yapının inşası, altı sene sürüyor.

Yapının inşası sırasında,
ağaç
kütükleri bir çadır formu oluşturacak şekilde bir araya
getiriliyor
. Dış kalıp ile iç kütükler, demir borularla birbirine bağlanarak
yirmi
dört katman
beton dökümü yapılıyor. Dış cephesine bakıldığında, beton katmanları görülebilen yapı,
on
iki metre yüksekliğinde.

Beton dökümünün ardından
tarafta kalan kütüklerin yüzeyleri geleneksel odun kömürü
üretiminde kullanılan tekniklerle
yakılıyor. Ahşap kalıbın yanması sonucunda
çizgisel
bir dokuya sahip yüzeyler
isle kaplanıyor.

İç mekanında ibadet sırasında kullanılması için bir oturma birimi bulunduran yapı,
tepesinde bırakılan boşluk sayesinde
, doğal ışığı etkileyici bir şekilde kullanıyor.

Zumthor 2011 yılında
,
her sene tanınmış mimarların çeşitli pavyonlar tasarladığı,
Serpentine Galerisi
için bir çalışma yaptı.
M
alzemeler,
duyular ve duyguları referans alan bu tasarım
; ziyaretçilerin
dinlenme
ve gözlemleme
gibi eylemleri deneyimlemesini amaçlıyor.

Zumthor tasarladığı pavyonun konseptiyle ilgili şu ifadeyi kullanıyor:




Koyu renkteki yapının, içerisinde oluşturulan bahçenin tasarımı, Hollandalı
Piet Oudolf
’a ait. Yapının orta bahçesi,
çiçekler ve ışık
için bir sahne görevi görüyor.
Karanlık bir girişten sonra karşımıza çıkan avlu; kullanıcıya
şehrin
karmaşasından uzak, dinlenebileceği, gezinebileceği ve çiçekleri
inceleyebileceği
bir iç mekan sunuyor.
Peter
Zumthor’un hayatı ve kariyeri
ile ilgili birçok dikkat çekici detay barındıran söyleşi için videoyu izleyebilirsiniz.


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026