Modern Türk mimarisine öncülük eden isim: Sedad Hakkı Eldem
09:00, 23/07/2021, CumaG: Güncelleme: 16:31, 26/07/2021, Pazartesi

Sedad Hakkı Eldem.
Mimarlık düşüncesinde geleneksel değerlerle modernizmi bir araya getirerek kendine özgü ulusal mimarlık üslubu oluşturan Sedad Hakkı Eldem; bu yeni akımın avangardı olan bir mimar. Osmanlı devri sonrasında gelişen Türkiye Cumhuriyeti’nde sergilediği mimari üslup ve eserleri sayesinde, modern Türk mimarlığında önemli bir yere sahip.

20 Aralık 1908’de İstanbul’da doğan Sedad Hakkı Eldem; babasının diplomat olması dolayısıyla
çocukluğunu;
Cenevre, Münih ve Zürih gibi önemli Avrupa şehirlerinde geçirir
. İlköğretimini Cenevre’de Fransızca, ortaöğretimini Münih’te Almanca olarak alması iki dili de iyi derecede bilmesini sağlar.
1924
yılında, İstanbul’a dönen Sedad Hakkı Eldem, o dönem Sanayi-i Nefise’de hoca olan Mimar Vedat Tek’in
tavsiyesi üzerine dayısı Osman Hamdi Bey’in kurucusu olduğu
bu okulda
eğitim almaya başlar. Guilio
Mongeri’nin yanında staj yapma fırsatı
bulur ve atölyesinde çalışır. Öğrencilik yıllarında, mimari desen
çizimleri ile
ilgilenir ve Topkapı Sarayı’nın ayrıntılı
krokilerini
yapar.
1926-27 yıllarında, yapımını
Mongeri’nin üstlendiği Ankara’daki
Ziraat Bankası Binası'nda
hocasıyla birlikte çalışır.
Ankara’da bulunduğu dönemde kale içindeki evleri inceler.
Onları "başka hiçbir Türk şehrinde göremediğim güzellikte evler"
olarak yorumlar ve desenleri üzerine çalışmalar yapar. İstanbul’a döndüğünde hocası Mongeri’nin yanında, Çırağan
Sarayı’nın restorasyon projelerini ve rölövesini
hazırlar.

1928
yılında, mezun olduktan sonra, diploma projesiyle
birinci olur ve kazandığı devlet bursuyla, üç yıllığına
Avrupa’ya gönderilir.
Birçok Avrupa şehrini gezen Eldem; Berlin’de Jansen ve Hans Poelzig’in, Paris’te Auguste Perret
ve Le Corbusier’in
yanında çalışır. Henüz burs süresi tamamlanmadan, 1930’da,
yeniden yapılanma sürecindeki Güzel
Sanatlar Akademisi’nden -eski Sanayi-i Nefise- gelen teklif üzerine
İstanbul’a döner.Eldem henüz 23 yaşındayken,
1931’de Uluslararası Budapeşte
Fuarı’nda Türkiye pavyonunu tasarlar ve ilk kez bir projesi
uygulanır.
Kısa süreli fuar için tasarlanan pavyon; modüler
ve ahşap olması ile hafiflik ihtiyacına cevap veren modernist bir
tarza sahiptir.
Eldem’in hayatında önemli bir yere sahip olan Türk Evi etkisi; pencere oranlarında ve malzeme seçiminde
kendini gösterir.
Fuar pavyonlarının ülke temsiliyetleri açısından önemi düşünüldüğünde, Eldem’in genç yaşına rağmen mimarlık piyasasında kendisine yer edindiği buradan anlaşılıyor.
1932 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'nde,
öğretim üyesi yardımcılığına
getirilen Eldem; 1978
yılında,
emekliliğe ayrılana kadar millî mimari, mimari
proje, yapı, rölöve ve restorasyon dersleri
verir. 1932’de,
akademik hayatıyla eş zamanlı olarak kişisel ofisini açar
ve uygulamalara başlar.
1932 yılında Eldem, ilk büyük işini alır ve yapı 1933’te tamamlanır. Taksim’de yer alan
Ceylan Apartmanı, her katında
birer daire bulunan altı katlı bir konut yapısıdır.
Üçgen parselden yararlanılarak tasarlanan yapıda; köşede bulunan
salonlar
üç yöne bakacak şekilde
konumlandırılır. Cephesinde geniş pencereler bulunan yapıda, yatay etkiyi
güçlendirmek adına derzler
kullanılır. Auguste Perret
etkisinin görüldüğü binada, dairelere sekizgen hol eklenerek
çoğu odaya holden erişim sağlanır.

Eldem, Ceylan Apartmanıyla birlikte
modernizmle ilişkisini
gösteren ilk binalardan olan SATIE Büro ve Servis Deposu’nu
tasarlar. Kübik kütlesi, yatay bant pencereleri ve düz çatısıyla Le Corbusier’nin pürist ilkelerine referans
veren yapı, 1934’te tamamlanır. Ancak 1950’lerin sonunda yıkılır.Eldem’in o dönem tasarladığı
Maçka Firdevs Hanım Evi (1934) ve Yalova Termal Oteli
(1934-1937)
projelerinde de, Avrupa’dan edindiği modern
mimari yaklaşımların etkisi
görülür. Yine de Yalova Termal Oteli’ni, "Milli Mimari hareketinin ilk ürünü"
olarak niteler.
Geleneksel Türk Evi,
son yüzyıl saray ve köşkleri
üzerine çalışmalar yapan Eldem, Avrupa’da aldığı eğitim
ile öğrendiği mimari üslupları harmanlar
ve özellikle kariyerinin başlarında farklı üsluplarda denemeler
yapar. Geleneksel motifleri, plan tarzlarını
gün yüzüne çıkarmayı düşünen Eldem, bu öğeleri özellikle kullanır.
1934 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi’nde,
"Milli Mimari
Semineri"
adında ulusal mimarlık eserlerine yönelik
araştırmayı
hedefleyen bir çalışma başlatır. Bu çalışma sayesinde, o döneme kadar haklarında çalışma yapılmayan sivil
ve anonim mimarlık eserlerinin dökümleri çıkarılır.
Özellikle öğrencilerine bu tarz yapıların rölövelerini
çizdirir.
1 Nisan 1948 tarihinde, Akademi’de çıkan
yangında
koleksiyonu yitirinceye dek çalışma devam eder.
İstanbul Teşvikiye’de yer alan
Ağaoğlu Evi
(1936-1938), Eldem’in geleneksel biçim ve işlev öğelerinin yeniden
yorumlandığı bir yapı
olarak bilinir. Türk Evi’nin oval sofası,
iki katlı apartmanın en önemli unsurudur. Geleneksel öğeyi
modern tarzda yorumlayan Eldem, sofanın
yerini ve işlevini değiştirir, salon olarak kullanır.
1938’de Eldem'e, o güne kadar gerçekleştirilen
en büyük
uluslararası fuar olan New York Dünya Sergisi'nde, Türkiye’yi
temsil görevi verilir.
Eldem sergide, Türk Pavyonu ve yapım aşamasındaki
çeşmelerin
dikkat çektiğini belirtir. Pavyon
genel itibariyle eski hünkar
köşklerinin benzeri
olan, üst katında kahve olarak hizmet
veren
bir işleyişten oluşur. Bu yapıya ek olarak, merkezi havuz
etrafında sıralı olan çeşitli sergi ve hizmet alanlar
ı konumlanır. Türk Pavyonu
; Eldem’in oluşturduğu mimari üsluptan çok, Vedat Tek ve Kemaleddin Bey
’in üslubuna benzese de, 2. Ulusal Mimarlık Dönemi’nin başlangıcına bir
işaret
olarak yorumlanır.
Eldem, sahip olduğu ulusal mimarlık fikirlerini;
1940’ta
Arkitekt dergisinde "Yerli Mimariye Doğru"
başlıklı yazısında belirtir. Bildiri niteliğindeki yazı çalışmasında, ulusal mimarlığın gerekliliğinden
bahseder ve nasıl olacağına dair yöntemlerini açıklar.
- "Tarzı mimarî’ hariçten ithal edebilecek bir meta değildir, ve olmamalıdır. Her memleketin kendine mahsus bir tarzı mimarisi vardır ve bir tarzın alelıtlak her yerde tatbiki bir çok mahzurlara sebebiyet verebilir. Binaenaleyh yapı üslubunun yerli olması çok esaslı bir şarttır." - Eldem, 1940

Eldem;
yapının işlevi, boyutu
gibi farklı etkenleri göz önünde bulundurarak, milli mimariyi dikkatli şekilde kullanıyor
ve şekilci bir mimari üsluptan uzak duruyor.
Bu sayede, mimaride
gerçek anlamda ulusal bir etki
oluşturabiliyor. Bazı projelerinde uluslararası üslup ve yerli gelenek arasında güçlü
bağlar
bulunurken, geleneksel Türk unsurlarını küçük dokunuşlar olarak kullandığı veya uluslararası bakış
açısının asgaride tutularak geleneksel öğelerin denendiği
tasarımlar
da bulunuyor.
Mimarlık kariyerinin ilk döneminde
geleneksel mimari öğelerini
ve biçimlerini daha çok konut ve pavyon tarzında
kullanan Eldem’in; mimari üslup düşüncesinin en iyi örnekleri Yalova Termal Oteli (1934-37), Ağaoğlu Konutu (1936-37), Tahsin Uzer Yalısı (1938), Ayaşlı Yalısı (1938), Safyurtlu Konutu 1 (1942) ile Taşlık Kahvesi'nde (1947-48) görülüyor.
Otel, işyeri, kamu, eğitim ve banka tarzı işlevlerde
ise çağın ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde akılcı ve işlevci
tasarımlara
yönelir.
Emin Onat ile tasarladığı
İstanbul Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi (1942-44) ve
Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi (1943-45)
gibi büyük yapılarda işlev, malzeme ve taşıyıcı sistemi
ön planda tutan Eldem; geleneksel öğelere
ayrıntılarda yer vermiştir.
Günümüzde, 2. Ulusal Mimarlık akımı olarak tanımlanan
1940’lı yılların mimarisine damga vuran Eldem ve Emin Onat
’a,
1942’de, Türkiye’nin en köklü üniversitesi olan İstanbul
Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi binalarının tasarımı verilir
. Eski İstanbul’un ortasında, Laleli’de yer alan binanın, dönemin
temsili yapılarında olduğu gibi büyük oranlara sahip olması ve
rejiminin bir güç göstergesi
olması kaçınılmaz olur.
Tüm bunlara rağmen,
Eldem’in tarzı binaya; pencere oranları,
söveler, saçaklar, kemerler, almaşık duvarlar, geniş tonozlar ve
geleneksel anıt mimarisinde olduğu gibi dev rafine edilmiş taç
kapı modelleri olarak yansır.
Bu açıdan bina, geleneksel öğeleri taşırken aynı zamanda plan şemasında döneme uygun şekilde işlevsel olarak kabul edilir.
İstanbul Üniversitesi binasının yapımı sürerken,
Eldem
ve Onat’a Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi işi verilir.
Paul Bonatz’ın müşavir sıfatıyla onayladığı proje; diğer üniversite binasında olduğu gibi rejim temsiliyeti taşıyan
klasist bir tarzda
tasarlanır. Dev kütleli binada; yüksek kemerler, revaklar, taç kapılar ve çeşitli detaylar milli
fikri yaşatır.

Dönemin belediye başkanı
Lütfi Kırdar’ın siparişi üzerine
Eldem; 1948’de Taşlık Kahvesi’ni inşa eder. Boğazın
en eski yalısı olan Amcazade Yalısı’nın selamlığının
birebir aynısı olarak tasarlanır.
Merkeze yapılan havuz,
plana eklenen üçüncü kol
ve saçak boyu
yalıdan farklı olarak eklenir. Yapı tasarımında Eldem; tarihin, modern
potansiyelini göstermeyi amaçlar.
Mimar; boğazdaki en eski yalının modern halini, Maçka sırtlarına getirerek istinat duvarının üzerine kondurur ve geleneksel Türk Evi’ni, Türk Kahvesi’ne dönüştürür.
Eldem ve Onat ikilisi, 1947’de Sultanahmet’te, İstanbul Adalet
Sarayı’nı tasarlarlar.
Düzenlenen yarışmayı kazanan projelerinin, teslimiyetçi bir şekilde "
Cumhuriyet
devrinin tarih boyunca yaşayacak ölmez bir abidesi"
olması istenir. Yapı içindeki sokak çevresine yerleştirilen ve
modüler şekilde tekrar eden bloklar,
yapıya düzen kazandırır. Modülerliği açısından modernist ve işlevsel
olarak görülse de, yapıdaki Eldem etkisi
kendini gösterir. Uzun
saçaklar, düşey pencereler ve yüksek revaklar
; yapının tarihten gelen özellikleri olarak göze çarpar.
- "Artık bu mesele ile meşgul olmak zamanı gelmiştir. Milli mimari olabilir mi değil, olmalıdır demek lazımdır.” - Eldem, 1940

1950’li yıllardan itibaren, Eldem’in tasarım çizgisi
ağırlıklı olarak modernist etkiye kayar ve geleneksel
sivil mimari öğeleri
tasarımlarda detaylar olarak yer almaya başlar. Florya Tesisleri (1955-59) ve Rıza Derviş Konutu (1956-57); rasyonelleştirilmiş modernist üslupla
inşa edilir ve ‘California Modern’ etkisi
görülür. Hilton Oteli (1952-55) ve Safyurtlu Konutu 2 (1952); Eldem’in mimarisinden çok Amerikan modernist üslubunda
tasarlanır.

1955’te hizmete giren
Hilton Oteli, İstanbul’un ilk
uluslararası oteli
olma özelliğini taşıyor. Yine 2. Dünya Savaşı sonrası, modernist hareketlere sahip yapının ana
tasarımı Skidmore, Owings & Merill şirketi
tarafından tasarlanmış olmasına rağmen yapı Eldem müdahaleleri de içeriyor. Yapıdaki uçan halı
şeklindeki giriş saçağı, bahçe köşkleri, dekorasyonda
kullanılan Türk Evi öğeleri ve divanhane planında bulunan
lokanta; Eldem’in dokunuşlarından.

1959’da inşaatı tamamlanan
Florya Tesisleri, Eldem’in en
kapsamlı projelerinden biri.
Sahil boyunca uzanan alanın tasarımını içeren yerleşim projesi Eldem tarafından, yapı projeleri ise Orhan Çakmakçıoğlu ile birlikte yapılıyor.
Florya sahilini düzenleyecek olan proje onaylanmış olsa da uygulama sırasında çıkan sorunlar nedeniyle yalnızca bir kısmı tamamlanır. Genel itibariyle modernist üsluba sahip olan
yapıdaki yatay vurgular, düz çatı ve dışa yansıyan strüktür;
tasarıma modernist bir hareket katar.
Eldem’in tarzı, 1960’lardan itibaren iki farklı şekilde
ilerler.
İlk yaklaşımı, Akbank Genel Müdürlüğü (1967-68) ve Alarko Ofis Blokları (1976-79) gibi yapılarda görülür. Genel itibariyle geleneksel üsluptan uzak, anıtsal
yapılardan oluşur. Diğer yaklaşım ise; Eldem tarzına daha yakın
şekilde geleneksel sivil mimari denemeleri
içerir. Geniş
saçaklar ve oranlı pencerelerle,
içinde bulunduğu tarihsel çevreye uyum sağlayan
tasarımların
başında Zeyrek Sosyal Sigortalar Kurumu Kompleksi (1962-64), Hindistan Büyükelçiliği Konutu (1965-68) ve Atatürk Kitaplığı (1966-75) gelir.
Hindistan Büyükelçiliği Konutu
(1960-68), Eldem ve Orhan Çakmakçıoğlu ortaklığının bir diğer çalışması. Geleneksel
eklektik üsluptaki yapı;
düşey strüktürel yapı şeması, dışa yansıyan strüktür elemanlarıyla modernist özellikler
taşır
. Uzun saçakları, cam önü kafesleri, cumba
benzeri konsolları ve Türk Evi benzeri plan şeması
ise gelenekseli ifade eder.
Eldem’in tasarladığı Zeyrek’teki Sosyal Sigortalar Kurumu
Kompleksi, 1962’de açılan yarışmada birincilik kazanır.
Türk Evi öğelerine sahip yapı, uzun saçaklar, modüler cephe bölünmesi, düşey pencere oranları ve çıkmalar içerir. Kompleksi tek bir bütün kütle
yerine hareketli, inişli
çıkışlı, önlü arkalı şekilde topografyaya yerleştirmesi;
geleneksel Türk evlerinden oluşan mahalle esintileri
oluşturur. Yapı; hareket sayesinde arkasındaki sokağın siluetine uyum sağlar. Eldem bu projesiyle 1986’da Ağa Han
ödülünü
kazanır.
Pakistan Büyükelçiliği projesi
(1963-74), iki binadan oluşur. İlki; Eldem modülleri ve oranlı düşey pencereler
içeren elçilik ofisleridir.
İkincisi ise Eldem tarzının yanında İslam mimarisine gönderme yapan
parçalı tonozlardan oluşan ve saçak elemanları içeren
elçilik
konutudur
. Eldem tarzıyla birleşen benzer İslami etki; ofis binasındaki taç kapıda
da görülür.
Akbank Genel Müdürlük Binası
(1966-68), bir yandan Eldem’in ağırlıklı olarak cephe tasarımında kullandığı
Türk Evi karakteristiğini
taşırken; diğer yandan yekpare
kütle olarak anıtsal bir
özellik gösterir. Cephede düşey
oranlı pencereler ve dışa taşan strüktür,
modülerlik sağlar. M
odülerliğin iç cephede kullanılmaması
binanın daha çok işlevsel olarak tasarlandığını gösterir.
Atatürk Kitaplığı
(1966-75), Eldem’in uzun yıllardır
üzerinde durduğu tarzının bir ürünü olarak karşımıza
çıkar.
Daha önce çeşitli projelerinde gerçekleşmeyen ve geleneksel Türk mimarisinde yer alan merkez hakim planın;
altıgen şema olarak geliştirilmesinden oluşur
. Altıgen şemadan tasarlanan kitaplıklar ve masalar
; iç mekanla bütünlük sağlar. Merkezdeki altıgenle, binanın ortak fonksiyonel merkezi oluşturulur ve binanın altıgenlerdeki fonksiyonları yönetmesi amaçlanır. Böylece organik mimari
etkin bir şekilde sadece görsel öğelerde
kalmayarak planı da oluşturur.
Kompleks dahilinde çeşitli yapılar planlanır ancak sadece kitaplık kısmı
inşa edilir.
Alarko Ofis Binaları
(1976-79), Eldem’in son büyük
çaplı projesi olmakla birlikte, diğer ofis yapılarının temel
özelliklerini taşır.
Türk Evi özelliklerini yansıtan tasarım, cepheleriyle kendini gösterir. Dönemin revaçtaki malzemelerinden alüminyum ve cam kullanmak yerine, betonarme
karkas strüktürü
cepheye yansıtır. Düşey pencere oranlarına sahip yapıda, yatayda devam eden sürekli pencereler yerine modüler biçimde
pencereleri bölen
Eldem; geleneksel tarzı plana yansıtmayarak alanı açık ofislere bırakır.
Sedad Hakkı Eldem’in, Türk Evi öğelerinden güncel bir üslup
oluşturma çabasının yanı sıra, eski eserleri korumaya yönelik
çalışmaları da olur.
1941-45 yılları arasında Eski
Eserleri Muhafaza Encümeni’nde
tarihi yapıların korunması adına görev alır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Uluslararası
Mimarlar Birliği’nde (UIA)
de aktif görev alarak, 1948 yılındaki genel kurulda Türkiye’yi temsil eder. 1962-78 yıllarında, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nda
tarihi eserlerin korunması için bir başka görev daha alır. 1988’de, Kültür Bakanlığı tarafından yeni görev verilse de sağlık sorunları sebebiyle devam ettiremez.
Sedad Hakkı Eldem, çeşitli kitaplar, makaleler ve çeşitli
yazımlarla bilgilerini aktararak Türk sanat tarihine katkıda
bulunur.
Türk Evi Plan Tipleri (1954), Sadabad (1978), Yapı (Türk Evi I, II, III (1984, 1986, 1989) ve Yapı (1970) başlıca yazılı eserleri olarak zengin bir birikim sunar.
1929'da,
Paris'te Çağdaş Sanatçılar Sergisi'nde ilk ödülü
olan bronz madalya
yı
aldıktan sonra; 1952'de, Amerikan
Mimarlık Enstitüsü’nden Bölgesel Tasarım Ödülü’
nü; 1983't,e Sedat Simavi Mimarlık ve Kent Planlaması Ödülü’
nü; 1983'te, Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Ödülü’
nü alır. Zeyrek Sosyal Sigortalar Kurumu Kompleksi ile 1988'de, Ağa
Han Mimarlık Ödülü
’nü
kazanan Eldem’e; yapılarıyla mimarlığa hizmetlerinden dolayı 1988'de, Mimarlar
Odası Ulusal Mimarlık kurulu tarafından Büyük Ödül
verilir. 1979'da ise Güzel Sanatlar Akademisi tarafından onursal
doktorluk ünvanını alır
.
Türk mimarlık tarihinde
kendi dönemine damga vuran
, projelerinin bazılarında eski Türk yapı sanatı unsurlarını kullanarak milli mimariyi canlandırmaya çalışır. U
luslararası mimari üsluptaki binaları ile
Türkiye’de öncü olan
, Türkiye'ye özgü mimarlık
oluşturmanın gerekliliğini savunan
, tarihi eserlerin korunması adına çalışmalar yaparak önemli bir envanter oluşturan
ve 40 yılı aşkın süre boyunca Akademi’de mimarlar
yetiştiren
Sedad Hakkı Eldem; 7 Eylül 1988’de hayata gözlerini yumar.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.