Organik mimaride doğayla uyumlu yapılar ve sürdürülebilir tasarım örnekleri
09:00, 20/03/2021, CumartesiG: Güncelleme: 12:43, 28/12/2025, Pazar

Peter Cook ve Colin Fournier tarafından tasarlanan 'Dost Uzaylı'; lakabıyla Kunsthaus Graz yapısı.
Organik mimari, yapılar ile doğa arasındaki uyumu desteklemeyi savunur. Binanın, dekorun ve çevrenin bir kompozisyon oluşturmasını ön görür. İnsanın doğa ile savaşına karşı bir barış teklifi sunar. Çevresinde uyum sağlayacağı veriler olmadığı zamanlarda ise, doğayı taklit ederek ona göndermeler yapar.

Organik mimarinin kurucusu,
bu kavramı ilk ortaya atan Frank
Lloyd Wright
olarak kabul edilir. Organik
mimari, yapının çevreyle uyumunu ifade eder
. Binayı,
dış mekandan içerdeki aydınlatma elemanlarının tasarımına kadar tüm detaylarıyla bir
bütün olarak ele
alır.

Bu yaklaşımla
birlikte organik mimaride, doğadan
ilham alan,
esnek,
akışkan,
kendi içinde ve doğayla ahenk
oluşturan,
müziğin ritmiyle dans eden
, yenilikçi yapılar
ortaya çıkar.
Bu tasarımlar, çevresinden
bağımsız ya da
çevresinde egemenlik
kuran oluşumlara
karşı
bir duruş sergiler.
Bu yapılarda, doğayla uyum içinde olan taş,
toprak, ahşap gibi malzemeler sıklıkla tercih edilir.

Organik
tasarımlarda,
zaman zaman dekoratif işlemelerde bitki
motifleri kullanılarak doğaya gönderme
yapılır.

Bu mimari üslup
,
doğaya hizmet eden
ve doğanın sunduğu
imkanları
kullanan
sürdürülebilirlik
kavramıyla iç
içe bir tavır içindedir.
Organik
mimari doğrultusunda tasarlanan binalar,
bulunduğu çevre ile aidiyetlik
hissini yakalayan, sade, işlevsel ve zarif olmayı hedefler.

Organik mimariye örnek olarak verilebilecek olan
Harran
evleri;
yazın
serin,
kışın
sıcak
tutmasını sağlayan, doğada bulunan, kerpiç ve taş kullanılarak
yapılır.
Kubbeli yapılar,
çevre sıcaklığı baz alınarak tepede ve duvarlar üzerinde küçük boşluklar
bırakılarak
havalandırılır.

Evler
,
küçük kubbeli odaların içerden
birbirine bağlanmasıyla
oluşturulur.
Yapı, dışardan
bakıldığında,
topraktan yükselen, kendiliğinden
var olmuş
tümsek izlenimi verir.
İnsanın barınma ihtiyacını doğayla bütünlük içinde çözümleyen bu
yapı, türün öne çıkan örneklerindendir.

UNESCO Dünya Mirası
Geçici Listesi'ne alınan
ve tarihi 250 yıl öncesine dayanan bu
evler,
içerden
ve dışardan balçıkla sıvandığı için bugüne
kadar ulaşır.

Heykel Ev,
1967'de Jacques
Gillet tarafından tasarlanır.
Betonarmenin sınırları zorlanarak tasarlanan konut,
ilk insanların yaşadığı mağara
evlerini andırır
. Yapı, katı
kütlesel bir form yerine
kabuk izlenimi veren asimetrik
bir formda tasarlanır.

Doğadan ilham alınarak yapılan
eser,
sonradan yapılmış gibi değil de, bölgede var olan mağaralar
üzerine yapılmış birkaç dokunuşun ürünüymüş gibi bir
izlenim verir.


Yapı, çatısına kadar
yosun ile kaplanarak
çevresindeki ağaçlarla
bütünlük sağlar.
Çelik strüktürlerle desteklenen yapı,
doğanın eksik olan
parçasını tamamlar
niteliktedir. Merdiven bulunmayan projede
, kullanıcılar üst
katlara çıkarken
kayalara tırmanırcasına yapılan rampaları
kullanır.
Dış mekana açılan pencereler,
uzun ve geniş yapılarak iç-dış
kavramları ortadan kaldırılıp
yapıya esneklik
kazandırılır.

Mimar
Antoni
Gaudi tarafından tasarlanan
organik yapı,
1910 yılında Barselona şehrinde tamamlanır. Dalgalı formu ile bina, doğal taşların ustaca şekillendirilmesinden dolayı "Taş
Ocağı" lakabıyla da anılır.


Cephe boyunca devam eden
dalgalı form,
yapıya
parçalar halinde değil de yekpare
bir şeklide oluşmuş izlenimi verir.
Yapının bu hali,
organik mimarinin
kendi içinde var olan ahengiyle bütünlük
oluşturma ilkesine öncülük eder.


Yapının
adeta bir heykel gibi tasarlanan bacaları
ve
Art Nouveau işlemeli balkon
korkulukları
gibi
detayları
da incelikle ele
alınır.

İki dairesel avlu etrafında sonsuzluk sembolü (∞) şeklinde tasarlanan
yapı,
1984'te, UNESCO Kültür
Mirası Listesi'ne alınır.

Organik mimariye
bir başka örnek
olan İsveç'in başkenti Stockholm'da bulunan istasyon,
sanatı metroya yerleştirerek
"halkın günlük yaşamında kolaylıkla erişebileceği bir sanat" fikri olarak ortaya
çıkar.

Birçok sanatçının bir
araya gelerek
oluşturduğu
ve 1975'te açılan istasyon,
yer altındaki ana kayanın kullanılmasıyla, doğanın
sunduğu imkanlarla yapılır.
Ana kayanın derinliklerine indiren yürüyen merdiveniyle yapı,
doğada denk
geldiğiniz bir mağara atmosferine sahip.

Bulunduğu çevreyi yok sayıp tamamen
betonarme
bir istasyon inşa etmek yerine;
ana
kayanın tasarıma dahil edilmesi,
organik mimarinin
tüm yapısal
ögelerde kullanılabileceğini gösterir.
İstasyonun bugünkü
halini almasında Karl-Olov Björk ve Anders Aberg
gibi sanatçıların büyük
etkisi bulunur.

Yapı,
1955'te, ABD'de Bruce Goff tarafından tasarlanır.


Malzemenin tüm imkanlarını kullanan
Goff,
yerel demir taşından
yapılan duvarlar
arasına cam kırıntıları yerleştirir.
Bulunduğu yerdeki topraktan
doğmuşçasına
sarmal bir formla,
yaklaşık 30 m
yükselen
yapının
zemininde
kullanılan taşlar,
arazi ile bütünlük oluşturur.

Bu
sarmal
çatı,
merkezdeki çelik direğe bağlanarak kablolarla
desteklenir.
İç mekanda, bölücü
duvarlar
yerine
farklı kotlar ve
perdeler kullanılarak işlevler, birbirinden ayrılır.
Böylece yapı,
daha esnek bir
kullanım olanağı sunar.


Organik mimari meraklısı olan
Bruce Goff'un
bu yapısı
, doğaya dönüşün
bir simgesi
haline gelir.
Tüm bu
örneklerin
ışığında
organik mimari için;
insanın barınma
ihtiyacı
ile
doğal çevre
arasındaki
uyumu destekleyen bir mimarlık
felsefesidir
denebilir.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.