Locus Studio’dan Utah Çölünde peyzajla bütünleşen konut: Periphery House
20:30, 12/07/2026, Pazar

Proje yükseltilmiş temel sistemiyle tasarlanıyor.
Periphery House, Locus Studio tarafından 2025 yılında Utah, ABD’de tasarlanan iki yatak odalı bir konut projesi olarak konumlanıyor. Grand Staircase-Escalante Ulusal Anıtı yakınında, Utah’ın yüksek çöl coğrafyasında yer alan yapı, 197 metrekarelik bir yaşam alanı oluşturuyor. Yaklaşık 1.920 metre rakımda bulunan konut, kayalık arazi, sulak alanlar ve mevcut bitki örtüsüyle birlikte ele alınıyor. Yapı, çevresindeki doğal koşullarla doğrudan ilişki kuran bir yerleşim anlayışıyla şekilleniyor.

Peyzajla görsel süreklilik kuran teraslar projede yer alıyor.
Yaklaşık dört yıl süren tasarım ve inşa süreci boyunca proje, araziye minimum müdahale yaklaşımıyla geliştiriliyor. Ardıç ve çam ağaçlarının arasına yerleşen yapı, zemine minimum düzeyde temas edecek şekilde konumlanıyor. Yükseltilmiş temel sistemi; sulak alan zemini ve mevcut çöl bitki örtüsünün korunmasına katkı sağlıyor. Beton teraslar, çelik taşıyıcı sistemler, meşe yüzeyler ve geniş cam açıklıklar aracılığıyla iç mekân ile dış çevre arasında görsel süreklilik kuruluyor. Yapı, arazi üzerinde baskın bir kütle oluşturmak yerine peyzajın bir parçası olarak yerleşiyor.

Malzeme kartelası meşe, çelik ve betondan oluşuyor.
Periphery House, Utah çöl peyzajı içerisinde iklim verileri, topografya ve kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen çağdaş bir konut yaklaşımı ortaya koyuyor. Locus Studio’nun kurucusu Anson Fogel’in mühendislik, aydınlatma tasarımı ve sinematografi geçmişi, projenin mekânsal kurgusına doğrudan yansıyor. Yapı; teknik performans, ışık kullanımı, iç mekân atmosferi ve çevresel koşullarla kurduğu ilişki üzerinden şekilleniyor. Yapı; teknik performans, ışık kullanımı ve çevresel koşullarla kurduğu ilişki üzerinden şekillenirken, geniş açıklıklar ve mekânsal yönlenmeler ışık ve ölçek odaklı bir tasarım dili oluşturuyor. Bu yaklaşım, küçük ölçekli bir ekibin projeyi tasarım sürecinden uygulama aşamasına kadar birlikte yürüttüğü bütünleşik tasarım ve yapım modelini ortaya koyuyor.

Geniş açıklıklar iç ve dış mekanı birbirine bağlıyor.
Yapı boyunca devam eden beton yüzeyler, mekânsal sürekliliği desteklerken pasif iklimlendirme stratejisinin bir parçası olarak çalışıyor. Projede yer alan yaklaşık 23 metre uzunluğundaki termal duvar, gün içerisindeki sıcaklık değişimlerini dengelemeye yardımcı oluyor. Yüksek performanslı mekanik sistemler ise yıl boyunca kontrollü iç mekân koşullarının oluşmasını destekliyor.

Pasif iklimlendirme stratejilerini destekleyen beton yüzeyler.
Mekanik sistemler, iç mekândaki akustik etkiyi minimum seviyede tutacak şekilde çalışıyor. Bu yaklaşım, yapıda teknolojik altyapının görünürlüğünü azaltırken doğal ışık ve sessizliğin mekânsal deneyimde öne çıkmasına olanak tanıyor.

Peyzajla görsel süreklilik kuran teraslar.
The Periphery House, iç mekân ile dış çevre arasındaki sınırları azaltan bir mekânsal kurgu oluşturuyor. Tavandan zemine uzanan cam yüzeyler ve geniş açıklıklar, doğal ışığın iç mekâna taşınmasını sağlarken çöl peyzajıyla doğrudan bağlantı kuruyor. Sürgülü kapılarla açılan yarı açık veranda doğal havalandırmayı destekliyor. İç mekân planlaması ise manzara akslarını öne çıkaracak şekilde düzenlenerek çevredeki peyzajın farklı noktalardan deneyimlenmesine olanak tanıyor.

Çöl manzarasına açılan geniş cam yüzeyler.
Projede meşe, çelik ve beton temel malzeme paletini oluşturuyor. Patinelenmiş çelik paneller ve yerel kum taşı kaplamalar, çöl peyzajının renkleriyle ilişki kurarken; meşe yüzeyler ve sabit mobilyalar iç mekânda bütünlüklü bir görünüm oluşturuyor. Malzemeler doğal dokularını görünür bırakacak şekilde kullanılıyor ve gün boyunca değişen doğal ışık, bu dokuların farklı biçimlerde deneyimlenmesine olanak tanıyor.

Meşe, çelik ve betonun bir araya geldiği iç mekân.
Afrika maunuyla kaplanan buhar odası, yapının diğer bölümlerine kıyasla daha kapalı ve kontrollü bir atmosfer oluşturuyor. Kompakt bir plan şemasına sahip olan projede açık yaşam alanları, yapının temel bileşenlerinden biri olarak ele alınıyor.

Afrika maunuyla kaplanan buhar odası.
Girişte yaşam, yemek ve mutfak alanlarının tek hacimde bir araya geldiği plan kurgusu, geniş açıklıklar sayesinde kaya oluşumları ve çöl peyzajıyla doğrudan ilişki kuruyor. Koridor ise iki yatak odası ve ortak banyoya bağlanıyor. Alt katta yer alan teknik hacimler ve depolama alanları, mekanik sistemlerin görünürlüğünü azaltıyor. Bu planlama yaklaşımı, sınırlı yapı alanı içerisinde kontrollü bir mekânsal akış oluşturuyor.

Açık planlı yaşam, yemek ve mutfak alanları.
Avluda odun ateşiyle ısıtılan sıcak su havuzu yer alırken, doğal yüzme havuzu sürekli akan bir dereyle besleniyor. Arazinin eğimine yerleşen çelik konstrüksiyonlu atölye ise peyzaj içerisinde geri planda kalacak şekilde konumlanıyor. Bu dış mekân kullanımları, yapının işlevsel sınırlarını genişletirken araziyle kurduğu ilişkiyi de destekliyor.

Odun ateşiyle ısıtılan sıcak su havuzu.
Locus Studio, yapım sürecinin önemli bölümünü birlikte çalıştığı zanaatkârlarla doğrudan yürütüyor. Mühendislik çözümleri, marangozluk detayları, sabit mobilyalar ve iç mekân uygulamaları proje ekibi tarafından geliştiriliyor. Mevcut topografya ve ekolojik veriler doğrultusunda şekillenen proje, yüksek çöl iklimine uyum sağlayan teknik çözümler ve malzeme tercihleriyle araziyle dengeli bir ilişki kuran yaşam alanı oluşturuyor.

Arazi eğimine yerleşen çelik konstrüksiyonlu atölye.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.