Türk Tarih Kurumu: Tarihle kurulan anıtsal yapı
11:00, 08/07/2022, CumaG: Güncelleme: 11:03, 16/01/2026, Cuma

Türk Tarih Kurumu binası, Kaynak: Arkiv.
Türk Tarih Kurumu, yerel tarihi ilk kaynaktan araştırmaya olanak tanıyan önemli işlevinin yanı sıra yapı tasarımıyla da ön plana çıkıyor. Turgut Cansever ve Ertur Yener’in tarihten referans alarak tasarladıkları yapı, Ankara Sıhhiye’de yer alıyor. 1980 yılında Ağa Han Ödülü’ne layık görülen tasarım, bu ödülle dünya çapında tanınan bir yapıya dönüşüyor.

Turgut Cansever
, mimari başta olmak üzere tüm sanatlara insanın varlık bilincinin yansıması
gerektiğine inanan ve asli amacın dünyayı güzelleştirmek
olduğunu savunan bir mimardır. Çalışma hayatı boyunca uygulama projeleri, restorasyon projeleri, teklif projeleri
ve yarışma projeleri
olmak üzere fikir aşamasında kalan ve inşa edilen pek çok projeye imza atar. Yaşadığı coğrafyayı keşfetmeye ve tarihsel süreci göz önünde bulundurarak tasarım yapmaya önem veren mimarın, Ertur Yener
ile birlikte tasarladığı Türk Tarih Kurumu
binası tasarımı
ve yapının ana işleviyle
toplumun geçmişini ele alıyor.
Cumhuriyet’in ilanının ardından toplumsal ölçekte pek çok yeni kurumun temeli atılıyor. Bu kurumların en önemlilerinden biri de Atatürk’ün talimatıyla kurulan ve
Türk tarihi araştırmalarının ilk kaynaktan yapılmasını
destekleyen Türk Tarih Kurumu
ismiyle karşımıza çıkıyor. 1931
’de kurulan TTK, araştırmacılar için çalışma alanlarının yanı sıra önemli bir kütüphaneyi
de içinde barındırıyor. Yıllar geçtikçe artan ihtiyaçları karşılayacak şekilde daha geniş bir kütüphane
alanı sunabilecek, bilimsel kongre ve konferanslara ev sahipliği yapabilecek
ve daha çok araştırmacının çalışmasına imkân sağlayacak
bir bina ihtiyacı doğuyor. Böylece tüm bu ihtiyaçları karşılayacak yeni bir yapı için 1951
yılında proje çalışmaları başlatılıyor.
Yapının inşa edileceği arazi, Ankara’nın önce
Lörcher
, sonra Herman Jansen
öncülüğünde hazırlanan İmar Planları’nda önemli bir arter olarak kurgulanan Atatürk Bulvarı
’nın arka cephesinde
konumlanıyor. Bu arterde çoğu yabancı mimar tarafından tasarlanmış Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Kız Teknik Olgunlaşma Enstitüsü, Ankara Kız Lisesi, Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi
gibi önemli eğitim kurumları
bulunuyor. Büyük kütlelere sahip olan bu yapıların tasarım dili tasarlanacak yeni yapı için de önemli bir kriter oluşturuyor.
Türk Tarih Kurumu,
matbaa
ve kurum binası
şeklinde iki parçalı olarak
kurgulanıyor. Projenin başında bu yapılar birlikte ele alınsa da matbaa binasının inşaatı sırasındaki gürültü Dil Tarih Coğrafya Fakültesi
’nde rahatsızlığa sebep olduğu için önceliklematbaa binası tamamlanıyor.
Turgut Cansever bazı sağlık sorunları yaşadığından dolayı bu süreci yakından takip edemiyor ve 1955
’te inşaatı tamamlanan yapı tasarım açısından istediği gibi sonuçlanmıyor. Mimar, merkez binanın kuzeyinde
kalan matbaanın nihai tasarımda arka planda olacağı bir çözüm üretiyor.
Toplam inşaatı
17 yıl
süren yapının ilk tamamlanan parçası olan matbaa binası 5 katlı
planlanıyor ve arazideki kot farkı
ndan dolayı girişler ikinci kattan
alınıyor. Dikdörtgen planlı
bu yapının inşaatının ardından bir duraklama süreci oluyor ve 5 yıl sonra çalışmalar yeniden başlıyor. 1967 yılında inşaat tamamlanarak merkez bina da kullanıma açılıyor. Merkez bina ve matbaa arasındaki ilişki, matbaanın 2. katından merkez binanın 1. katına bir geçiş
yapılarak sağlanıyor. Matbaa binası kat sayısı dolayısıyla merkez binadan yüksek kalıyor ancak cephede aynı malzeme kullanılarak ortak bir tasarım dili
kurgulanıyor.
Yapı;
kütüphane, toplantı salonları, çalışma alanları
gibi birimlerin bir avlu etrafında
toplandığı şekilde tasarlanıyor. İçe dönük
olarak tanımlanan bu tasarım şeklinin cephede anıtsal bir görünüm
kazanması için yapının giriş katı kolonlarla yükseltiliyor.
Buna ek olarak malzeme tercihi Ankara taşından
yana yapılarak masif görüntü
belirgin bir hale getiriliyor. Yapının tasarımında güncel teknolojiyi kullanma
çabasıyla birlikte geleneksel yöntemleri teknolojiye entegre etme
amacının olduğu görülüyor. Mimar bu durumu Mimarlık
dergisinde şu şekilde anlatıyor:“
Çağdaş bir malzemenin (Alüminyum'un doğramalarda) kullanılışında modern teknolojinin gelişmiş olmak, kesinlik gibi değerlerinden faydalanılırken, bu değerlerin tek taraflı ele alınmasını önlemek üzere birleştirici ve ayırıcı kafes v.b. gibi geleneksel mimarî unsurlar kullanılmıştır. Modern malzemenin kesinlik ifadesinin meşe gibi değerli ahşap malzeme ile değerlenmesi öngörülmüştür.”1

Anıtsal bir kütle oluşturmak için
duvarlar öne çıkarılıyor
ve duvarların masif
etkisini bozmayacak şekilde basık bir çatı
yapılıyor. Dışarıdan yapının içine dair fikir edinmek zorken yapının içinde bu katı tavır yerini ışık bacalarından süzülen ışığın
oluşturduğu sonsuzluk hissine
bırakıyor. Böylece ana cepheden alınamayan ışık sorunu da çözülmüş oluyor. Anıtsal nitelikteki giriş saçağını
geçip yapının içine girildiğinde bir avlu
ile karşılaşılıyor ve bu karşılaşma günün farklı saatlerinde kullanıcılar için farklı ışık oyunları
sunuyor. Ayrıca bu alandaki ahşap kafesler
ile avluya bakan bazı mekanların mahremiyeti de sağlanıyor.
Merkez binanın içindeki avlu haricinde,
birbirine paralel olarak kurgulanan
matbaa ve merkez binanın arasında kalan alanda bir avlu
tanımlanıyor. Araştırmacıların geleneksel mimarideki hayat
kavramının mekansallaştığını düşündükleri bu avluda, kullanıcıların çalışmalarını yaparken ara verebilecekleri kamusal bir alan
kurgulanıyor. Kamusal alanda iki havuz
ve oturma birimleri
yer alıyor.
Türk Tarih Kurumu
binası yapımı tamamlandıktan 13 yıl sonra1980 yılında
, Ağa Han Vakfı
tarafından düzenlenen Ağa Han Ödülü
’ne aday oluyor ve 200 projenin
başvurusu arasından ödüle layık görülen 15 proje
arasına giriyor. Jürinin Tarihsel İçerikle Uyum Araştırması
başlığı altında değerlendirdiği bina şöyle bir yazıyla anlatılıyor:“
Ödül, çağdaş yapı teknolojisini geleneksel fikir ve ilkelerle birleştiren bir mimari anlatım biçimine giden yolda olumlu bir aşama oluşturduğu için verilmiştir. Merkezi avlu geleneksel Osmanlı yapılarının içe dönük karakterini yansıtırken, İslam mimarisinin bütünlük ilkesi de parçaların bütüne olan ilişkisini belirlemekte bir düzenleme aracı olarak kullanılmıştır. 1930’lardan bu yana Ankara’da yapılan binaların belirgin ortak özelliği olan Uluslararası üsluba bir tepki olan bu bina, geleneklerden neler öğrenilebileceğinin bir örneği ve daha geçerli bir mimari dile işaret eden bir öncüdür.”2

Yapı ödül alarak beğenileri toplasa da yıllar geçtikçe yapının
karakterine uygun olmayan müdahaleler
yapılıyor ve pek çok mimarın karşı çıkmasıyla birlikte Turgut Cansever’in kızı Emine Cansever Öğün
’ün verdiği bilgiler doğrultusunda arşivdeki projeler taranarak yapının restorasyonunun yapılmasına
karar veriliyor. Ayrıca yapı, 2014
yılında Ankara 2 nolu Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu
tarafından tescilleniyor.
Türk Tarih Kurumu
Kamu Yapısı
Sıhhiye, Ankara
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.