Şantiye medeniyetinin gölgesinde Turgut Cansever’in izleri

Şantiye Medeniyetinin Karşısında
Mimari açıdan yağmalanmış bir İstanbul’da Turgut Cansever için portre yazısı yazmak bir kefaret olsa gerek. Kazılıp kapatılıp sonra yeniden kazılan, dört mevsimde kaç kez tadilattan geçtiğini unuttuğum bir Üsküdar caddesinden geçerek oturdum masaya.
Cansever 2009’da vefat etti ama ondan sonra iş makineleri hep daha hızlı, hep daha yırtıcı çalışmaya devam etti. Oysa her şey sükûnet içinde başlamıştı, Ankara’da ve Bursa’da büyümüştü Cansever. Bursa’nın orta yerinde onlarca katlı binaların olmadığı, uzaktan bakıldığında Saraybosna ile Bursa’yı karıştırmanın mümkün olduğu o eski zamanlarda, şehir hâlâ bir Osmanlı şehri hüviyetini koruyorken.
1958-1961 yılları arasında gerçekleştirdiği Beyazıt Meydanı Yayalaştırma ve Düzenleme Projesi’ni yıllar içinde bir bir söktüler yerinden, 2000 sonrası Beyazıt Meydanı onun meydanı değil artık.
Evet, bu yazı sitemle başladı sitemle bitecek: Mimari açıdan yağmalanmış bir İstanbul’da, Cansever’den kalan birkaç inceliğin izi dışında ona değecek bir anlam yok çünkü.
Yaşadığında sözlerine tıkanan kulakların sahipleri, vefat yıl dönümlerinde itinayla “İslam mimarisinin öncü ismi” olarak anıyor onu çünkü. Çünkü şantiye medeniyetinin karşısında bir Turgut Cansever geçti bu ülkeden, mimar, Müslüman ve mütevekkil.
Reklam
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.