Akra’ya bakmak: Gana’nın tarihi ve sömürge izleri

Tuz ve altın... Afrika denince aklıma kendiliğinden bunlar geliyor. Elbette nehirleri, dağları, çölleri, uçsuz bucaksız kuraklığı ve birden bastırıveren ihtişamlı yağmurları unutmuyorum. Gana’ya durduk yere gönül düşürmedim. Sosyal medyadan takipleştiğimiz genç bir yazar, Gana’da olduğunu ve yanında son çıkan kitaplarımdan birini götürdüğünü yazınca iyice meraklandım; Gana’nın peşine düştüm.
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi konuyla ilgili iki madde açıyor: Biri günümüze, diğeri ise geçmişe, ideal olanın köklerine uzanıyor. "Gana" maddesinde, buranın "Orta Çağ’da Batı Afrika’da kurulmuş ilk İslâm devleti" olduğu bilgisi yer alıyor. İlk İslâm idealistleri belli ki hem tebliğ hem de tuz ve altın uğruna buralara kadar gelmiş, altın ve tuzun kültürünü yaratmışlar. Vaktiyle Sahra ile Nijer ve Senegal nehirleri arasında kurulmuş o geniş bölge, bugün coğrafi olarak tam Gana’ya karşılık gelmese de aralarında derin bir bağ var; çünkü bugünkü Gana, kendi köklerini geçmişin izleri ve bu uygarlık atılımının sonuçlarıyla ilişkilendiriyor.

Cemal Süreya’nın "Afrika dediğin bir garip kıta" mısraını anımsıyorum. Buradaki "garipliği" her iki anlamda da düşünmeliyiz; zira bugünkü Amerikan ve Avrupa sömürgeciliğinin, kapitalizmin zihniyet algoritmasının temelinde bu gariplikler yatıyor. Dolayısıyla Gana’nın başkenti Akra’ya bakmak, oraya yol düşürmek; günümüzde dünyayı büyük bir bunalıma sürükleyen kapitalizmin tabiatına eğilmek anlamına geliyor. 238.500 km² yüzölçümü ve 33 milyonu aşan nüfusuyla Gana, Batı Afrika öyküsünün yazıldığı yer; Akra ise bu öykünün giriş cümlesi gibi... Dört milyona yaklaşan nüfusuyla Akra, Batı Afrika’nın yıldızı sayılıyor. 1957’den bu yana koruduğu bağımsız kimliği, başta altın madeni olmak üzere zengin yeraltı kaynakları ve kakao üretimi gibi değerli kalemleriyle önemli bir çekim merkezi. İki farklı mevsimin yaşandığı ülke, Ekvator ve Greenwich meridyenlerinin kesiştiği kavşakta bulunuyor. Tabiatın hâlâ bakirliğini koruduğu Bia, Bui, Digya, Kakum, Kyabobo, Mole ve Nini-Shien milli parkları ise insanlığın ortak mirası.

Para birimi sedi (cedis), resmi dili ise İngilizce. Dananın kuyruğunun koptuğu yer tam da burası; zira Afrika, adeta Fransızca ve İngilizcenin sömürgeci tahakkümüyle parçalanmış durumda. Yine de Fante, Twi, Ewe ve Fra-Fra gibi yerel diller varlığını sürdürmeye çalışıyor. Salaga Köle Pazarı’ndan söz eden kaynaklar, bölgeden zorla koparılan binlerce kadın ve erkeğin gemilere bindirilme hikâyelerini anlatıyor. Başkent Akra’nın isminin karınca yuvalarıyla bir bağı olduğu söylense de asıl "karınca yuvasını" hep İngilizlerin kazdığını söylemek abartı olmaz.
Reklam

Eğer Akra’ya vardığınızda, 1671’de İngilizlerin inşa ettiği James Town Deniz Feneri’ni ve James Fort Hapishanesi’ni gezmezseniz öyküyü tam anlayamazsınız. Volta Gölü, Dode Adası ve Makola Pazarı size turistik zevkler sunabilir; ilginç kumaşlar alabilir, el yapımı eşyalar bulabilir, balık ve tavuk arasında gidip gelen baharatlı yemekler tadabilirsiniz. Black Star Meydanı’ndaki devasa etkinlikleri hayranlıkla izleyebilirsiniz. Ne var ki Afrika haritasını önünüze koyduğunuzda; Akdeniz, Atlas Okyanusu ve onlarca büyük nehirle gönenmiş bu kıtanın kimler tarafından ve nasıl yoksul bırakıldığını çok daha iyi anlarsınız. Akra’ya gitmek ve dünyayı yeniden düşünmek az şey değil. Umut bu ya; belki o yazar arkadaşım bir yol bulur da bizi Akra’ya çağırır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.