Sagalassos: Luvi kökenli Pisidia kentinde katmanlı tarih

İsmindeki ardışık çift “s” ile Luvi kökenlerini ortaya koyan cânım Pisidia kenti: Dağlar hükümdarının karargâhı Sagalassos ile tanışın!
Geçtiğimiz temmuzda, Sagalassos’a son birkaç yılın üçüncü ziyaretinde bulunma imkânını yakaladım. Bana kalırsa Sagalassos Kazı Ekibi, dünyadaki en hızlı çalışan ekiplerden biri. Annem burayı ziyaret edeli henüz bir yıl bile olmadı örneğin. Hayranlıkla şöyle dedi kent onu da büyülerken: “Bu yollar yedi sekiz ay önce yoktu. Neler yapmışlar böyle?!” Bu nedenle, şehirdeki yürüyüş rotası değişiyor. Kent tarafından, yine, tamamen büyülenmişken açılan ana yollarda yürümek yerine kendimizi patikalarda yürürken bulduk bir anda, ki bunu çok seviyorum.

Akdağ, Akdeniz Bölgesi’nin yüksek kesimlerinde, cânım Burdur’un Ağlasun ilçesinde; muhteşem manzaralarıyla ve topografyasıyla ağırlamayı bekliyor tutkunlarını. Oldukça yüksek bir râkıma çıkarsınız mesela ancak Akdağ öyle yakındır ki sanki hiç tırmanmıyormuşsunuz gibi hissedersiniz; yorulmazsınız. Aşağı Agora’dan Yukarı Agora’yı ve diğer kotları görebilirsiniz. Yukarı Agora’dan da Claudius Kapısı’nı ve meşhur Antoninler Çeşmesi’ni görebilirsiniz. Kütüphaneden Dorik Çeşme’yi, ayrıca tiyatroyu; yanı sıra Aşağı Agora’yı ve Tiberius Kapısı’nı asla yıkılmayacak anti-domino taşları gibi temaşa edebilirsiniz. Hakikaten efsunlu bir manzaradır bu, “Büyülü Dağ’da Zaman”dır. Ayrıca fotoğraf ve kompozisyon meraklıları için harika fotoğraf verir bu peyzaj. Ben, bilhassa 18. ve 19. yüzyıl seyyahları, arkeologlar, mimarlar ve mühendisler tarafından çekilen fotoğrafları ve yine bu dönemlerdeki çizimleri çok seviyorum. Sagalassos’un da arşivi bu noktada çok geniş zira Pamphylia, Pisidia, Lykia ve Lykaonia dörtgeninde bulunduğu için de uğrak bir durak burası. Özellikle Otto Benndorf, George Niemann, Machteld Johanna Mellink, Gertrude Bell gibi arkeologların, mühendislerin, fotoğrafçıların, dahi seyyahların Lykia, Pisidia, Pamphylia çizimleri ve fotoğrafları olağandan olağanüstünün cezbesine götürür insanı.

Bu kentin bende hep nadide bir yeri oldu. Eski Kazı Başkanı Marc Waelkens’in dimağımıza kazandırdığı tabirle, Sagalassos’u bir “su şehri”, su medeniyeti olarak unvanlandırabiliriz. Bugün, KU Leuven’den Jeroen Poblome; Türk ve Belçikalı arkeologlardan, sanat tarihçilerden, ilgili diğer kıymetli disiplinlerden uzmanlardan oluşan ekibiyle kazı çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor.
Müstakbel ziyaretçiler için şuraya birkaç minik öneri bırakmak istiyorum bir de:
Sagalassos için en makul rota başlangıcı, Tiberius Kapısı’ndan başlayarak yedi müzün/musanın (ilham perileri) şahane frizleriyle (ki orijinal frizler Burdur Müzesi’nde) bezeli Hadrianus Çeşmesi’ne doğru ilerlemek bana kalırsa. Ardından, Antoninus Pius’un ve Hadrianus’un kült tapınağına ve İskender Tepesi’ne yönelmek makul bir seçim. Sonra Severuslar Çeşmesi, Claudius Kapısı (ki Romalılar, İmparator Claudius’un “damnatio memoriae”, yani “hatıraların lanetlenmesi”, cezasına çarptırılmasının ardından bu çift kapıyı İmparator Claudius’un kardeşi Germanicus’a ithaf ederler), ünlü Antoninler Çeşmesi ve yanındaki tünele devam etmek. Tünelin içine 30 metre kadar girebilirsiniz; çok fantastik ve gizemli, bazen göz ardı edilen bir yapı bu fakat klostrofobisi olanlar sakınsa iyi olur gibi.

Tam da burada yukarı sağa ilerleyerek muhteşem “Dans Eden Kızlar” friziyle Kuzeybatı Heroon’u görebilirsiniz. (Bu friz, on dört adet gerçek boyutlu kadın tasviri içeriyor. Öndeki hanımefendi kitharasını çalarken diğer on üç hanımefendi, birbirlerinin şallarını tutarak dans ediyorlar. Yine, orijinallerini Burdur Müzesi'nde görebilirsiniz.)
Sol tarafta, Akdağ manzaralı kaya mezarlarını göreceksiniz. Dikkatli bakmazsanız fark etmeyebilirsiniz. Yeni yapılan merdivenlerden de bu mezarlara ulaşabilirsiniz. Buradan arkanızı dönüp sağa doğru ilerleyince Sagalassos alanında keşfedilen ilk yapıyı, benim bir numaralı Sagalassos çeşmem olan Dorik Çeşme’yi göreceksiniz. Çeşme, şu anda orijinal kaynağının buz gibi sularıyla aktif! Kütüphane ise hemen bir üst kotunda yer alıyor çeşmenin. Soldaki kaya mezarları muhteşem bir nekropol oluşturuyor ve işte, el değmemiş, özgün mü özgün Sagalassos Tiyatrosu da burada. (Bilgilendirme tabelasında tiyatronun, veri envanteri için neden dokunulmadan bırakıldığı anlatılıyor, muhakkak okumak gerek bu önemli kısmı.) İskender Tepesi’ni gören manzarasıyla o ilk günün tiyatrosu ve akustik denemeleri…

Luvice, MÖ 2. binyılda bilhassa Batı, Güneybatı ve Güney Anadolu’da yaşayan birçok halkın ve bölgesel krallıkların temelini teşkil eden, döneminin süper gücü haline gelmiş imparatorluk Hititlerinin de arasında yoğunlukla bulunan bir yerli Anadolu halkıydı. Luvilerin kökenine dair hipotezler daha eskiden, bu halkların Hint-Avrupa halklarından oldukları yönünde ortaya atıldıysa da son yıllarda yapılan interdisipliner çalışmalarla onların Anadolu’nun yerli halkı oldukları hususundaki kanıtlar artıyor. Günümüzde Helenize adlarıyla bildiğimiz birçok yerleşimin Hitit kaynaklarındaki ve daha sonraki klasik antik kaynaklardaki isimlerine ve lokasyonlarına da bakılarak Luvi Krallığı’nın en büyük merkezlerinden birinin Arzawa Krallığı’nın başkenti Apaša(š) (yani Ephesos) olduğu düşünülüyor. Keza Troialıların da en büyük yerli Luvi nüfuslarından olduğu yönündeki tezler, özellikle Troia (Wiluša) kazılarında bulunan Luvi mührü gibi çığır açıcı kanıtlarla, kuvvetleniyor.
Luvice ise muhtemelen döneminin en geniş alanında, bilhassa halk nezdinde en çok konuşulan Anadolu diliydi. Çivi yazısının ve hiyeroglif sisteminin -ki Mısır ve Girit hiyerogliflerinden tamamen farklıdır Luvi hiyeroglifi- kullanıldığı Luvice, bu geniş coğrafyaya damgasını vurmuş ve kent devletlerinde asırlarca birçok lehçesi konuşulmuş bir dil: Side’nin Sidecesinin, Pisidia bölgesinin Pisidcesinin, Solymosluların Solymcesinin, özellikle Termessos, Karia bölgesinin Karcasının hep Luvi lehçeleri, alt dil grupları olması gibi. Gördüğümüz antik kentlerin isimlerinde orta hecelerde çift “s” sesi yan yana ise bu isim Luvicedir, kent de muhtemelen Luvi kökenlidir örneğin.
* Klasik mimarinin Dor düzeninde, frizlerin dikey olarak konumlandırılmış tabletlerinin arasındaki boşluğu estetik olarak dolduran dikdörtgen oyuk. Antik Şeyler’in minik dikdörtgen spot kutucukları da onun metopu olsun öyleyse!
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.