Türk Sineması'nın bilek becerisi ilerledi

Zeynep Karaca
16:06, 23/01/2026, CumaG: Güncelleme: 16:08, 23/01/2026, Cuma
Türk Sineması'nın bilek becerisi ilerledi
Derviş Zaim ile sinema üzerine

Sinema söyleşimizin konuğu Derviş Zaim, “Ressamlarda iki şey önemlidir, biri zihin, biri bilek. Bilek iyi olduğu zaman figürü daha iyi yaparsınız. Bir benzetme yapmam gerekirse bilek becerisi ilerledi Türk Sineması'nın” dedi.

Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen , Çamur, Paralel Yolculuklar, Cenneti Beklerken, Nokta, Gölgeler ve Suretler, Devir, Balık, Rüya, Flasbellek gibi filmlerin yönetmeni Derviş Zaim ile Türk Sineması üzerine röportaj yaptık.

Türk Sineması’nda son zamanlarda iyi örnekler var. Ama zayıf bulacağımız yapımlarda. Siz nasıl görüyorsunuz? Türk sineması sizin gözünüzde ilerleyen bir formda mı, duran bir formda mı?

Her zaman öyleydi. Zayıf yapımlar da vardı, iyi yapımlar da vardı. Her devirde benzeri durumlar yaşanır. İyi ve kötünün oranları konjektüre göre artıp azalabilir. Sözgelimi bazen piyasaya bolluk gelir, para akar. Para ile beraber zaman bir sıkıntı etesne denk düşebilir. İşte böyle zamanlarda problemleri tartışmak icabedebilir. Yani finansal şartlar ve zamanın ruhu doyunca sinemasal üretim yapmak, sinema ile düşünmek daha bir ihtimal dahilinde olabiliyor. Böyle eğilimler yüzünden sinema alanındaki üretimler artabilir, kimi zamansa niceliksel artış niteliğe de yansır. Ancak bu dinamikleri etraflıca ve derinlikli biçimde açıklayabileceğimiz kuşatıcı ve net bir model yok. Bir arada kullanılabilecek farklı modeller gündeme getirilebilir, ama ele aldığımız ve kullandığımız hibrid modeller ne kertede çalışır işte ondan emin değilim.

Nitelik olarak nasıl buluyorsunuz?

-Neyi?

Filmleri, yeni çıkanları falan. İzleyebiliyorsanız, takip edebildiğiniz kadar.

İyi olanlar var, en azından son zamanlarda bilekler daha da kıvrak hale geldi Türk Sineması'nda. Bilek becerisi daha da inceldi. Bilek becerisiyle şunu kastediyorum, ressamlarda iki şey önemlidir, biri zihin, biri bilek. Bilek iyi olduğu zaman figürü daha iyi yaparsınız. Bir benzetme yapmam gerekirse bilek becerisi ilerledi Türk Sineması'nın. Ama Türk Sineması'nın temel problemi değer üretimi. Değer üretme peşine düşenler de bu girişimlerini taçlandıracak biçimi bulamıyorlar. Değer ve biçim arayışını doygunluğa ulaştırmak sanırım ana problem.

Peki, o zaman ikinci soruyu sorayım. Hem dünyada hem de ülkemiz için, tekonolojinin gelişmesi ve işlerin biraz daha herkesin ulaşabilirliği noktasına gelmesine nasıl bakıyorsunuz, mesela bir yapımı sosyal medya hesaplarına yükleyip de seyirciye ulaşılabilir? Böyle bir ortamda sinemanın anlamının dönüşeceğini düşünüyor musunuz?

Bir filminizi çekip sosyal medyaya yüklediğiniz zaman herkese ulaşabileceğiniz teorik olarak doğru olmakla birlikte tenzilatlı kabul edilmesi gereken bir konudur. Çünkü üretilen herşey belli oranda bir seyirciye ulaşamayabiliyor. Zaten şu andaki sinemamızın problemlerinden bir tanesi dağıtım ile filmlerin gösterim koşullarının gittikçe sertleşmesidir. Dolayısıyla film çekmekle bitmiyor. Eskiden film yapmak zordu. Ama zorla yaptığımız filmleri az ya da çık bir biçimde sinemaya sokup TV’lerde bir şekilde gösterime çıkartabiliyordunuz. Seyirciyle buluşturabilme şans ve momentumuz eskiden daha fazlaydı. Şimdi daha kolay yapılabiliyor filmler ama seyirciyle, kitleyle buluşturulmaları çok daha zor. Sosyal medya bir çıkış sağlayamayabilir zannedildiği kadar. Teorik olarak böyle bir şey var ama gerçeklikte yaşanan durum farklı. Herkes filmini yapıyor yapmasına da ldeki film yastığının altında kalıyor, evde rafta kalıyor. Evinde, ofisinde kendisi, akrabaları, eşi dostu seyrediyorlar. Festivallerde yere koymadığımız Türk filmleri yapımcının toplumdaki bir grupla bir rabıtası yoksa yeterince seyirci bulamıyorlar. Şu andaki mesele seyirciyle tekrar ilişki kurabilecek kaliteli işler yapmayı başarabilmek ve doğru dağıtım, gösterim kanallarını bulabilmekte yatıyor. Yoksa seyirciyle ilişki kurmayı başarabilecek film yapmanın yolu ya da yordamını Türk Sineması ezelden beri biliyordu. Bir ara unutur gibi oldular ama doksanlarda yeniden hatırladılar, şimdilerde benzer işler çıkarmaya devam ediyorlar. Her sene bir ya da iki tane, üç tane, beş tane ana akım için geçerli olabilecek potansiyele sahip film çıkarabiliyorlar ki olumlu bir durum bu. Burada sorun ana akım dışında daha farklı tondaki filmlerin seyirciyle ilişkisinin gittikçe daha da erozyona düşüyor olması.

TABUTTA RÖVEŞATA’YI PARASIZ YAPTIK

Tabutta Röveşata izleyenlerin içini ısıtan bir film. Belki sizin adınızın hala anıldığı bir anlatı. Mahsun gibi bir karakteri oluştururken nelerden yararlandınız? Filmin evrenine dair neler söylemek istersiniz?

Çok bahsettim bu konuda. Rumelihisarı’nda yaşadığım ve o zamanlar bizzat tanıdığım bir araba hırsızından hareket ederek karakteri yazdım. Ama karakteri yazarken onu kurmacayla birleştirdim. Karakteri stilize, tanınmayacak hale getirmeye gayret ettim. Film neorealist gelenekten gelir ama neorealizmin kalıpları içerisinde kalmaz, onun dışına taşar. Bir karakterden hareket ettim ama o karakterin senaryoya ulaştırılabilmesi için bir konsepte ve çatışmaya ihtiyaç vardı. İşte bu üç saç ayağını senaryoyu kurarken birbiriyle mümkün olduğu kadar uyumlu hale getirmeye gayret ettim. Bir aşk işine dönüştü yapım süreci senaryo bittikten sonra. Gittikçe kar topunun büyümesine benzer şekilde büyüdü. Herkes bir yerinden tuttu. Dolayısıyla aşk işi ve imeceyle yapmış olmanın getirdiği keyif ve bereket de sindi işin içerisine. Benim sinemaya girmeme vesile olan filmdir. Filler ve Çimenler’de de benzer şekilde kısmen şahsi kaynaklarla yapıldı. Bu iki film benim sinemada yola devam etmeme baz teşkil ettiler. Üçüncü filmim Çamur’da gerilla tarzı üretimden, ‘düzenli ordu tarzı üretim’ dediğimiz yapım şekline geçtim. İlk iki film gerilla diye nitelendirilebilir. Üçüncü filmden sonra daha düzenli orduyla yaptım. Şunun altını çizeceğim. Benim filmografime baktığımız zaman, yapım bağlamında sanki üçüncü filmden sonra hep düzenli ordu tarzı ile film yapıyormuşum gibi bir hisse kapılıyor olabilirsiniz. Oysa arada gerilla tarzıba girecek işler üretmeye devam ediyorum. Düzenli ordu demekle neyi kastediyorum onu da anlatayım. Tabutta Röveşata’yı parasız yaptık. Herkes aşk işi diye değerlendirmişti, onlara teşekkür borçluyuz. Ekip işi diye sete geldiği için düşük rakamlar aldılar, paraız geldiler. Keza oyunculara para verilmemişti başta mesela. Kamera ve ışık bana değerli Süha Arın hocam tarafından verilmişti. Annemden aldığım borçla kamera için gereken pelikülü, bir adet tavuskuşunu aldık. Kıt kanaat koşullarla yokluğun estetiğini yarattık. Yokluğun estetiğini yaratmak gerilla tarzında bir işe soyunmak anlamına gelir. Öte yandan senaryonuz biter, bakanlığa, uluslararası finans kuruluşlarına, fonlara, televizyonlara başvurursunuz, finansmanı kitabına göre bitirirsiniz. Böyle yaptığınız zaman işe başlamadan yapımın namusluca bitmesi için gereken finansman elinize geçmiş demektir, açıkçası finans, senaryo elinizdedir, ekibi oluşturursunuz, düzgün yapımcılarınız vardır. Bu tarzda üretilen bir iş de bir benzetme yapmak gerekirse, düzenli orduyla girişilmiş bir savaşa benzer. Düzenli orduyla katıldığınız bir savaşa benzer. Gerilla tarzını ilk iki filmde uyguladım. Üçüncüden itibaren düzenli orduyla yapılmış işlere döndüm. Ama arada da gerilla tarzına geri dönüyorum. Bunun örneği Devir filmidir, Tavuri filmidir. Tavuri’nin öncesinde Flaşbellek gibi filmografimin yapımcılık değeri bakımından en büyük işlerinden birini yapmıştım. Sonra gerilla tarzında Tavuriyi ürettim. Ara ara böyle stil değiştiriyor olmak iyidir. Bir insanı, bir yönetmeni, bir yapımcıyı zinde tutar. Beyninizin kıvrımlarının daha iyi çalışmasını sağlar. Yordam değiştirirsiniz, üretim modeli değiştirsiniz. Bu da sizin alışkanlıklarınızı, gözen geçirmenize sebep olduğu için yeni ufukara yelken açmak bakımından eskin kaynağı teşkil edebilir, yaratıcılığınıza olumlu manada faydalı olur.

Aslında biraz değindiniz ama bir şey sormuşum. Türkiye'de özellikle dizi sektörü aktif olması ile ciddi bir sinema endüstrisi oluşuyor. Netflix gibi yapımlarla da bu filmlere sirayet etmiş durumda. Türk sinemasının endüstrileşme yolculuğu üzerine neler söylemek istersiniz?

Sinemaya platformların katkısı ne yazık ki çok olumlu seyredeceğe benzemiyor. Platformların ülkeye girdiği dönemlerin başında onlara sinerjisine yönelik olumlu umutlar fazlaydı. Hepimize çeki düzen verecek gibilerdi, piyasaya finans giriyordu. Dışlanan kesimlerin sesi onlar sayesinde dah fazla işitilecek gibiydi. Sektör daha ne istesindi? Böylesi umutlar ne yazık ki son zamanlarda erozyona uğradı. Platformlarla ilgili olumsuz denenebilecek serzenişlerin yoğunluğu yanılmıyosam ileride artacağa benziyor.

POLİTİK SİNEMAYA İNANIRIM

Peki, dünyamızda ve ülkemizde çeşitli festivaller var. Bunlar sinema sektörünü konsolide ediyor. Ödül sektörüne inanıyor musunuz? İkinci olarak da sizin için ödüller filmin iyi ya da kötü olmasını belirliyor mu?

Eskiden daha fazla inanıyordum artık ödüllere o denli inanmıyorum. Keza festivallere de eskisi kadar inanmıyorum. Ama festivaller, özellikle belli festivaller, benim inancımım artması veya azalmasından bağımsız olarak ileride de varolmaya devam edecekler. En azından bazı festivaller devam edecekler. Onlar zaten uluslararası kültür hegemonyasının bir parçası halindeler. Bunu biliyorduk zaten ama gittikçe daha netleşiyor tablo. Şahsi kanım şu. Tüm şartlar altında önemli olan şey insanın yaptığı filme inancını kaybetmeksizin, ahlakla, alçakgönüllükle üretmeyi sürdürmesidir. Ödül adını verdiğiniz şey bağlamsaldır. En büyük hediyeyi ise zaman bağışlar. Zamana direnen filmler vardır, zamana direnemeyen filmler vardır. Yani en büyük yargıcınızdır zaman.

Bir konuşmanızda, “Yılmaz Güney benim sanatsal bakımdan babam değil” demiştiniz. Politik sinemaya inanır mısınız, buralara bakışınız nelerdir?

Politik sinemaya inanırım. Filmografimdeki filmlerin çoğunu politik sinema bakımından yoğunluk oranı sanırım yüsksektir. Hatta bir adım atarak şunu da iddia edebilirim. Filmografime baktığım zaman bu coğrafyayı, Türkiye'yi saran meseleler neyse onlarla ilgili, onların değişik yanları ile ilgili, derinlikli film yapmış birisi olduğum söylenebilir. Üstelik konu ve yaklaşım bakımından göreli olarak ortaya geniş bir yelpaze çıkarmış bir yönetmen olduğumu zannediyorum. Örnek vereyim izninizle. Türk sinemasında Kıbrıs'la ilgili yapılmış onlarca kumarhane komedilerini saymazsak iki tane ciddi kurmaca filmin sahibiyim. Suriye savaşı ile ilgili yapılmış tek filmin sahibi benim. Susurluk'la ilgili yapılan ilk ve tek filmin sahibi benim. Sınıf mücadelesi ilgili yaptığım Tabutta Röveşata ve daha bir sürü film var. İnsan ve doğa ilişkisi üzerine yaptığım üç film var. Celali İsyanları'nın fon teşkil ettiği Cenneti Beklerken adlı yapıt var ki o isyanları ele alması bağlamında sinemamızda konusu itibarı ile tektir. Kısacası politik film bağlamında farklı işleri, her defasında değişik stiller kullanarak üretmeye gayret eden yönetmenlerden bir tanesiyim. Dolayısıyla filmlerimin politik sinemayla ilintisinin bulunduğu ileri sürülebilir. Hatta politik film söz konusuysa, hep aynı politik filmleri, hep aynı veya benzer stille yapmaya çalışan üreticilerle kıyaslandığında, filmografim, sanırım, daha geniş ve derin tanımlamasına sokulabilir. Belirtmem gereken husus şu. B yetişme çağımda tornasında geçtiğim, etkilendiğim yönetmen Yılmaz Güney değildir. En azında bilince çıkarabildiğim kadarıyla bunu iddia edebilirim. Yoksa Yol filmini izlediğimde onun aynı dönemdeki Türk filmleriyle olan farkını elbette algılamakta zorluk çekmemiştim. Yetişme çağımda Güney filmleri yasaklıydı. Ben o dönemde İtalyan neorealist filmlerini Yılmaz Güneyin filmlerini izlemeden önce izlemiştim. Referans kaynağı olarak De Sica’yı alıyordum sözgelimi neorealist bir film senaryosu yazmaya kalkışınca. Elbette bu söylediğim Güney’in saygı duyduğum filmleri olmadığı anlamına gelmiyor.

SANATIN KENDİSİ SİZİ ETKİLER

Sinemada zaman ve mekanı kurgularken sizin en fazla faydalandığınız kaynaklar neler? İnsan hikayeleri dışında, etkilendiğiniz sanatsal yapımlar hangileri?

Bir sürü sanatın kendisi, siz farkında olsanız da olmasanız da gelir sizi etkiler. Çünkü şu anda gördüğümüz bir sürü sanat eseri, sinema dahil, birbirlerine referanslarla büyüyor, gelişiyor. Biz farkındayız bazen, farkında değiliz. Sanatlar birbirlerine referanslarla gelişir, büyür. Ben de öyle geliştiriyorum yapmaya çalıştıklarımı. Romancı tarafım var, edebiyat tarihi beni etkiyordur. Ne bileyim, batı resmi bir şekilde kafamın bir köşesindedir. Bir taraftan da minyatüre, şu ya da bu şekilde göreli biçimde aşina bir toplum var. Karagöz, Ortaoyunu, şu ya da bu şekilde yönetmen adayı olarak kulağınıza kar suyu kaçırmıştır. O kulağınıza kar kaçırdığı için, onun anti-klasik yapısı yapmaya çalıştığınız filmlerin yapısını şu ya da bu şekilde etkileyebilir. Bunun farkında olmanız da gerekmeyebilir. Dolayısıyla filmlerime etki eden bir sürü referans, kaynak var. Burada tüketici olarak onları tek tek saymak istemem. Çünkü sayarsam, bu adamın filmografisini böyle okumamız gerekirmiş diye bir algı oluşabilir ki bu algı yorum zenginliğini azaltabilir. Olumsuz bir durumdur bu.

En son filmlerinizden biri Suriye üzerindeydi. Güncel bir konu göçmenlik. Şimdi de Gazze var, bazı yapımlar ortaya çıkmaya başladı. Sanatçı bakışını dünyada olup bitenlere çevirirken hangi duyarlılıklardan etkileniyor? Ve bu yapımların ortaya çıkmasına nasıl bakıyorsunuz?

Şimdi benim Flaşbellek, Suriye'yle ilgili filmim, göçmenle ilgili, ona indirgenecek bir film değil. Sadece o yok göbeğinde. Suriye'de savaş nasıl oldu, ne oldu da bu adamlar bu hale geldiler sorusunu ortaya atan bir film ve bu anlamda ayrıksı bir film. Türkiye'de Suriye'yle ilgili yapılan filmlerin çoğu Suriyeli göçmenin Türkiye'ye girip ayakta kalmasının mücadelesini kendisine konu ediniyor. Benim filmim öyle değil. Gçömenin Türkiyey girmesi konusu da var Flaşbellek’ teama bu izlek filmde birinci izlek değil. İkinci, üçüncü mesele. Yapıt, daha çok ‘Suriye'de neler oldu da ülke bu hale düştü? Bu insanlar ne yaşadı?’ sorusunun peşine düşüyor. Bir kere ülkede yapılmış benzerlerinden ayırıyor. Çağına tanıklık etmek, ahlaki olarak bir sanatçının ilk görevlerinden ve sorumluluklarından bir tanesi. Ben de yanı başımızda olup biten bir meseleye, ilişkin görüşümü söylemek istemiştim. Çünkü Suriyeli insanların acısı 2010'dan, 2011'den itibaren İstanbul sokaklarında her gün karşılaştığımız manzaraların arasına girmişti. Göçmenler geliyorlardı, buralarda sefil oluyorlardı. Onları tanıdıkça, onların dünyasına girdikçe onlarla ilgili bir film yapmanın gerekli olduğunu düşündüm. İyi ki de yapmışım. Aynı şeyi Gazze içinde söylemek mümkün. Dili olmayan, konuşamayanların dili olmaya çalışılması lazım. Sanatın böyle bir işlevi var.

ROMANIN BUGÜN MESNEVİ’DEN NASIL YARARLANABİLECEĞİ SORUSUNU SORUYORUM

Peki, şeyi sormuşum hocam, az önce de kısmen değindiniz ama, geleneksel sanatlardan etkilenerek yaptığınız filmleri biliyoruz, Nokta’da vardı. Sanatçının gelenek ve günümüz arasındaki bağı nasıl olmalıdır ve siz geleneğe neden ihtiyaç duyuyorsunuz?

Gelenekli sanatlar bugün Ramazan aylarında hatırlanan şeyler olarak görme eğilimi var. Bu olumsuz bir durum ve ne yazık ki geleneğin kanlı canlı biçimde yaşatılmamasının bir görünümü olarka değerlendirenler var. Haklı oldukları noktalar da yok değil. Gelenek sadece bir ay hatırlanarak yaşatılmamalıdır. Sadece Ramazan aylarında belli köşelerde, belediyenin desteğiyle kurulan platformlarda gelenekli sanatların sanki seneler önce yapıldığı gibi yeniden üretilmesi gibi bir mantıkla gündme getiriliyor gelenekli sanatlar. Oysa onları bugünün anlayışında yeniden üretmek lazım. Ancak böyle yaparsanız onların günümüzde yaşamaya devam etmelerini sağlarsınız. Bugünün anlayışında yaşamalarını sağlamak şartı ile onlara can suyunu sağlarsınız. Peki, bugünün koşullarında o sanatların yaşaması için gereken şartlar, koşullar, yapılar nedir? Onları bugünün yapılarında kullanılmak üzere metaforlar üretilebilecek kaynaklar olarak değerlendirmek, sanırım, bir çıkış yolu teşkil edebilir. Benim Rüyet diye bir romanım var. Rüya adlı filmden sonra beraber yazmıştım. Rüyet, Şeyh Galip'in Hüsnü Aşk adlı mesnevisiyle referans olarak gelişir ve mesnevi formuyla romanı bir araya getirmeye çalışır. O romanda gelenekle olan ilişki bağlamında, romanın, Mesnevinin tarzından nasıl yararlanabileceği sorusunu sormuştum. Yeri gelmişken ayrı bir konuya gireceğim. Bir proje çerçevesinde farklı sanatsal üretimler toplamak gibi bir eğilimim ar Rüya filminden sonra. Örnekle devame deyim. Rüyet romanı ile Rüya filmi arasında bir metinlerarasılık ilişkisi inşa etmeye çalışmıştım. Rüya filmi ve Rüyet romanının karakterleri ve olayları birbirleri ile bağlantılıdır. Bu bağlamda Rüya filmi ve Rüyet romanı bir metinlerarasılık ilişkisi içerisindedirler. Rüya filminin başladığı yerin öncesindeki olayları el alıyor Rüyet romanı. Roman ve film karakterler bakımından ortak. Hikayeleri birbirlerini izliyor. Film ve roman bittikten sonra yanlarına Berzah adlı bir çağdaş sanat girişimi ekledim. Girişimi en son bir çağdaş sanat enstelasyonu yaparak tamamladım. Romandan hareket ederek bir tane enstalasyon yaptım. Enstalasyon da Lefkoşa Bianeli'ndeydi, iki sene önce. Lefkoşa Bianeli'ndeki iş için Rüyet romanını bir bayrak kadar büyük bir beze bastık. Önlü ve arkalı, iki buçuğa bir buçuk metrelik bir byraktı baskı yaptığımzı bayrak. Romanın tamamını içeren o edebiyat bayrağı, göndere çekildiği Çağlayan Parkı'nda hala daha duruyor. Bayrak, sanatın müzelerdeki yeri; yokolmak, kalıcılık gibi konularda ifade ettiği şeyle ilgili sorular uyandırmasını sağladı sanırım. Ayrıca bizlerin geçiciliği, sanatta kalıcılık gibi soruları soran bir başka yanı daha oldu. Tekrarlamam gerekirse, film, roman, çağdaş sanat gibi çeşitli sanatlar arasında bir metinlerarasılık kurmaya çalışıyorum son işlerim bağlamında. En son örnek ne? Tavuri adlı bir tane belgesel yaptım en son. İki sene önce sinema salonlarındaydı. Tavuri ile metinlerarasılık inşa eden ‘Ayna’ diye bir enstalasyonum oldu geçen yıl. Belgeselle, çağdaş sanat arasındaki ilişkiyi kuran bir örnek teşkiletti. Lefkoşa Bienalinde sergilendi. Film ile çağdaş sanat arasında bağ kurmaya girişmiş ikinci bir örnek olarak o da filmografimde yer alıyor.

Son soru olarak hocam, sizin için iyi filmin kriterleri nelerdir? Bu iyi filmdir dediğiniz güncelde ve eski yapımlarda neler var desek ne söylersiniz?

Kendi koyduğu öncellere sonuna kadar sadık olan, bütünselliğini koruyan film iyi film dediğiniz şeye bir ölçüde daha fazla yaklaşabilir. Bu girişimini hem biçim hem de içerik anlamında sürdürür iyi film. Peki, her böyle yapan film, iyi film midir? Muhtemelen olmayabilir. Ama yukarıda özetlediğim gibi bir yapı sunamayan bir film, iyi bir film sıfatına kolay kolay sahip olamayabilir zannedersem.

Peki örnekleriniz var mı? Yani şunlar benim için iyidir dediğiniz...

Evet var işte. Jacques Tati'nin filmleri iyidir. John Ford'un çok iyi filmleri vardır. Bergman'ın iyi filmleri vardır. Sevmediğim filmleri de vardır. Akira Kurosawa'nın muhteşem filmleri vardır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026