Sultan Abdülhamid’in hayatı ve devlet anlayışı

Ömer Faruk Salar
10:00, 14/06/2026, Pazar
CategoryGenç Motto
Genç Motto
Sultan Abdülhamid’in hayatı ve devlet anlayışı
Sultan Abdülhamit Han

Müdafaayı mübalağa etmek değil maksadımız. Gün gelir tarafımız ezeli mecliste sual edildiğinde, işte bu satırlar şahit olsun bizlere. Ulu Hakan’ın vefatı yıl dönümü vesilesi ile. Cüretkar şu yazımızdan evvel, edelim dua ecdada; bir Fatiha ile üç İhlas-ı Şerif, onların pak ruhlarına…

Tarih nedir? Bir ilimdir elbette; lakin hakikatte tarih, bundan öte ayağın durduğu yerdir bizce. Yani insanın durduğu yeri ilan ettiği bir cephe. Sultan Abdülhamid, tarihte bir cephenin adıdır; bir tarafın adıdır. Bu yazımızda, karınca misalince zerresinden eşkaline her harfinde taraf olan bir yazıyı okuyacaksınız.

İnsan, sevdiğini sevmeyenleri sevmez. Biz, Sultan Abdülhamid Han Hazretleri’ne “Cennet mekân” diyerek sevdiğimizi ilan etmişken kimileri de ona taarruza cüret eder, ona haksızlık eder; insafla tahkik etmektense cehaletin kara kovuğuna sığınır. Elbette Sultan Abdülhamid Han’a karşı yapılan haksızlıklara cevap vermek çok kolay. Fakat bizler, bu yazıda bunlarla meşgul olmayacağız. Kitap ehli bunları zaten bilir, okumuştur; hatta birkaç cümle ile iktifa edilebilir. Lakin Ulu Hakan’ın hatırası, bu tartışmalardan çok daha kıymetli ve onun sathında karakteri ile alakalı sarf edilen her söz, her cümle, bizim için faziletlidir. Bu faziletten dem almak, bu hatırayı ilelebet yaşamak; her nefeste bu memleket, bu ümmet, bu millet uğruna fedakârlıkların her türlüsüne katlanan Sultan Abdülhamid’e ebedî hürmet ile buyurun.

Kimdir?

Şehzade Abdülhamid dünyaya geldiğinde vakanüvisler, şairler, edipler, en güzel misallerle onun doğumunu kutladılar. Latif ve sanatkârane şiirler, peyda oldu o günlerde, edebiyat mahfillerinde… “Âfitâb-ı matla‘-ı târîhi doğdu Lütfî’ye / Nûrdur kıldı tulû‘ Şehzâdemiz Abdülhamid” (Tarihin doğuş ufkunda bir güneş gibi parladı Şehzademiz Abdülhamid, nur olarak doğdu). Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi’nin 1258 Hicri tarihini düştüğü şiirinin son beyti işte bu satırlardır. 36. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid, Sultan Abdülmecid ve Tirimüjgan Kadın Hanımefendi’nin iki evladından ilkidir. Sultan Abdülhamid’in küçük kardeşi de kendisinden.

Annesini henüz 10 yaşında iken kaybeden Abdülhamid, 24 sene sonra akıbeti felakete sürüklenmiş bir vatanın idaresini ellerine alacaktır. Tahta çıkacak bir şehzade gibi sarayda ciddi ve sistemli bir tahsil hayatı geçiren Abdülhamid, dinî ilimler, tarih ve edebiyatın yanı sıra; Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiş; musiki, resim ve marangozluk gibi alanlarda da icraata dayalı bir eğitim almıştır. Bu eğitim sürecini planlayanlar ve hatta kendisi, bunu bir iktidar hedefiyle yapmamıştır. Ancak bu eğitim, onu ağır bir mesuliyetler silsilesinin zincirlerini taşıyabilecek zihnî bir disipline hazırlamıştır. Devlet ricalinden bulanık suda yürüyen pek çok kişi, kanaatlerini katiyen ima dahi etmeyen bu şehzadeden hakikatte kendi menfur maksatları dolayısıyla pek hazzetmez, ondan imtina ederlerdi. Ehemmiyeti yoktu, çünkü Abdülhamid’in adımlarında taht gayesi yoktu. Fakat gün gelecek o, payitahtın sultanı olacaktı.

Tahta nasıl çıktı?

Saray eşrafından olmasına rağmen saray dışında ikamet eden Abdülhamid, amcası Şehit Sultan Abdülaziz’in müsaadesi ile Maslak Kasırları’nda çiftlikler kurmuş, burada kendisi namına birçok işle meşgul olmuştu. Tutumluydu. Çiftliklerden kendi emeklerinin karşılığı olarak elde ettiği serveti 100 bin altın lirayı geçiyordu.

Devlet adamlarının perdenin arkasından şahsi gaye ile hareket ettikleri zamanın takvimlere rast geldiği bir devirde taht, Abdülhamid’e şartla teklif edildi. Abdülhamid, bu teklifi devrin şartlarını ve kimliğinin gereği olarak kabul etmek zorunda kaldı. Tarihte ilk defa Osmanlı tahtına, yetkilerinin kısıtlanmasına razı gelen bir padişah çıkıyordu. Anayasa ilan edilecek, meclis açılacak ve padişah kendisine sunulan hududun içerisinde devlet idaresine katılabilecekti.

Devlete sultan gerek

Akıbet hayra değil; dehşetli bir katliama, Rusların İstanbul kapılarına kadar dayanmasına şahitlik edecekti. Kimileri, işte zerre miskal ümidin olmadığı o günlerde kalbimize dayanmış Rus süngüsüne çare olarak İngiliz, Fransız kuvvetini görüyordu. Başımıza bela olan hürriyet sevdası, yüzyılların emeği olan toprakların elden çıkmasına dahi hıyanet içerisinde rıza gösterebilecek, bu hıyaneti olağan görecekti. Peki, bu şartlarda Sultan Abdülhamid ne yaptı? Ne yapmalıydı?

Biz, elimiz o ateş çemberinin içerisinde olmadığından böyle beylik sözlerle bu şahsiyete yüklenmeyi âdet hâline getirdiğimizden hülyalı fikirlerin içerisinde rahat ve mesutça dolaşıp durabiliyoruz. Sultan Abdülhamid, yapılması gerekenleri yapmış; amcasının katlinde dahli olan paşa namlı, hürriyet sevdalı, katil Mithat Efendi’yi evvela vazifesinden uzaklaştırmış ve kanun çerçevesinde, kanunun verdiği hükümle sürgüne, Taif’e göndermiştir. Harbin kaybına sebep olan meclisi ise süresiz tatil etmiştir.

Sultan Abdülhamid, ağır Rus işgalinin ardından yollara düşen yüz binlerce Balkan muhacirini bir yük olarak görmemiştir. Tükenmiş bu insanları, Anadolu’ya sistemli şekilde yerleştirmiş; aklı önde tutmuş bir padişahtır, Abdülhamid Han. Çünkü o, bilmektedir: Anadolu, Türk - İslam’ın son kalesidir ve bu son kale, “insan” ile müdafaa edilecektir.

Sultan Abdülhamid’in aziz hatırası

Sultan Abdülhamid, politikalarıyla şahsi hayatını birleştirmiş siyasi tarihimizin ender isimlerinden biridir. İflas etmiş bir maliye ile güçlü emperyalist devletlere karşı durmanın imkânsızlığını bilen sultan; devleti, topraklarımızı, insanlarımızı denge içerisinde müdafaa ederek gereğiyle hüküm vermiştir. Bu hükümlerin hangi şartlarda verildiğini iyi bilmeli ve insafla tetkik etmek gerekir. Zira hüsnüzan bazen insanı çıkmaz sokağa, kişiyi düşmanı olduğu fikirlerin borazanı hâline getirebilir.

Sultan, tasarruf sahibi bir insandır. Sarayın masraflarını büyük oranda kısmıştır. Saray mensuplarını bu kararıyla karşısına almış, harcamaları bizzat takip etmiş, kendisi de sade ve gösterişten uzak bir hayat yaşamıştır. Abdülhamid Han’ın sessiz adımlarını devlet vesikalarında bulmak, kayıtlar içerisinde aramak zor bir iştir. Bu “sessiz adımlar” ile kastettiğimiz şey hasta, talebe, ihtiyar, dul ve yetimlere gösterdiği şahsi hassasiyet ve alakadır. Bu, yukarıdaki bir cümlemizde de zikrettiğimiz gibi insafla tetkik edildiğinde bulunabilecek tarihî bir hakikattir.

33 yıl süren mücadelenin akıbeti

Sultan Abdülhamid’e karşı gelenler, nihayet 31 Mart denen o meşum günde harekete geçti. 31 Mart 1909’da Hareket Ordusu namıyla bilinen darbeci kuvvet, İstanbul’a giriş yaparak öteden beri maksadına ulaşma arzusu ile yola çıktı. Memleketin başşehri İstanbul bir iç savaşla karşı karşıya gelmişken Sultan Abdülhamid, sırf “kardeş kanı” akmasın diye kendisine arka çıkan devlete sadık kuvvetlere sükûnet emri verdi. İdaresine istibdat iftirası atanlara karşı daima “insan” unsurunu saltanatının merkezinde gören Ulu Hakan, mesuliyeti ağır olacak emirleri vermekten imtina etti. Sultan Abdülaziz’i şehit edenlere bile kanunlar dâhilinde muamele eden, devlet ricalinin “idam” isteklerini dahi kabul etmeyen Sultan Abdülhamid, Hareket Ordusu’na karşı durmadı. Devletin başı, masum insanların kanının akmasına rıza göstermedi.

Tahttan indirildiği tarih kitaplarında yazılı olsa da bizce hakikatte Sultan Abdülhamid, akıbetin önünden çekilmiş; 33 yıl süren mücadele dokuz senede ne yazık ki kaybedilmiştir. Abdülhamid Han tahttan indirilmemiş, belki de tahttan inmişti. Osmanlı Devleti’nin son büyük padişahı, felaketlerin arka arkaya geldiği günlerde hiçbir zaman, “Ben olsaydım!” dememiştir. Kendisine haksızca muamele edenlere, gün gelip huzuruna vardıkları günde bile “Evladım!” hitabıyla devlet şefkatini göstermiş, rehberlik etmiş ve onların günahlarını, haksızlıklarını, yanlışlarını söylemekten hayâ etmiştir. İşte bu yüzden Abdülhamid Han, büyüktür, uludur.

Türlü zalimliklerin, işkencelerin nihayetinde takvim yaprakları birer birer eksildiğinde, gözler tarih kitaplarında 1918 yılının kış aylarına dair satırları okuduğunda, hülasa sona gelindiğinde, gönüllerden pişmanlık ve hüzün damla damla akıyordu. 1918 yılının kışı karanlıktı. Soğuk, İstanbul’un ruhuna işlemişti. Ayasofya Camii’nden alınan bir tabut, mahşerî bir kalabalık içerisinde Sultan İkinci Mahmud Türbesi’ne doğru götürülüyordu. Bu tabutu görenler, “Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” feryadını sessizce, derinden haykırıyor; İstanbul semaları gözyaşlarına boğuluyordu.

Sultan Abdülhamid Han; 10 Şubat 1918 günü, Beylerbeyi Sarayı’nın soğuk odalarından birinde vefat ettikten sonra, 33 yıl süren mücadelenin ardından darülbekaya, hakiki yolculuğuna çıkıyordu. Allah, ona rahmet etsin. Onun makamını ali eylesin.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026