Kavramlar çoğaldı, yazılımlar gelişti, bütçeler büyüdü. Buna mukabil sahadaki temel soru hâlâ cevaplanmış değil: Bu kadar çok dijital İK yatırımı neden beklenen karşılığı vermiyor?
Bu sorular bize, konunun yazılımdan çok daha derin bir yerde konumlandığını gösteriyor. Türkiye’de dijital İK girişimlerinin önemli bir bölümü “proje”
mantığıyla ele alınıyor. Yazılım seçiliyor, takvim oluşturuluyor, danışmanlık alınıyor ve canlıya geçişle birlikte sürecin tamamlandığı varsayılıyor. Halbuki canlıya geçmek bir bitiş noktası değil, yeni bir başlangıçtır.
Uluslararası araştırmalar, dijital İK projelerinin başarısını belirleyen ana faktörün iş yapış biçimlerinin değişimi
olduğunu ortaya koyuyor. Bakın, ana faktör kesinlikle teknoloji değil. Deloitte’un İnsan Sermayesi araştırmalarında, dijital İK’dan yüksek fayda elde eden şirketlerin ortak özelliği; sistemi devreye aldıktan sonra “süreçleri ve yönetsel alışkanlıkları yeniden ele almış olmalarıdır”
şeklinde geçiyor. Dolayısıyla dijital insan kaynakları; sadece teknolojiyle değil, yönetim anlayışıyla, karar alma biçimiyle ve organizasyonel olgunlukla
ilgili bütünsel bir süreçtir diyebiliriz. Dijitalleşme yanılgısı
Uluslararası araştırmalar, İK yazılımlarına yapılan yatırımların ciddi biçimde arttığını ortaya koyuyor. Gartner’ın 2024 İnsan Kaynakları Teknoloji Raporu’na
göre,
büyük ölçekli şirketlerin yüzde 70’inden
fazlası en az bir bulut tabanlı İK platformu kullanıyor. Türkiye’de bu oran daha düşük olsa da özellikle holdingler ve çok lokasyonlu yapılar için hızlı bir artış söz konusu. Ancak aynı raporda dikkat çeken bir başka veri yer alıyor: Şirketlerin yalnızca yüzde 32’si, dijital İK yatırımlarının karar kalitesini artırdığını düşünüyor.
Bu çelişki önemli. Çünkü problem, yazılımın varlığı değil; yazılımın nasıl konumlandığı
ile ilgili. Birçok kurumda dijital İK projeleri şu bakış açısıyla ele alınıyor:
Raporları sistemden alalım
Bordro ve izin süreçleri hızlansın
Bunların hepsi gerekli lakin stratejik değil. Dijital İK’yı yalnızca operasyonel rahatlama aracı olarak konumlandıran şirketler, sistemleri devreye alıyor fakat organizasyonel davranış değişmediği için maalesef gerçek faydaya ulaşamıyor.
Dijital İK’nın sahadaki en büyük imtihanı, orta ve üst kademe yöneticilerle veriliyor. Kurguladığımız sistemler; performans, hedef, geri bildirim, yetkinlik ve ekip verilerini sunabilir lakin bu verilerin karar süreçlerine girmesi, yöneticinin alışkanlıklarını değiştirmesini
gerektirir. Türkiye’de yapılan pek çok iç denetim ve İK analizi şu gerçeği ortaya koyuyor:
Performans verileri sistemde mevcut
Yetkinlik değerlendirmeleri yapılmış
Eğitim ihtiyaçları raporlanmış
Buna rağmen terfi, ücret artışı ve görev değişikliği kararlarının önemli bir bölümü hâlâ sezgisel yöntemlerle aınıyor. Bu noktada problem dijital İK değil; yönetsel konfor alanıdır.
İşte doğru raporlanmış bir veri, alışılmış kararları sorgulamaya başladığında maalesef ki direnç ortaya çıkar. Dijital İK’nın asıl değeri, verinin görünür olması değil; veriye rağmen karar alınabilmesidir.
Uluslararası literatürde bu konu, Kanıta Dayalı İnsan Kaynakları “Evidence-Based HR (EBHR)”
başlığı altında ele alınıyor. Amerikalı bir işletme teorisyeni olan Jeffrey Pfeffer ve kanıta dayalı yönetim alanında araştırmacı olan Robert I. Sutton’un çalışmaları, birçok yöneticinin veri mevcut olmasına rağmen kararlarını sezgiyle verdiğini gösteriyor. Bunun sebebi çoğu zaman teknolojik yetersizlik değil, yukarıda da bahsettiğimiz üzere yönetsel konfor alanından çıkılmak istenmemesidir. Organizasyonel olgunluk ve çalışan deneyimi
Dijitalleşme, çalışan beklentilerini de dönüştürmüş ve özellikle yeni kuşak çalışanlar için “Şeffaflık, Erişilebilir Bilgi, Geri Bildirim Sıklığı ve Süreçlerde Tutarlılık”
önem kazanmıştır. Buna mukabil ülkemizde yapılan birçok çalışan memnuniyeti araştırması, dijital araçların varlığının tek başına olumlu algı oluşturmadığını da göstermektedir. Çalışanlar için asıl fark, dijital sistemlerin adil ve tutarlı kullanılıp kullanılmadığıdır.
Misalen; performans değerlendirme dijital olabilir lakin geri bildirim yalnızca bazı çalışanlara düzenli veriliyorsa, sistem güven oluşturmaz. İşte tam da burada dijital İK, eşitliği teknik olarak mümkün kılar lakin adaleti yönetim pratiği
belirler. Dijital İK’nın etkinliği, işletmenin organizasyonel olgunluk seviyesiyle doğrudan ilişkilidir. Yine sık sık müracaat ettiğimiz Deloitte’un araştırmaları, dijital İK uygulamalarından yüksek fayda oluşturan şirketlerin ortak özelliklerini şöyle sıralıyor:
Rol ve sorumluluklar net tanımlıdır
Yönetici–çalışan ilişkisi ölçülebilir hedefler üzerinden ilerler
Performans konuşmaları yılda bir kez değil, süreklidir
Ücret, performans ve yetkinlik arasında bağ kurulmuştur
Türkiye’de ise dijital İK projelerinin en sık tıkandığı nokta burasıdır. Çünkü yazılım, net olmayan süreçleri netleştirmez;
sadece görünür hâle getirir. Görünürlük arttıkça problemler de daha net ortaya çıkar. Bu sebeple birçok kurumda şu cümleler duyulur: Sistem doğru ama sahaya uymuyor
Raporlar güzel ama karar almıyoruz
Yöneticiler sistemi kullanmıyor
Bakın, bu söylemlerin hiçbiri yazılım problemi değildir. Tamamı yapısal problemlerdir.
Netice
Dijital insan kaynakları, yazılımla başlar gibi görünse de liderlikle devam eder.
Sistemler kurulabilir, modüller satın alınabilir, raporlar üretilebilir. Ancak İK’nın organizasyon içindeki konumu değişmedikçe dijitalleşme yalnızca biçim değiştirir, asla içerik değişmez. Bugün dijital İK’dan gerçek manada fayda elde eden kurumlar, teknolojiyi bir “kolaylaştırıcı” olarak konumlandırmaktadır.
Asıl dönüşüm;
Yöneticilerin karar alma biçiminde,
Performans konuşmalarının niteliğinde,
Ücret ve gelişim ilişkisinde,
Veriye yaklaşım kültüründe gerçekleşir.
Dolayısıyla dijital insan kaynakları, bir yazılım meselesinden ziyade kurumların insanı nasıl yönettiğiyle ilgili bir meseledir.
Âlimi anlamaz cahil, söyler hep kelâm,
Onun için sözü kısa kes, sabret vesselâm.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.