Çalışma azmi nasıl kazanılır?

Sosyal medyada bana sıkça sorulan sorulardan birisi şudur: “İlim öğrenmeyi çok istiyorum, fakat çalışamıyorum. Ne yapmalıyım?” Bu sorunun kısacık bir cevabı olabilir mi? Elbette: “Nefsini terbiye etmelisin.” Söylemesi kolay, ancak yapması meşakkatli bir iş. Neredeyse her faydalı şeyde olduğu gibi...
Öğrenme isteği, pek çok sayıda insanda vardır. Herkes çok bilgili bir şahsı gördüğünde ona öykünür, onun gibi olmak ister. Örneğin, iyi bir eserin sahibi olmayı herkes ister. Bunun metotları da gizli değildir. Daha zor olan, yöntemi bulmak değil; çalışmaya karar vermek ve buna istikrarlı bir şekilde devam edebilmektir.
Bir insan gerçekten istediği, faydalı bir şeyi neden yapamaz? Çoğu zaman bunun tek açıklaması, nefis terbiyesinden ibarettir. Bu isteğin önüne geçen şey, çoğunlukla terbiye edilmemiş ya da terbiye edilmeye çalışılmayan bir nefistir.
Reklam
Meslek sahibi olmak iyidir. Ama nefsini terbiye edip çalışman gerekir. İyi bir baba olmak, müthiş bir şeydir ama nefsini terbiye etmen gerekir. Anne baba olmak, aslında işin özünde kendi nefsine tercih edeceğin evlatların olmasıdır. Zira çocuk yetiştirmek, meşakkatlidir. Çok fedakârlık ve diğerkâmlık ister ama yaparsan, seni seven bir evlattan daha fazla mutluluk verici ne olabilir?
“İlim öğrenmek, hayatın içindedir,” demiştik ve hayat böyledir. Gerçekten ilim öğrenmek, nefsi terbiye eder; nefsi terbiye etmek, ilim öğretir. Kim bir hayır yoluna girerse Allah ona bunu kolaylaştırır. Örneğin bana, “Sesli ortamda çalışamıyorum, ne yapmalıyım?” şeklinde sorular gelir. Bu ancak ilmin çok erken bir evresinde olabilecek bir durumdur. Gerçekten uzun süredir ilimle iştigal eden birisi için böyle bir sorun olmaz, olmamalı. Zira kişi, bu konuda nefsini eğitmiş olmalı. Sesli ortamda kitap okuyamayan birisi, her ortamda sessizliği nasıl bulacaktır?
YouTube videolarımda ve yazılarımda Arapçayı tıp fakültesinde okurken öğrendiğimden bahsetmiştim. Acil nöbetlerimin boşluklarında kitap okur, aile hekimliğinde hasta aralarında kitap yazardım. Öyle ki tam bir paragrafa kaptırmış yazarken teyzenin biri gelip şikâyetini söylerdi ve ben, muayenemi yapıp ilacını yazdıktan sonra, paragrafa devam ederdim.
“Yaaa ben sessiz ortamlar olmadan yazamıyorum, falanca manzaranın olduğu yere gideyim yoksa ilham gelmiyor,” diyen profilleri düşünsenize. Bu kişiler, hayatta ne üretebilir ki? Kitap okumak için kafeye; yazmak için güzel bir ortama ihtiyacı olan birisi, vaktinin ciddi bir bölümünü zaten bu ortamları sağlamaya harcayacaktır. Bu kişi, çoğu branşta benim gibi her ortamda çalışabilen insanlarla yarışacaktır. Onun kafeye gidip masasını süslediği ve Instagram’a “çalışma mekânım emoji, emoji...” gönderisi attığı zaman aralığında, ben kızlarım sırtımda kitap okuyorum.
Reklam
Şu an bu satırları yazarken de kızım odamda boyama yapıyor, sürekli olarak bana sorular soruyor ve ben de cevap verip paragraf bittiğinde yazdıklarımı tekrar düzenliyorum. Bunu kendime bir fazilet nispet etmek için söylemiyorum. Bana göre olması gereken standart bu olduğu için, böyle olmayanı tenkit ediyorum.
İnsan; pek çok ortamda, farklı durumlarda çalışabilecek şekilde nefsini eğitmelidir. Sabahın beşinde kalkıp soyut metin çalışmaya başlayan birisi ile gecesini zevküsefa ile geçirmiş birisi nasıl yarışabilir? O, öğlen ikide ayıldığında; diğeri, belki günlük çalışmasının yüzde 70’ini tamamlamış olur. İnsan, yaptığı işin hakkını vermeli. Gerek İslam coğrafyası gerekse ülkemiz, eski çağlardaki gibi zengin ve güçlü değil. Eğer ben entelektüel çalışmamı kutsamak istediğimde bunu, “ülkeme
ve İslam’a hizmet” olarak lanse ediyorsam, takatimin sonuna kadar çalışmak zorundayım. Ben çalışabileceğimin maksimumunu ortaya koymuyorken başkalarını eleştiremem. Bu ne mizacıma ne ahlakıma uygun olur, bundan ar ederim.
İşlemeyen demir...
Kendi işini doğru düzgün yapmayan, başkasının işine nasıl akıl verir? Ben öylesine çalışmalıyım ki çalışmayana kızabileyim. Bunun için de nefsimi terbiye etmem şarttır. Kullanılmayan organ körelir.
Bu, doğanın değişmez bir yasasıdır; zekâ için de irade için de geçerlidir. Entelektüel faaliyetlerde bulunmayan insanlar yaşlandıkça akıllarını kullanabilme kabiliyetleri zayıflar. Aynı şekilde iradesini geliştirmeyen insanlar da zaman geçtikçe daha iradesiz olurlar. İradesi ve zekâsı hantallaşmış birisi, yağ bağlamış eski futbol culara benzer. Bir kere o yağı bağladıktan sonra, toplamak çok daha zordur.
Bu sebeple ilim, ömürlük bir sözleşmedir. İrade terbiyesi, ömürlük bir iştir. İradenizi güçlendirmenin yakasını bıraktığınız anda, çalışamaz hâle gelirsiniz. İlim tahsilini bıraktığınız anda, entelektüel faaliyetiniz olduğu seviyede kalmaz ve gerilemeye başlar. Öğrenmeyi bıraktıktan sonra ne kadar süre geçtiği, ne kadar düşeceğinizi belirleyen ana etmendir. Aynen üç aydır futbol oynamayan bir futbolcu ile üç yıldır oynamayan bir futbolcu arasındaki fark gibi. Eğer 10 senelik bir ilim tahsili akabinde 30 sene tembellik yaptıysanız, artık insanlara entelektüel külfet olmaya başlarsınız. Sözlerinizin ve bakış açınızın faydadan çok zararı olur. Hele de kendinizi hâlâ ilmen fit olduğunuz dönemlerinizdeki gibi zannediyorsanız.
Reklam
Tersi için de aynı durum geçerlidir. İlim öğrenmeye devam ettikçe dikkat süreniz uzar, entelektüel kapasiteniz genişler ve dinçleşir. Örneğin zinde bir zihin, bir safsatayı anında yakalar. İradenizi terbiye edebilme maharetiniz, zamanla sürekli artar. Allahualem hayrın yolları vardır ve o yolda başka hayırlar kolaylaştırılır, şerrin yolları vardır ve o yolda başka şeyler kolaylaştırılır. Bu Allah’ın kâinattaki değişmeyen düzenidir (Sünnetullah).
İrade, etrafında popüler psikoloji ve felsefede oldukça fırtına döndürülen bir konudur. “İnsanın iradesi var mıdır?” Bu konuyu felsefi ve psikolojik zeminde inceleyeceğimiz yer, bu yazı değildir. Bu yazı, eğitim hakkında bir eser olmak gayesindedir. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki insanın iradesinin olmadığını savunan birisinin eğitim ile ilgili bir kanaat serdetmesi abestir.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.