Beş yüzyıl dayandı, bizim arzumuza dayanamıyor

Bazı yerler hayalini kurduğumuz için güzeldir. Bazı yerler ise hayalini herkes kurduğu için yıpranır.
Machu Picchu yıllardır seyahat listelerinin en tepesinde duruyor. "Ölmeden önce görülmesi gereken yerler" cümlesi neredeyse onun için icat edildi. 15. yüzyıldan kalma bir İnka şehri, bulutların arasında, And Dağları'nın sırtında… Bir uygarlığın taşa kazıdığı sessiz bir ihtişam.
Ama o hayalin bugünkü hâli biraz farklı.

Machu Picchu daha az güzel olduğu için değil, çok istendiği için zarar görüyor.
2007'de bir online oylamayla "dünyanın yeni yedi harikası" arasına girdi. O günden sonra ziyaretçi sayısı hızla arttı ama bölgenin altyapısı aynı hızla büyümedi. Şimdi aynı vakıf, bu unvanın risk altında olduğunu söylüyor.

Aslında bu, sadece bir dağ şehrinin hikâyesi değil. Çağımızın turizmiyle kurduğumuz ilişkinin özeti. Bir yeri görmek istiyoruz, ama o yeri görülebilir tutmak için ne gerektiğini pek düşünmüyoruz. Listeye bir madde ekliyoruz, fotoğrafı çekiyoruz, bir sonrakine geçiyoruz. Geriye kalan yıpranmayı ise hep "başkasının" sorunu sanıyoruz.
Reklam
Oysa bir yeri sevmek, onu tüketmekle aynı şey değil.

Belki de mesele "oraya yetişmek" değil. Oranın bizden sonra da orada kalabilmesini istemek.
Çünkü bir hayal, herkesin aynı anda peşine düştüğünde küçülür. Ve bir harika, korunmadığında yalnızca bir fotoğraf olur.

Peki biz bir yeri gerçekten görmek mi istiyoruz, yoksa sadece görmüş olmak mı?

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.