Bir zamanlar göç yoksulluğun hikâyesiydi. Yurdundan ekmek için ayrılan, denizler aşıp başka bir kıtaya açılan, çocuğunun daha iyi bir hayat yaşaması için kendini feda eden insanın hikâyesi. Bugün ise göç başka bir sözcükle birlikte anılıyor: yatırım.
Geçen yıl dünyada 140.000'den fazla milyoner ülkesini değiştirdi.
The Economist'in aktardığı tahminlere göre bu yıl rakam 165.000'e ulaşacak. "Yatırım-göç" denen yeni bir endüstri 2025'te 40 milyar dolarlık ciroya ulaştı
; on iki yüzü aşkın şirket bu işle uğraşıyor. Hukukçular, gayrimenkul danışmanları, muhasebeciler… Hepsi zenginlere yeni bir pasaport bulmakla meşgul. 
Yatırım-göç endüstrisi 2025'te 40 milyar dolarlık ciroya ulaştı; sektörde 1.200'ü aşkın şirket faaliyet gösteriyor. Hikâyenin asıl çarpıcı tarafı, bu yeni göçmenlerin kimliği. Bir Suriyeli göçmen ya da Bangladeşli işçi değil; New Yorklu bir avukat, Münihli bir doktor, Paris'in altıncı bölgesinden bir mimar.
Henley & Partners'ın listesinde Fransa, Almanya ve İspanya geçen yıl ilk kez "milyoner kaybeden ülkeler" arasına girdi. ABD ise tek başına dünyanın 30 milyon dolar ve üstü servete sahip insanlarının üçte birini barındırıyor ve oradan da artık çıkmaya çalışan büyük bir grup var. Philadelphialı bir göç hukukçusu, müşterilerinin çoğunun "Amerika'nın siyasi yönünden endişeli olduğunu" söylüyor. Bu cümleyi okurken bir an duraksadım. Yüzyıllarca "Amerika'ya gitmek" rüyaydı; şimdi "Amerika'dan gitmek" bir hizmet sektörü.
Trump'ın aile başına bir milyon dolarlık "Altın Kart" vizesinin pek talep görmediğini de yine The Economist aktarıyor; çünkü Amerikalı zenginler artık Amerika'ya değil, oradan kaçacak ülkelere para ödüyor. Bir ülkeye doğmak yüzyıllarca kader olarak görüldü. Sonra emekle, bedelle, sınavla aşılabilen bir engele dönüştü. Bugün ise (özellikle yeterince paranız varsa) pasaport bir varlık yönetimi aracı. Bir ev gibi, bir hisse senedi gibi alınıp satılan, çeşitlendirilen, taşınan bir şey.

Henley & Partners verilerine göre geçen yıl Fransa, Almanya ve İspanya ilk kez "milyoner kaybeden ülkeler" arasına girerken, ABD'den ayrılan zenginlerin sayısı da hızla artıyor. Karayipler'deki St Vincent ve Grenadines, bu programı "kritik bir ekonomik direk" olarak tanımladı. Özbekistan, Maldivler ve Nauru da kendi programlarını tasarlatmak için danışmanlara başvurdu. Ama bazı ülkeler tam tersi yönde adım atıyor: İspanya geçen yıl 500.000 euroluk gayrimenkul yatırımı karşılığında oturum izni veren
programını iptal etti. Avrupa Birliği Adalet Divanı, Malta'nın doğrudan yatırımla vatandaşlık satan
programını AB hukukuna aykırı buldu. Bu ülkelerin kaygısı da finansal değil, aslında çok daha temel. Kapıyı kim çalıyor, onu gerçekten tanıyor muyuz?

St Vincent ve Grenadines, Özbekistan, Maldivler ve Nauru gibi ülkeler kendi yatırım-vatandaşlık programlarını oluşturmak için danışmanlık şirketlerine başvuruyor. Belki de modern bir paradoksla karşı karşıyayız. Zenginler artık ülke seçebiliyor; ülkeler ise gelenleri seçemiyor.
"Vatan" sözcüğüne de bu süreçte farklı anlamlar yüklenmeye başladı. Kimine göre doğduğu toprak, kimine göre bayrağı taşıdığı kimlik, kimine göre alınıp satılan bir ürün. Anlatırken hep büyük bir kelime aitlik; ama bir fiyat etiketi yapıştırıldığında kafalar karışıyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.