Genç kimdir?

Türkiye’de, bazı hayati sorular ya hiç sorulmuyor ya da sadece laf olsun diye soruluyor. O soruların en önemlilerinden biri, “Genç kimdir?” sorusu... Bu sorunun ardına, daha can alıcı bir başka soru ekleyelim: Onlar; yani gençler, kim olduklarını biliyor mu?
Türkiye, tersine bir yola girmiş ve yaşlanmaya başlamış olmasına rağmen hâlâ genç bir ülke, ciddi sayıda genç nüfusa sahip... Gençlerine en erken yaşlarda seçme ve seçilme hakkı tanıyan ülkelerden de biri... Yani biz, gençlerimizden çok erken yaşlarda karar mekanizmalarını geliştirmelerini ve toplumsal hayata katılmalarını bekliyoruz. Neredeyse her gün değişen dönüşen bir dünyada hem geçmişlerini anlamalarını hem gelecek adına bir ufuk geliştirmelerini ve böylece sağlıklı kararlar verebilmelerini bekliyoruz.
Kim olduklarını biliyor muyuz peki bu gençlerin? Kreş yaşlarından başlayıp üniversiteye uzanan yirmi yılı aşkın süre boyunca kapalı devre bir okul hayatı yaşatıyoruz onlara. Milyonlarca sorulu, çoktan seçmeli test kitapları çözerek sıralı sınavlara hazırlanmaya da “eğitim hayatı” diyoruz. Bu yirmi yılı aşkın zaman, çocukluğa ve gençliğe dair dar ve geniş çevrede tecrübeler yaşamaları gereken dönemlere denk geliyor. Böyle kritik gelişme dönemlerinde, sosyal hayatla temas kurabilecekleri ortamların dışında tutuyor; öğretici sosyal ilişkiler geliştirebilecekleri vakti onlardan esirgiyoruz.
Velilerin de katılımıyla artık tamamen şuursuzlaşmış hâle gelen sınav zorlamaları ve kariyer planlamaları, -bu yöntemde başarı kaydetsin ya da etmesin- bütün gençleri uzun bir zaman boyunca esir alıyor. Bu, onların seçimi değil üstelik. Bunu, güya onların yararını düşünerek biz yapıyor; onları, hayatın gerçekten bir seyri olan her aşamasından dışarı düşürüyoruz. Üstelik bütün bunlar yaşanırken, -şartlar elvermediği için- her gencimize aynı imkânları veremiyor; fırsat eşitliğini de yeterince sağlayamıyoruz.
Dolu dolu yaşamaya en fazla değecek yıllarını ellerinden alıp, onları okullara, test kitaplarına hapsediyoruz. Peki, bu yoğun ve ağır süreçte onların kendilerine dair düşünceler edinmelerine imkân veriyor muyuz? Kim olduklarına dair bir fikirleri olması için onları azıcık rahat bırakıyor muyuz? Nereye doğduklarına, nasıl bir dünyada yaşadıklarına, nasıl bir geçmişin mirasçısı olduklarına; yaşadıkları toplumun değerlerine, üzerinde bulundukları coğrafyanın tarihsel ve neo-stratejik gerçeklerine dair bilgiler edinmelerine, bir muhakeme geliştirmelerine izin veriyor muyuz? Okullarımızda bu milletin bir ferdi, bu milletin tarihinin mirasçısı ve bu coğrafyanın insanı olma şuurunu gençlerimize yeter seviyede kazandırabiliyor muyuz?
Bugün Gazze’de iyilik ve kötülük bu kadar ayan beyanken, her şey bu kadar siyah beyazken, zulüm ve masumiyet bu kadar ortadayken bile kafa karışıklığı yaşıyor gençlerimizin büyük bir kısmı. Bir taraf seçmiş olanlar için dahi muğlak bölgeler hayli geniş... Bir çoğu için bu yaşananlar, herhangi bir dijital aksiyon oyununun herhangi bir zorlu “level”ı gibi neredeyse... Hepsine değil ama bazılarına çok daha dramatik (belki de gerçek dışı) geliyor sadece bu görüntüler...
Meselenin geçmişten bugüne seyri, aynı coğrafyanın ve aynı tarihin ortağı olarak bizi neden yakından ilgilendirdiği, ilgilendirmesi gerektiği konusunda büyük kısmının pek fazla fikri yok. Onları, bu ve benzeri hayati bilgilerden mahrum bir “müfredat”la, kendilerine dair fikir edinmelerine fırsat vermeden kapalı bir test laboratuvarında büyüttük biz çünkü.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.