ABD ve İsrail savaşı kaybettikçe hırçınlaşıyor

Katliamcı İsrail Başbakanı Netanyahu’nun iç politikadaki konumunu güçlendirmek ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak amacıyla attığı adımlar, Ortadoğu’da yeni bir savaş sürecini tetikledi. İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan gelişmeler, kısa sürede ABD’nin de doğrudan dahil olduğu geniş çaplı bir çatışmaya dönüştü. Saldırıların başlamasının üzerinden üç hafta geçerken, sahadaki ve uluslararası kamuoyundaki tablo daha net analiz edilebilir hale geldi.
Öncelikle ABD ve İsrail’in saldırılarının bilançosuna bakıldığında, İran’ın askeri altyapısına yönelik yoğun hava operasyonları dikkat çekiyor. Kritik tesisler hedef alındı; bazı askeri üsler ve lojistik hatlar ciddi zarar gördü. Sivil altyapının da bu saldırılardan etkilendiğine dair çok sayıda rapor uluslararası medyada yer aldı. Ekonomik açıdan ise İran üzerindeki baskı daha da arttı; enerji, ulaşım ve iletişim ağlarında kesintiler yaşandı. Tahran’da hedef alınan bazı depoların çevresel etkiler yaratabileceğine dair değerlendirmeler de gündeme geldi. Tüm bu gelişmeler, kısa vadede İran açısından ciddi bir yıpranmaya işaret ediyor.
Bununla birlikte, ABD ve İsrail’in askeri operasyonlarla eş zamanlı olarak yoğun bir propaganda faaliyeti yürüttüğü de görülüyor. ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik sert ve abartılı söylemleri ile İsrail’in üst düzey suikastlar üzerinden “yenilmezlik” imajı oluşturma çabası, bu stratejinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Reklam
Ancak savaşın tek taraflı ilerlemediği açık. İran’ın karşılıkları da giderek daha görünür hale geldi. Bölgedeki ABD üslerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, İsrail şehirlerine yönelen misillemeler ve deniz hatlarındaki gerilim, çatışmanın genişleme riskini artırdı. İran’ın doğrudan ve dolaylı kapasitesini kullanarak verdiği karşılıkların, beklenenden daha organize olduğu gözlemleniyor. Bu durum, çatışmanın kontrol altında tutulmasını zorlaştırıyor.
İran’ın stratejisinin ekonomik boyutu da dikkat çekici. Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin ciddi şekilde azalması, küresel petrol fiyatlarını yukarı çekti ve stagflasyon riskini artırdı. Bu durum, geçmişte yaşanan petrol krizlerini hatırlatan bir tablo ortaya koyuyor.
İsrail cephesinde ise savaşın etkileri yalnızca askeri alanla sınırlı kalmadı. Uzun süredir “aşılamaz” olarak sunulan hava savunma sistemlerinin yoğun saldırılar karşısında zorlandığına dair görüntüler ve analizler, savunma kapasitesine ilişkin algıyı sarstı. Özellikle Demir Kubbe sisteminin yoğun füze saldırıları karşısında yetersiz kaldığına dair değerlendirmeler dikkat çekti. İran saldırılarının şehirlerde yarattığı tahribat ve sivil yaşam üzerindeki etkileri, İsrail’in güçlü ve kontrol sahibi olduğu yönündeki söylemleri zayıflattı.

Ekonomik tablo da çarpıcı. Altyapı hasarları, ticaretteki durgunluk ve artan savunma harcamaları nedeniyle İsrail ekonomisinin ciddi bir maliyetle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Bu durum, savaşın yalnızca cephede değil, toplumun tüm katmanlarında hissedilen çok boyutlu sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.
Reklam
5 Mart ile 24 Mart arasında Tel Aviv Borsası'ndaki kayıp 90 milyar dolara yaklaştı. İsrail’de savaş sebebiyle iş ve üretim kayıplarının ise her ay için 10 ile 20 milyar dolar arasında olduğu düşünülebilir. İsrail’deki kritik alt ve üst yapıya verilen hasarların 5-10 milyar dolar civarında kayıpa sebep olduğu düşünülebilir. Hava ve yer savunma sistemlerinin kullanımı (önleme füzeleri, bomba ve roketler, düşen uçaklar, vs.), asker kayıpları, saldırılara karşı yapılan askeri operasyonlar, yedek askerlerin seferber edilmesi ve mühimmat tüketimi gibi doğrudan savaş giderleri de milyarlarca dolarlık ek yük oluşturur. Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, Netanyahu’nun İsrail’e verdiği ekonomik zararın yüz milyar doların üzerinde olduğu görülecektir.
Savaşın toplumsal etkileri de dikkat çekici. Güvenlik kaygıları nedeniyle bazı İsraillilerin ülkeyi geçici ya da kalıcı olarak terk ettiği, kalan nüfusun ise uzun süre sığınaklarda yaşamak zorunda kaldığına dair haberler uluslararası basında yer buldu. Sürekli alarm hali ve günlük yaşamın kesintiye uğraması, toplum üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturdu.
Genel tablo değerlendirildiğinde, saplantılı ve dengesiz nitelikleri iyice ortaya çıkan ABD ve İsrail’in yönetimlerinin dünyaya verdiği zararın düşünülenin çok ötesinde olduğu ortaya çıkıyor. ABD yönetimi içinden gelen sert, saldırgan ve dışlayıcı söylemler de bu algıyı güçlendiriyor. Diplomatik dili zorlayan açıklamalar, ülkenin uluslararası meşruiyetine zarar verebilecek nitelikte. Bu durum, savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik ve ahlaki boyutta da tartışmalı hale geldiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, sahadaki taktiksel başarıların İsrail ve ABD açısından ciddi bir stratejik ve fiziksel kayba dönüştüğü anlaşılıyor. Aynı zamanda, küresel ölçekte önemli ekonomik, sosyal ve insani zararların ortaya çıktığı da açıktır.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.