Afganistan: Türkiye için stratejik öneme sahip kardeş ülke

Büyük Satranç Tahtası adlı eserinde Zbigniew Brzezinski, Avrasya’yı küresel hâkimiyet mücadelesinin merkez sahnesi olarak tanımlar ve bu geniş coğrafya üzerinde kurulan etkinin dünya siyaseti üzerindeki yönünü belirleyeceğini savunur. Avrasya; nüfus, enerji, ekonomik üretim ve askerî kapasite açısından yoğun bir güç merkezi olarak öne çıkar. Brzezinski’ye göre Orta Asya, yalnızca coğrafi bir ara bölge değil, küresel güç dengelerinin kesişim noktasıdır. Tarih boyunca imparatorlukların rekabet sahası olan bu bölge, günümüzde de büyük güçlerin stratejik hesaplarında merkezi bir konumdadır.
Bu bağlamda Afganistan, uluslararası siyaset açısından kritik bir ülke konumundadır. Güney Asya, Orta Asya ve Orta Doğu arasında bir kavşak noktası olan Afganistan, enerji hatları, ticaret yolları ve güvenlik mimarileri açısından kilit geçiş sahasıdır. Nüfuz mücadelesi, yalnızca yerel istikrarı değil, Avrasya’daki güç dağılımını da etkileyen bir jeopolitik rekabetin parçasıdır.
Afganistan’ın önemi, ülkenin siyasal yapısı ile de ilgilidir. 2021’de Taliban yönetiminin iktidara gelmesi, Sünni İslam temelli bir siyasal düzen kurulmasını hedeflemektedir. Batıda Şii İran ile mezhepsel ve ideolojik bir çizgi farkı oluşması, Afganistan’ı Sünni-Şii jeopolitiğinin kesişim hattında stratejik bir ülke hâline getirir. Türkiye açısından Afganistan, tarihsel, kültürel ve dini bağlar nedeniyle dikkatle izlenmesi gereken bir alan oluşturmaktadır. Afganistan’ın jeoekonomik önemi, sahip olduğu yeraltı kaynaklarıyla da artmaktadır. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ve uluslararası raporlar, ülkenin maden rezervlerinin toplam değerinin 1–3 trilyon dolar arasında olabileceğini göstermektedir. Bakır, demir, altın, kobalt ve nadir toprak elementleri açısından zengin olan Afganistan, lityum rezervleri nedeniyle “lityumun Suudi Arabistan’ı” olarak da anılmıştır. Bu kaynaklar, enerji ve teknoloji tedarik zincirlerinde stratejik bir değer taşır ve küresel güçlerin ilgisini çeken bir alan yaratır.
Reklam
Coğrafi olarak Çin ile kısa bir sınırı (Vahan Koridoru) bulunan Afganistan, Pekin’in batı güvenlik stratejisinde kritik bir öneme sahiptir. Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde uyguladığı politikalar, Müslüman Türk nüfusun demografik ve ekonomik etkisini azaltmayı hedeflediği için Afganistan’daki istikrar Pekin açısından stratejik bir güvenlik unsuru olarak görülmektedir. Ayrıca Afganistan, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki kara bağlantılarının güvenliği açısından da önem taşır.
Afganistan, tarihsel olarak da stratejik bir konuma sahiptir. “Asya alt kıtası” olarak bilinen Hindistan, Pakistan ve Bangladeş bölgesi, 11. yüzyıldan itibaren Gazneliler ve Gurlular gibi Müslüman Türk hanedanlarıyla İslam dünyasının siyasal alanına dahil olmuştur. 16. yüzyılda Babür İmparatorluğu ile bu bölge uzun süre Türk-Moğol kökenli elitlerin yönetiminde kalmıştır. 18. yüzyılın sonunda Britanya İmparatorluğu’nun kontrolüne giren alt kıta, Afganistan’ın aksine doğrudan sömürgeleştirilmiştir. 19. yüzyılda İngiliz-Afgan savaşlarında Afganlar, İngiliz ordusuna ağır kayıplar vererek siyasal bağımsızlıklarını korumuş ve kolonyal yönetime girmemiştir. Bu durum, Afganistan’ı bölgedeki diğer alt kıta topraklarından farklı kılar ve jeopolitik özerkliğini pekiştirir.

Günümüzde Hindistan, Narendra Modi liderliğinde İsrail ile savunma, teknoloji ve güvenlik alanlarında yakın ilişkiler kurarken, Pakistan Türkiye’nin yakın müttefiki olarak Hindistan ile çatışmaktadır. Afganistan’daki Taliban yönetimi ile Pakistan arasındaki gerilimler, sınır güvenliği ve silahlı gruplar nedeniyle artmakta ve Türkiye açısından diplomatik manevra alanını daraltmaktadır.
Afganistan’ın jeopolitik ağırlığı, kuzey–güney ve doğu–batı ulaştırma ve enerji koridorlarının kesişiminde bulunmasından da kaynaklanmaktadır. Ülke, Orta Asya’yı Hint Okyanusu’na, Çin’i İran ve Orta Doğu’ya, bölgeyi Güney Asya limanlarına bağlayabilecek stratejik transit hatların merkezindedir. Trilyon dolarla ifade edilen yeraltı kaynakları ile birleştirildiğinde Afganistan, Türkiye ve bölge ülkeleri için stratejik ve jeoekonomik açıdan kritik bir merkez hâline gelmektedir. Çin’in Afganistan’daki nüfuz artırma çabaları dikkat çekmektedir. ABD’nin çekilmesi ve Rusya’nın sınırlı kapasitesiyle oluşan güç boşluğu, Pekin için fırsat yaratmıştır. Çin, hem güvenliği kontrol etmek hem de Kuşak ve Yol güzergâhlarını güvenceye almak amacıyla Afganistan’da etkinliğini artırmaktadır.
Reklam
Türkiye ise Afganistan’a karşı temkinli ve mesafeli bir politika izlemektedir; diplomatik Afganistan pasaportlarına vize uygulanması, resmi temasları sınırlayan bir adım olmuştur. Oysa tarihsel hafıza, kültürel ve dini bağlar, Türk kökenli topluluklar üzerinden kurulan yakınlık, Türkiye’nin Afganistan’da etkin bir politika geliştirebileceği güçlü bir zemin sunmaktadır. Afganistan, yalnızca güvenlik riski değil, aynı zamanda Türkiye için tarihsel, stratejik ve jeoekonomik fırsatlar barındıran bir kardeş ülkedir.
Türkiye ve Afganistan halkları arasında derin bağlar vardır; Afganlar, Gazneli Mahmud’u kendi kahramanları olarak görür ve Türkiye’yi en az Pakistan kadar yakın bir kardeş olarak kabul eder. Kısacası: Türkiye’nin Afganistan’dan uzak durmaması, bölgesel etkisini artırması ve diplomatik, ekonomik ve kültürel alanlarda aktif rol alması stratejik açıdan kritik önemdedir.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.