Dünya ekonomisinde kırılganlıklar artıyor: Artan kamu borçları, ticaret savaşları ve jeopolitik riskler

Murat Yülek
Murat YülekZ Raporu Dergi Yazarı
10:00, 15/12/2025, Pazartesi • GZT Haber Merkezi
Dünya ekonomisinde kırılganlıklar artıyor: Artan kamu borçları, ticaret savaşları ve jeopolitik riskler
Dünya ekonomisinde kırılganlıklar artıyor: Artan kamu borçları, ticaret savaşları ve jeopolitik riskler

​Küresel ekonomi yeniden büyük bir kırılganlık eşiğine gelmiş durumda. Bir yandan kamu borçları tarihsel zirvelerde dolaşırken, diğer yandan ticaret savaşları, jeopolitik rekabet ve bölgesel çatışmalar büyüme görünümünü tehdit ediyor. Üstelik bu tabloya, büyük güçlerin kendi iç zayıflıkları ve sistemsel dönüşümler de eşlik ediyor. Çin’in ekonomik ağırlığının artması, buna karşılık ABD ve Avrupa’da hem siyasi hem ekonomik düzeyde belirgin bir yorgunluk (ve hırçınlık) hissedilmesi, küresel düzenin daha parçalı bir yapıya evrilmesine yol açıyor.

Küresel ekonomi bugün üçlü bir baskıyla karşı karşıya:

1.Düşük büyüme potansiyeli,

2.Artan kamu borçları,

3.Yoğunlaşan jeopolitik rekabet.

Bu üç olgunun üst üste gelmesi, ekonomik istikrarsızlık riskini daha da artırıyor. Borç yükü, ekonomilerin politika alanını daraltırken; jeopolitik gerilimler, hem ticaret hem de yatırım akışlarını olumsuz etkiliyor. Bu kırılganlık sarmalından çıkış ise ancak kapsamlı reformlarla ve uluslararası koordinasyonun güçlendirilmesiyle mümkün olabilir.

Küresel büyümenin zayıf dinamikleri

Son beş yılda küresel ekonomi, toparlanma ve yavaşlama döngüleri arasında sıkışmış durumda. Kovid salgını sonrası dönemin geçici canlanmasının yerini düşük verimlilik, yüksek enflasyon ve riskten kaçınmanın hâkim olduğu bir ekonomik ortam aldı. Faiz oranlarının uzun süre yüksek seviyelerde kalması, yatırımlar üzerindeki baskıyı artırdı. Gelişmekte olan ekonomiler, artan risk primleri nedeniyle finansmana daha maliyetli erişmeye başladı.

Daha önemlisi, büyümenin zayıf seyri artık yalnızca konjonktürel bir görünüm değil; yapısal bir eğilime dönüşüyor. Yaşlanan nüfus pek çok büyük ekonomide iş gücü arzını daraltıyor. Teknolojik dönüşümün olumlu etkileri henüz geniş ölçekli bir verimlilik artışına dönüşmüş değil. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yapılan yatırımlar ise uzun vadeli fayda yaratmakla birlikte kısa vadede ciddi bir mali baskı oluşturuyor. Tüm bu gelişmeler, küresel ekonomiyi daha düşük büyüme potansiyeline sahip yeni bir dengeye itiyor.

Kamu borçlarında tehlikeli tırmanış

Kamu borçlarının ulaştığı boyutlar endişe verici seviyelerde. Artan borç yükü, birçok ülkenin mali manevra alanını daraltarak ekonomik istikrarı tehdit ediyor. Dünya ülkelerinin toplam kamu borcu Ekim ayında 110 trilyon doları geçti. Bu rakam, dünya ekonomisinin (toplam GSYH) yüzde 100’ünün üzerinde.

Dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’de, kamu borcu, son yıllarda hızlı bir artış göstererek yaklaşık 38 trilyon dolar seviyesine ulaşmış durumda. Borcun GSYH’ye oranı ise yüzde 100 civarında seyrediyor. Bu tablo, faiz ödemelerinin bütçedeki payının hızla yükselmesine yol açıyor. Altyapı, sosyal güvenlik ve savunma gibi temel harcama kalemleri üzerinde baskı artarken, uzun vadeli mali esneklik belirgin biçimde azalıyor. Trump döneminde daha da büyüyecek olan bütçe açıkları ABD kamu borçlarını daha da artıracak.

2024 yılı itibarıyla Çin'in toplam resmi kamu borcunun yaklaşık 16,65 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakam Çin'in GSYH'sının yüzde 96,3'üne tekabül ediyor. Ancak, yerel yönetimlerin borçları ve bütçe dışı yükümlülükler de dahil edildiğinde kamu borcunun GSYH'nın yüzde 130’una yakın olduğu tahmin edilebilir. Hanehalkı ve şirket borçları dahil edilirse toplam kamu ve özel sektör borçları GSYH'nın yüzde 300'ünü aşıyor. Dahası, Çin Komünist Partisi ekonomik büyümeyi teşvik etmek için borçlanmayı artırmaya devam etmektedir ve bu durum, borç seviyelerinin önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğine işaret ediyor.

Küresel borçluluk denildiğinde akla gelen ilk ülkelerden biri olan Japonya’da kamu borçları 10 trilyon dolara dayandı (GSYH’nin yaklaşık yüzde 240’ı). Japonya’nın borçlanma dinamiği, demografik eğilimlerle birleştiğinde kırılganlığı daha da artırıyor. Yaşlanan nüfus, üretkenliği zayıflatırken sosyal güvenlik harcamalarını yükseltiyor ve borç sürdürülebilirliğini daha hassas hale getiriyor.

Avrupa’da da hastalıklı ekonomiler var. Ekim 2025 verilerine göre İtalya'nın kamu borcu 3 trilyon euronun (yaklaşık 3,1 trilyon ABD doları) üzerine çıktı. 2024 yılı sonu itibarıyla bu borcun GSYH'ya oranı yaklaşık yüzde 135,3 olarak gerçekleşti. İtalya, Yunanistan'ın ardından Euro Bölgesi’ndeki en yüksek kamu borcu seviyelerinden birine sahiptir. Borç/GSYH oranı, 2020'deki yüzde 154,9'luk zirveden sonra bir miktar düşüş göstermiş, ancak 2024 ve 2025 yıllarında tekrar yükselişe geçmesi beklenmektedir. Bu yüksek borç seviyesi, ülkenin ekonomik büyümesini sınırlayabilecek ve borçlanma maliyetlerini artırabilecek bir risk faktörü olarak görülmektedir.

Küresel ölçekte bakıldığında, yüksek borçluluk yalnızca bu iki ülkeye özgü değil. Büyük ekonomilerin önemli bir kısmı, pandemi sonrası dönemde borç stoklarını ciddi biçimde artırdı. Üç büyük ekonomi — ABD, Çin ve Japonya — dünya kamu borcunun büyük bölümünü oluşturuyor. Böyle bir durumda küresel bir faiz şoku, finansal kırılganlıkları tetikleyecek gerilimler yaratabilir.

Jeopolitik riskler ve ticaret savaşlarının ekonomi üzerindeki baskısı

Kamu borçlarındaki hızlı yükseliş, jeopolitik risklerin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Özellikle ABD ve Çin arasındaki stratejik rekabet, dünya ekonomisinin en önemli belirsizlik kaynaklarından biri haline gelmiş durumda.

Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor; ülkeler kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak için "stratejik özerklik" arayışına yöneliyor. Yarı iletkenler, kritik mineraller, temiz enerji teknolojileri ve savunma sanayii odaklı politikalar, küresel ticaretin verimliliğini düşürüyor. Bu durum, hem maliyetleri artırıyor hem de uzun yıllarda kurulmuş olan küresel üretim ağlarının etkinliğini azaltıyor.

ABD-Çin rekabetine ek olarak, Ortadoğu ve Doğu Avrupa’daki çatışmalar, enerji ve gıda piyasalarında belirsizlik yaratıyor. Yükselen jeopolitik riskler, yatırımcıların güvenli limanlara yönelmesine neden olurken, gelişmekte olan ekonomilerin borçlanma koşullarını ağırlaştırıyor.

Çin, üretim ve teknolojik kapasitesi ve artan yumuşak gücü ile küresel ekonomide giderek daha belirleyici bir aktör haline geliyor. Pekin’in Afrika, Orta Asya ve Güneydoğu Asya’da artan ekonomik varlığı; altyapı finansmanı ve dijital teknolojilerdeki üstünlüğü, küresel güç dengesini dönüştürüyor.

Diğer kutup olan ABD, iç siyasette son derece derin bir kutuplaşma yaşıyor. Bütçe anlaşmazlıkları, borç tavanı tartışmaları ve kurumsal işleyişteki gerilimler, uzun vadeli mali planlamayı zorlaştırıyor. Bu durum, ABD’nin küresel ekonomi üzerindeki liderliğini sürdürülebilir kılmasını daha güç hale getiriyor.

Avrupa’da, özellikle Almanya ekonomisinde belirgin bir yavaşlama ve siyasi boşluk eğilimi var. Almanya’nın sanayi üretimi, enerji maliyetleri ve yeşil dönüşümün getirdiği yük nedeniyle baskı altında. Politik arenada ise koalisyon kırılganlıkları, reform süreçlerini yavaşlatıyor. Bu durum Avrupa'nın hem ekonomik hem siyasi etkinliğini sınırlayan bir faktör haline geliyor.

İleriye bakış

Gelecek dönemde ülkelerin odaklanması gereken bazı temel öncelikler öne çıkıyor: verimlilik artışını destekleyen yapısal reformlar, borç sürdürülebilirliğini önceleyen mali stratejiler, enerji güvenliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıran politikalar. Bunlara ek olarak, büyük güçler arasındaki rekabetin yönetilebilir bir çerçeveye oturtulması, küresel barış ve ekonomik istikrar açısından kritik önem taşıyor.

Dünya ekonomisi, kırılgan bir dönemin içinden geçiyor. Yükselen kamu borçları, yavaşlayan büyüme ve artan jeopolitik baskılar, küresel sistemi daha karmaşık ve öngörülemez bir hale getiriyor. Büyük güçlerin iç kırılganlıkları ve Çin’in yükselen etkisi, bu dengeyi daha da hassaslaştırıyor. Önümüzdeki yıllar, ekonomik aklın ve uluslararası iş birliğinin sınandığı bir dönem olacak. Bu sınamadan güçlü çıkan ekonomiler ise esnek, üretken ve değişime uyum sağlayabilen ekonomiler olacak.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026